BIST 100
14.324,35 0,87%
DOLAR
44,8589 0,14%
EURO
53,1401 0,57%
GRAM ALTIN
6.979,50 1,27%
FAİZ
39,84 0,05%
GÜMÜŞ GRAM
116,96 3,62%
BITCOIN
76.192,00 1,27%
GBP/TRY
60,9867 0,57%
EUR/USD
1,1841 0,51%
BRENT
89,86 -9,36%
ÇEYREK ALTIN
11.407,71 1,23%
Diyarbakır Parçalı Bulutlu
Diyarbakır hava durumu
21 °
  • ANASAYFA
  • GENEL
  • Rojhilat’ın ABD ile İlişkileri-2: Washington yolunda iki lider

Rojhilat’ın ABD ile İlişkileri-2: Washington yolunda iki lider

1bc0151f-1528-41e2-8379-0264599d47c6

“Qasimlo, Amerika Birleşik Devletleri'nden "manevi ve siyasi destek" talebinde bulundu. İKDP'nin her zaman terörizm ve rehin alma eylemlerine karşı net bir tutum sergilediğini vurguladı; ayrıca siyasi birim başkanına, devrimci kurtuluş hareketleri için terörü bir araç olarak reddettiği Paris Terör Sempozyumu'nda sunduğu bir belgeyi verdi. ABD Başkanı'nın 'dağınık bir Afgan köktendinciler topluluğunu' kabul etmesine ve 'sürdürülemez Nikaragualı grupları' desteklemeye devam etmesine karşın, 'evrensel olarak tanınan insan hakları' için mücadele eden 'gerçek demokratik grupları' göz ardı etmesini anlayamadığını ifade etti.

Qasimlo, 10-12 bin aktif savaşçısı olduğunu ve lojistik nedenlerle daha fazlasını 'kaldıramadığını' söyledi; ancak ihtiyaç duyduğunda bu rakamın 'kat kat fazlasını' seferber edebileceğini belirtti. İranlı Kürtler arasında gerçek anlamda bir rakibinin olmadığını, 'yüzde sekseninin kendisini desteklediğini' ileri sürdü ve Irak'taki durumla kıyaslanmayı reddederek alay etti: 'İran'da Kürt bir Taha Ma'ruf'un cumhurbaşkanı yardımcısı olması ya da Kürtlerin bakanlık görevleri üstlenmesi gibi bir durum yoktur. Irak'takine benzer cahş sayıları da yoktur.'

Amerikan desteği talebinde bulunurken para ya da silah istemediğini özellikle vurgulayan Qasimlo, 'Elbette daha fazlası her zaman istenir ama bizde yeterince var' dedi. Finansman kaynaklarını açıklamak istemedi; yalnızca 'Kürdistan'daki her ailenin gönüllü katkı yaptığını' belirtti. Qasimlo, İran Kürdistanı'ndaki desteğinin 'kayalık gibi sağlam' olduğunu ileri sürerek gelecek konusunda 'iyimser' olduğunu ifade etti. Dağlarda 25 yıl daha dayanmaya hazır olduğunu ancak Humeyni yakında ölürse 'Tahran'da ciddi bir çalkantı yaşanabileceğini' ve İran ekonomisinin 'derin bir çöküş' içinde olduğunu belirtti.

Özellikle Bağdat'tan büyük rahatsızlık duyduğunu ve zorunlu olmadıkça oraya gitmediğini söyledi. Şah'tan nefret etmişti 'ama Humeyni çok daha kötüydü.' 1979'da Humeyni ile iki kez görüşmüş ve 'yüzsüzce yalana maruz kalmıştı.' Qasimlo ardından 'takiye'yi (daha yüce bir amaca hizmet eden yanıltma) Şii kişiliğinin yerleşik bir parçası olarak ele alan bir değerlendirme yaptı; siyasi birim başkanı da bu konuda yakın zamanda birkaç ders aldıklarını belirtti.

Qasimlo, İKDP'nin kendi başına rejimi deviremeyeceği için diğer İranlı muhalefet gruplarıyla ittifaka ihtiyaç duyduğunu kabul etti. Rejimin 'tüm geçim kaynaklarını tehdit altında hisseden yüz binlerce molla' gibi geniş bir desteğe sahip olduğunu ve devrilmesinin kolay olmayacağını dile getirdi.

