Filiz Deniz: Düşlerim Anka Kuşu misali, külünden yeniden doğmayı bekliyor

Yollar çoğalıyor önümde. Ne kadar kaçarsam kaçayım, yollar hep bana çıkıyor. Soğuk asfalt yollarda her adımda yalnızlığımı katmerliyorum. Cam mekânlı kahvelere sığınıyorum. Yüzlere bakıyorum; çoğu boş, bazıları ilk bakışta şiir..

Filiz Deniz: Düşlerim Anka Kuşu misali, külünden yeniden doğmayı bekliyor
Yayınlanma: Güncelleme: 3 views

Yollar çoğalıyor önümde. Ne kadar kaçarsam kaçayım, yollar hep bana çıkıyor.

Soğuk asfalt yollarda her adımda yalnızlığımı katmerliyorum.

Cam mekânlı kahvelere sığınıyorum. Yüzlere bakıyorum; çoğu boş, bazıları ilk bakışta şiir gibi. Zamanın yükü tek tek beliriyor o yüzlerde.

Belki de kalabalığın en güzel yanı, kimsenin seni fark etmemesidir. Duvarda asılı bir resim gibi sessizce duruyorsun.

Gülen dudakların ardında ağlayan yürekler görüyorum,
Ben anlam veremediğim sohbetlerin öznesi oluyorum bazen.
O sohbetlerde tanıdık bir cümle arıyorum,
Yaşanmışlığıma denk düşecek bir söz, eskinin tılsımını taşıyan bir imge bazen…

Eskiden büyüsüne kapıldığım peri diyarlarım vardı. Denizin derin sırlarını fısıldayan deniz kızı konuşurdu benimle.

Saklambaç oynayan cüce dostlarım vardı.

Devler bazen gizlice penceremden bakardı bana, sonra bir gök gürültüsü ile kaybolurlardı.

Sislerin içinde saklanan şatolar vardı, şatolara haps olmuş prensesi bulmaya çıkardım bir odadan diğer odaya…

Konuşan ağaçlar gizlice vısıldardı bana,
Kanatları gümüşten, toynakları yıldız
tozuyla bezenmiş uçan atlara biner rüzgârın şarkısını dinlerdim.

Hızırın keçileriyle tüm ziyaretleri gezer, düzgünbabanın bir odasında uyuya kalırdım.
Rüyamda annemin duasıyla yoğurduğu Parxaç kokusuyla açardım gözlerimi,

Bir öpücükle prense dönüşen kurbağaları hayal ederdim,
Sihirli yüzükler saklardım çekmecemde,

Unutulmuş büyülü sözleri bulmak için kitapların sayfalarını hızlı hızlı karıştırıdım.

O dünyada her şey mümkündü, her günüm bir masala gebe, her gecem bir sihirle taçlanırdı.

Şimdiyse düşlerim, soğuk ve neşesiz.

Yollar çoğalıyor önümde ve ben geçmişin masallarıyla modern çağın yalnızlığı arasında kendime bir köşe arıyorum.

Saçlarımı okşayan Rüzgâr bile bilmiyor hangi çağda olduğumuzu.

Suya inen çakallar görüyorum,

Kuş uçmaz, kervan geçmez, karanlık ücra bir yerdeyim bazen…
Kaybolmanın korkusu ezer yüreğimi,

Issız bir yoldan geçtiğimde cinlerin kabusuna kapılıyorum, adımlarımın hızı kalbimin vuruşuna karışıyor.

Ölülerin gölgelerini görüyorum,

Sonra kanadı kırık kuşları görüyorum ağaç diplerinde,

Vurulmuş atlar yatar dere kenarlarında
Yüzüne iyiliğin maskesini takmış büyücüler görüyorum…

Yüreğime bir yılan çöreklenmiş gibi, günahtan sarhoş oluyorum.
Ve anlıyorum ki bu çağın ruhu değişmiş.
Hazin bir kış çökmüş düşlerime.

Kimse seni iyileştirmek için konuşmuyor,
herkes kendi zehrini bırakmanın derdinde.

Düşlerim ise Anka Kuşu misali,
külünden yeniden doğmayı bekliyor.

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.