Filiz Deniz: Herkes kendi sessizliğine yürür…

Heybem doluydu; şimdi yavaş yavaş açıyorum onu. Biriken hikâyelerin arasında yorgunluğumu buluyorum, kimden geçtiğini, ne zaman yerleştiğini bilmediğim bir yorgunluk bu. Bazı hikâyeler ağırlığını bırakıp gitmiş, bazıları hâlâ ellerime tutunuyor…

Filiz Deniz: Herkes kendi sessizliğine yürür…
Yayınlanma: Güncelleme: 3 views

Heybem doluydu; şimdi yavaş yavaş açıyorum onu. Biriken hikâyelerin arasında yorgunluğumu buluyorum, kimden geçtiğini, ne zaman yerleştiğini bilmediğim bir yorgunluk bu.

Bazı hikâyeler ağırlığını bırakıp gitmiş, bazıları hâlâ ellerime tutunuyor.
Bazıları çocukluğumun derin yarası olan  yetimliğimin soğuk yüzü…

Belki de insan, taşıdıklarının değil, bırakamadıklarının yorgunluğunu yaşıyor.

Uzun zamandır susuyorum çünkü kelimeler, yorgunluğun dilini bilmiyor.
Yorgunluk konuşmaz ağır ve sessiz çöker insanın üstüne,

O sessizlikte duyuyorum kendi içimin uğultusunu, neyin bittiğini, neyin hâlâ sürmekte olduğunu ayıramadığım bir uğultu bu.

Bir zamanlar dinlediğim hikâyeler şimdi bana bakıyor,
Hepsi aynı şeyi sorar gibi: “Ne kaldı bizden geriye?” Ve ben bilmiyorum…

Anlatırken, yazarken tüm taşıdıklarımı heybemden attığımı sanmıştım, meğer her cümlede biraz daha çoğalmış biraz daha uyuyan parçalarımı uyandırmışım.

Şimdi anlıyorum yorgunluk kendini taşımaktan doğuyor.

İçimde, yıllardır konuşmayı bekleyen parçalar var, zamanın unuttuğu…

Heybemden dökülenlerin her biri bir yüz, her biri bir ses, her biri bir susuş…
Bazılarını hatırlamak istiyorum, bazılarını unutmak.
Ama unutuş da bir lütuf değil her zaman; bazen sadece başka bir yorgunluk biçimi.

Biliyorum, bu yol bitmeyecek.
Çünkü içsel yolculukların sonu yok; sadece başka eşiklere varıyor insan.
Ve her eşiğin ardında yeni bir sessizlik bekliyor.

Yorgunum…
Bilge adam dediki:

“Yorgunsun, öyle mi?”

Bu yorgunluk,
Bedenin yükünden değil,
Ruhunun kıyısında birikenlerden …
Kendini kabullen, hikâyelerini kabullen,
Hiçbir yere ait olamayışını kabullen,
Kimseye benzemeye çalışma,
Hiçbir yere tam olarak kök salmaya çalışma,
Bu eksiklik değil;
Senin gerçeğindir.
Ne kadar direnirsen, yorgunluk o kadar ağırlaşır…”

Sanırım olgunlaşmak budur,
Heybeni boşaltırken, kendini yavaşça anlamaya başlamak…

Belki de insanın en derin yalnızlığı, tam da kendini anlamaya başladığı o anda başlar.
Çünkü anlamak yorulmaktır.

Martin Heidegger’in “dünyaya atılmışlık”
dediği bu olsa gerek.

Bazen bir aynada, kendi bakışına bir yabancı gibi rastlamak kadar keskindir.

Çünkü yol nereye varır biliriz,
Ve sonunda, bütün yolların son durağa varmak için olduğunu fark ederiz.

İnsan yalnızdır bu yolculukta, son durakta yalnız olduğu gibi.

Ve içinde yankılanan tek ses, varoluşun çıplak gerçeğidir.

Sonunda anlarız ki, bütün yollar insanın kendine yolculuğudur.

Herkes kendi sessizliğine yürür, kendi yankısında kaybolur. Çünkü bu yol, baştan beri yalnız yürümek içindir…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.