Siyasi birim başkanı, Kürt meselesine ABD'de kamuoyunun sempatiyle yaklaştığını ancak bu konuda yeterli bilgi bulunmadığını belirterek Qasimlo'nun gazetecilerle ilişki kurmasının yararlı olabileceğini söyledi. Qasimlo, bu Bağdat ziyaretinde Kürtler hakkında kitap yazan ve kendisiyle on dört saatlik röportaj gerçekleştiren Washington Post muhabiri Jonathan Randal'ın vize sorununu çözdürdüğünü aktardı. Qasimlo, Sovyetlerin İKDP'yi her zaman Amerikalılar tarafından desteklenen bir örgüt olarak gördüğünü, Amerikalıların da her zaman Sovyetleri şüpheyle değerlendirdiğini, oysa İKDP'nin gerçek anlamda hiçbir dostu olmadığını dile getirerek yakındı.‘Bizim tek dostumuz dağlardır’ dedi.

Orta boylu ve ince yapılı olan Qasimlo'nun saçları griye dönmeye başlamış olsa da daha genç bir erkeğin çevikliğiyle hareket etmektedir. İyi bir hikâyeci olan Qasimlo, konuşmalarını sürekli bir mizah anlayışıyla renklendirmektedir.”

Yıllar sonra WikiLeaks belgelerinde yayımlanacak olan ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne ait 16 Şubat 1988 tarihli diplomatik yazışmada, İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP / PDK-İ) Genel Sekreteri Dr. Ebdurrehman Qasimlo bu şekilde rapor edilmişti.

ABD’nin büyükelçilikteki siyasi birim başkanı, İsveçli Büyükelçi Arne Thorén aracılığıyla görüşme talebinde bulunmuş; 12 Şubat 1988 günü Dr. Qasimlo altı saat süren bir öğle yemeğine davet edilmişti. Görüşmenin bütün ayrıntıları, sonuna Dr. Qasimlo’nun kısa biyografisi de eklenerek “Gizli Belge” koduyla Washington’a gönderilmişti.

“Yalnızca altıncı derecede iyi konuştuğu İngilizce ile dahi (Kürtçe, Farsça, Arapça, Fransızca ve Çekçeden sonra) son derece açık sözlü, rafine ve etkileyici bir kişilik olarak öne çıktı” sözleriyle tarif edilen Dr. Qasimlo; belgeye göre, Kürdistan dağlarından Avrupa’ya gitmek için beş ila yedi ayda bir gerçekleştirdiği Bağdat ziyaretlerinde genellikle İsveç ve Fransız büyükelçileriyle görüşürdü.

O günlerde Kürt güçleri ile Avrupa ülkeleri arasında ciddi bir gerilim vardı; zira Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (YNK) bağlı pêşmergeler üç İtalyanı rehin almış ve Dr. Qasimlo bu krizin çözülmesi için taraflar arasında arabuluculuk rolünü üstlenmişti. Bundan dolayı ABD’li yetkili ile yaptığı görüşmede, İtalyan Büyükelçisi Toscano ile az önce görüştüğünü ve üç İtalyanın serbest bırakılması için elinden geleni yapacağına dair söz verdiğini aktarmıştı.

İki hafta sonra yaşananlar, Dr. Qasimlo’nun ABD’li yetkiliye ve İtalyan Büyükelçisi’ne verdiği sözü tuttuğunu gösteriyordu. 1987’nin Ekim ayı ortalarında YNK’li peşmergelerin alıkoyduğu, Süleymaniye yakınlarındaki Dokan Barajı Elektrik Santrali Projesi’nde çalışan üç İtalyan teknisyen, 1988’in Şubat ayının son günlerinde serbest bırakılarak ülkelerine döndüler. Zaten Mam Celal; teknisyenlerin “rehin” değil, Kürt davasını dünyaya duyurmak ve İtalya ile Saddam Hüseyin rejimi arasındaki askeri-ekonomik işbirliğine son verilmesi için YNK tarafından misafir edildiklerini söylemişti.

