Filiz Deniz: Şahmaran’ı kutsal kılan şey gücü değil, bilgeliğin altındaki kırılganlıktır

Bazı anlar vardır; insan o anı içine alır, büyütür, sessizce taşır. Kimse fark etmez. Bazen insanın kendisi bile. Ben ilk kez o anlardan birinde, kendimden hafifçe uzaklaştığımı hissettim. Büyük bir..

Yayınlanma: Güncelleme: 4 views

Bazı anlar vardır; insan o anı içine alır, büyütür, sessizce taşır.

Kimse fark etmez. Bazen insanın kendisi bile.

Ben ilk kez o anlardan birinde, kendimden hafifçe uzaklaştığımı hissettim.

Büyük bir acı değildi. Gürültülü bir yıkım da.

Sadece içimde bir şey yerinden oynadı.

Ve içimde bir yerde, bunun geri gelmeyeceğini bildim.

O an şunu anladım:

İnsan her zaman dışarıdan incinmez.

Bazen kendini korumak için geri çekilir.

Ve tam o geri çekildiği yerde kırılır.

Bu kırılmayı, Şahmaran’ın hikâyesini okurken daha iyi anladım.

Onun başına gelen şey, saklanmak değil; gerçeğiyle yüzleşmeye inanmanın bedeliydi.

Güvenmenin bedeliydi.

Çünkü insan güvendiği anda savunmasız kalır.

Şahmaran bunu biliyordu. Ve yine de kabul etti.

İhaneti hep başkalarının bize yaptıklarıyla tanımlarız.

Oysa insan, en ağır ihaneti bazen kendi içinde büyütür.

Susarak.

Görmezden gelerek.

“Kaldıramam,” diyerek.

Her sustuğunda biraz daha eksilir.

Şahmaran’ın kırıldığı yer de tam burasıdır.

Şahmaran’ın hikâyesini okurken hissettiğim öfke, ihanete değil sadece;

güvene karşı sessiz kalanlara da yöneliydi belki.

O duyguyu biliyorum.

İnsanların sana bakıp hiçbir şey söylememesini.

Haklı olduğunu bildikleri hâlde yanında durmamalarını.

Kimsenin açıkça karşı çıkmamasını ama kimsenin elini de uzatmamasını.

Şahmaran öldürülmeden önce ne düşündü, bilmiyoruz.

Ama kırılma zaten orada başlar.

Şahmaran bilgeliğin kendisidir.

Ama bu bilgelik bağırmaz.

İsyan etmez.

Sessizce çöker insanın içine.

Hayatta bazı anlar vardır; yanlış apaçık ortadadır ama konuşmak ağır gelir.

Sadece bir an.

Doğruyu söylemenin bedeli, susmanın yükünden daha büyük görünür.

İnsan o an kendini kurtardığını sanır.

Oysa sadece erteler.

Şahmaran’ın yüzleşmesi, içinde taşıdığı bilgeliğin vardığı son duraktı.

Zamanla şunu öğrendim:

Bilmek insanı güçlendirmez.

Çoğu zaman yalnızlaştırır.

Kırılma budur.

Sessizdir.

Ama kalıcıdır.

Bilmek, gerçeği yüksek sesle savunmak değildir.

İnsanın ne kadar kolay çözüldüğünü kabul etmektir.

Şahmaran’ı kutsal kılan şey gücü değil, bilgeliğin altındaki kırılganlıktır.

Onu güçlü olduğu anlarda değil, dayanamadığı anlarda anlamak gerekir.

Çünkü insan tam da orada gerçektir.

Şahmaran’a ihanet edildiğinde tarih bir sayfa çevirdi.

Ama eksilen sadece bir bilgelik değildi.

O bilgiye ihtiyacı olanlar da eksildi.

Tanık olmak da bir yüktür.

Ve her yük taşınmaz.

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu söyleyebiliyorum:

İnsan her zaman kötü olduğu için ihanet etmez.

Çoğu zaman yorulduğu için yapar.

Korktuğu için.

Yalnız kalmaktan çekindiği için.

Bu, suçu hafifletmez.

Ama Şahmaran’ın neden yalnız kaldığını açıklar.

İnsan bazen ayakta kalır ama içinden çöker.

Dışarıdan devam eder, içerden çöker

Ve en ağır olan şudur:

İnsan, kırıldığı anı unutmaz.

Camsap, kendi ihanetinin ağırlığını taşıyan bir çocuk gibi o kuyunun dibinde kaldı.

O an karanlık kuyunun dibinde kaldı.

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.