Filiz Deniz: O sessizlik hâlâ bir sinemacının yarım kalmış hikâyesini taşır

İnsanlığın vicdanı, o gün bir arabanın arkasında sürüklenmişti. Ekim’di… Yerin de göğün de duyduğu bir çığlık yükselmişti. Sokağa çarpa çarpa büyüyen o sessizlik, utancını taşlara gömüp kimseye anlatamadı. Ne çok..

Yayınlanma: Güncelleme: 3 views

İnsanlığın vicdanı, o gün bir arabanın arkasında sürüklenmişti.

Ekim’di… Yerin de göğün de duyduğu bir çığlık yükselmişti.

Sokağa çarpa çarpa büyüyen o sessizlik, utancını taşlara gömüp kimseye anlatamadı.

Ne çok öldük, içimiz ne çok yangın yerine döndü. Her ocağa bir ateş düştü, düştüğü yeri kavurdu…

Bir yerde okumuştum: “Ateş, içi yanana gerçeği öğretir.” Biz de gerçeğimizi hep yanarak, öğrendik.

Sokakların bir dili vardır. Bazen bir sokağa girersin; hafızanın en eski çekmeceleri açılır, ayak izleri konuşur, gölgeler yanından geçer.
Birden sokağın soluğu ağırlaşır…

Hasta bir adamın zor nefes alışı gibi bir ağırlık çöker sokağa.

İşte tam da böyle bir sokaktayım şimdi. Eski bir kent sokağı… Hem tanıdık hem de çok uzak.

Bir yüz çıkıyor karşıma, bir ses, bir gölge… Heybemde yıllarca taşıdığım anılar bir anda ayaklanıyor.

Bir yüz, “Beni tanıyorsun,” diyor. Tanıyorum elbette. Çünkü o yüz sadece hafızama değil, vicdanıma da derin yaralar açtı.

Bir fotoğraf beliriyor gözlerimde: Yerde sürüklenen cansız bir beden.

“Unut,” diyorum kendime. Ama sokak unutturmuyor. Yer de gök de yeniden inliyor. Bedenim, onunla birlikte bir kez daha vuruluyor; tam yirmi sekiz kurşunla…

Bacaklarım sanki bir iple bağlanmış. Canımı yakan o ip mi, yoksa bedenime değen soğuk taşlar mı, bilemiyorum.

Acı içimden geçen soğuk bir demir gibi. Ama beni en çok acıtan, aklımdan geçen annem oluyor. O düşünce yakıyor bedenimi en çok.

İnsanlığın vicdanını kurşun geçirmez sanırdım; meğer ne kadar kırılganmış…

O temiz gülüşlü genç adamın esmer yüzü bir film karesi gibi düşer gözlerinizin önüne. Siz filmi izlersiniz, o da sizi. Sonra ışık yanar… Ve gerçek başlar.

Şırnak sokaklarının altında, adımlara sığmayan uzun bir sessizlik vardır. O sessizlik hâlâ bir sinemacının yarım kalmış hikâyesini taşır.

Belki de kamerası hâlâ o sokakta açıktır ve hayatın en çıplak hâlini kaydediyordur. O film aslında hiç bitmedi.

Ve bir gün, insanlık o gülüşle yüzleşmek zorunda kalacak. Her gün geçtiğimiz sokaklar o filmi başa saracak.

Gerçekten kaçanların yüzleştiği yer sokak olacak. Çünkü sokakların da bir hafızası vardır. Artık sadece taş ve toprak değil; bir vicdan, bir yük, bir sızı taşıyorlar.

O gülüş, kaldırımlara düşmüş bir soru işareti gibi duruyor orada. “Siz ne yaptınız?” diye soran, cevapsız bir soru… İnsanlığın sınavı, işte bu soruya vereceğimiz cevapta saklı.

Senin yarım kalmış sineman, bizim tamamlamak zorunda olduğumuz bir insanlık dersine dönüştü. O ders bitmedi, bitmeyecek de. Açılmamış bir sayfa gibi, yüzleşme vaat eden bir anı gibi… Duruyor hâlâ o sokakta.

 

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.