Dr. Qasimlo, İtalyanların özgürlüğüne kavuşmasında üstlendiği rolün bir benzerini daha önce; 1981’de Kerkük yakınlarındaki bir sulama projesi sahasında, Irak Komünist Partisi tarafından kaçırılan iki Fransız mühendis olayında da sergilemişti. Yoğun çabaları ve yürüttüğü girişimler sonucunda, Fransız yetkililere mühendislerin salıverileceğine dair verdiği sözü yaklaşık üç ay sonra yerine getirebilmişti. Benzer bir misyonu 1984’te kaçırılan iki Kanadalı ve üç Fransızın serbest kalması sürecinde de üstlenmişti.

Batılılar lehine sergilediği tüm bu çabalara rağmen -ki o, Fransa Eski Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in deyimiyle “Kürdistan’ın dış dünyadaki yüzü” idi- Batı’nın Kürdistan’ı yalnız bırakmış olmasından ötürü asla büyük bir kırgınlık beslemedi. Hatta dostlarıyla ve eşi Helene Krulich ile yaptığı sohbetlerde, Kürtlerin zalim rejimlerin inisiyatifine terk edilmesini; “Ne yapalım, Avrupalıların çıkarları Kürdistan’dan daha büyük” gibi sözlerle, her zaman ironik bir dille ifade etti.

Viyana’daki ölüme üç gün kala…

Dr. Qasimlo; adına “müzakere görüşmeleri” denilen fakat aslında İran devletinin onu “ortadan kaldırmak” için başlattığı diyalog sürecinde, 1989’un ilk yarısında bu kez ABD Bağdat Büyükelçisi April Glaspie ile doğrudan temas kurdu. Amacı; adının ABD’nin “Tehlikeli Marksistler Listesi”nden çıkarılması ve Washington’a gidişinin önünün açılmasıydı. ABD’nin Orta Doğu’daki “ilk kadın büyükelçisi” unvanına sahip Glaspie’yi sonunda ikna etmeyi başaran Dr. Qasimlo, 1989’un Haziran ayında Avrupa’ya gittiğinde pasaportunda artık ABD vizesi vardı.
Fakat önce Stockholm’deki Sosyalist Enternasyonal Kongresi’ne katılması gerekiyordu. Bu kongreye çok büyük önem verirdi; partisi PDK-İ, 1983’teki Peru kongresinden bu yana buraya hep üst düzey katılım sağlıyordu. Zaten kendisinden sonra partinin başına geçen Dr. Sadıq Şerefkendî de aynı kongreye katılmak üzere Berlin’e gelecek ve hazırlıkları bir yılı bulan -adını “Mykonos Tuzağı” koyduğum- bir suikastla üç arkadaşıyla birlikte katledilecekti.

Stockholm’den sonra Paris’e geçen Dr. Qasimlo, ABD’ye gideceği için heyecanlıydı ve bu heyecanını dostları ve eşiyle paylaşmıştı. Öyle ki, ABD’deki görüşmelerde yapacağı konuşmaların İngilizce metinlerini düzeltmesi için eşi Helene Krulich’e vermiş; Viyana’ya gidişinden bir gün önce, 10 Temmuz 1989 akşamı ise ABD seyahati sevincini evinde verdiği bir yemekle kutlamıştı. Ancak 13 Temmuz 1989 günü Viyana’nın üçüncü bölgesinde, Linke Bahngasse Caddesi 5 numaralı binada bulan bir evde; partinin Avrupa temsilcisi Abdulkadir Azeri ve görüşmeyi organize eden Fadıl Resul ile birlikte İranlı tetikçilerin hedefi oldu.

Kimi iddialara göre suikasttan üç gün önce ABD’li yetkililer, Avusturya İçişleri Bakanı ile görüşmüş ve Dr. Qasimlo’ya yönelik Avusturya topraklarında bir saldırı gerçekleşebileceği konusunda uyarıda bulunmuşlardı. Yıllar sonra, 17 Şubat 2020’de Paris’te Fransız Senatosu’nda Dr. Qasimlo için düzenlenen konferansta bu iddiaları yeniden gündeme getiren PDK-İ eski Avrupa Temsilcisi Aziz Mameli; suikasttan iki gün önce ABD’lilerin muhatap Avusturyalı bakana bu yönde bir yazı ileterek ikazlarını yinelediklerini aktaracaktı.

ABD’nin uyarısına rağmen 13 Temmuz günü öğleden sonraya kadar Viyana’da İçişleri Bakanı ile görüşmeye çalışan -ancak randevusu gerekçesiz ve gizemli bir biçimde iptal edilen- Dr. Qasimlo, eli boş bir şekilde İranlılarla görüşme yerine gitmişti. “Müzakere masası”nda kurşunların hedefi olduğu anda ise cebindeki pasaportunda hâlâ ABD vizesi duruyordu.

Dr. Şerefkendî ile devam eden girişim
Dr. Qasimlo’nun ardından PDK-İ Genel Sekreteri olan Dr. Sadıq Şerefkendî de Avrupa ve ABD ile ilişkilere büyük önem veriyordu. 1970’lerde Paris’te doktorasını yapmış; Fransızca ve İngilizceyi akıcı konuşan sakin, güler yüzlü bir lider ve bilim insanıydı. 17 Eylül 1992 günü üç arkadaşı Fettah Abdoli, Humayun Erdalan ve Nouri Dehkordi ile birlikte Berlin’de katledilmeden önce; aynı yılın yaz aylarında Paris’te ABD’ye gitmek için o da girişimlerde bulunacaktı.

İki yıl önce “Mykonos Tuzağı” kitabı için kapısını çaldığım Fettah Abdoli’nin değerli eşi -aynı zamanda Pêşmerge ve mücadele arkadaşı olan- Kejal Hanım; yıllardır özenle sakladığı siyah bir çanta içindeki belgeleri ve not defterlerini önüme koyduğunda çok heyecanlanmıştım; hangisinden başlayacağımı bilemiyordum.

Günlerce Abdoli’nin ajandasındaki bilgiler üzerinde çalışmış; en çok da “7 Temmuz’da ABD Büyükelçiliği’nde randevu” notuna takılarak bu bilginin sırrını çözmeye gayret etmiştim. Bulduğum bilgiler sınırlıydı ancak şu kesindi: Dr. Şerefkendî, Avrupa Temsilcisi Fettah Abdoli ile birlikte Washington’a gitmek için ABD’nin Paris Büyükelçiliği ile temas kurmuş, hatta kendisine “yeşil ışık” bile yakılmıştı. Fakat Avrupa’da dolaşmak için cebinde taşıdığı pasaport başka bir adla düzenlenmişti ve öncelikle kendi adına bir seyahat belgesine ihtiyacı vardı.

Nasıl ki Viyana’dan dönemeyen Dr. Qasimlo Washington’a gidemediyse; Dr. Şerefkendî de Berlin’den dönemediği için Washington’a doğru yola çıkamadı…

26-27 Şubat 2026 tarihlerinde, Rojhilatlı partilerin kurduğu koalisyona ilişkin röportaj yapmak üzere PDK-İ’nin hali hazırdaki üst düzey isimlerinden Xalid Ezîzî’ye telefonla ulaşmaya çalıştım. Ancak kendisi şu an Avrupa’da olduğunu, sabah erkenden kalkan bir uçakla ABD’ye gideceğini ve bu nedenle röportajın mümkün olmadığını söyleyince hem üzüldüm hem de Dr. Qasimlo ve Dr. Şerefkendî’nin son anda yarım kalan amaçlarının gerçekleşecek olmasına sevindim. Zaten Ezîzî, 28 Şubat sabahı Washington’a ulaştığında, ABD’nin ilk füzeleri de Tahran’a ulaşmıştı.

Rojhilat’ın yakın tarihinin iki önemli siyasi figürü Dr. Qasimlo ve Dr. Şerefkendî’nin; ABD’ye gidip Kürt halkının İran devletine karşı verdiği mücadeleyi anlatma, “Manevi ve siyasi destek” talebinde bulunma- girişimlerini, İran savaşının başladığı ilk günden itibaren hep bir burukluk içinde hatırladım.

Kaynaklar;
- Kürt Ülkesinde Avrupalı Bir Kadın, Helene Krulich, Avesta Yayınları
- Abdurrahman Qasimlo, Études Kurdes- Institut Kurde de Paris, Avesta Yayınları
- Mykonos Tuzağı: Dr. Sadıq Şerefkendî Suikastının Perde Arkası, Perwer Armed, Dara Yayınları

**Fotoğraf: Dr. Sadıq Şerefkendî, Fettah Abdoli ve diğer partili arkadaşlarıyla birlikte Dr. Qasimlo’nun Paris’teki mezarı başında (13 Temmuz 1992).

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?