BIST 100
14.396,54 -0,43%
DOLAR
47,9526 0,06%
EURO
56,0377 0,09%
GRAM ALTIN
6.947,63 -0,30%
FAİZ
40,85 -0,05%
GÜMÜŞ GRAM
104,79 1,45%
BITCOIN
72.592,00 5,14%
GBP/TRY
65,4969 0,38%
EUR/USD
1,1671 -0,05%
BRENT
93,63 2,19%
ÇEYREK ALTIN
11.359,38 -0,30%
Diyarbakır Açık
Diyarbakır hava durumu
33 °

Tamer Çilingir: Kürtler Pontos’u Neden Bilmeli?

30083e07-aeef-4618-a9d2-ec9e74170342

Bir Kürde, kendi tarihini yalnızca devletin yazdığı kitaplardan okumasını önerir misiniz? Koçgiri'yi yalnızca devlet arşivlerinden, Dersim'i yalnızca resmî raporlardan, Ağrı'yı yalnızca Genelkurmay yayınlarından öğrenmesini… Kürtlerin yaşadığı bütün tarihsel kırılmaları "isyan", "eşkıyalık", "bölücülük", "dış güçlerin kışkırtması" başlıkları altında anlatan bir tarih yazımına güvenmesini ister misiniz? Sanırım istemezsiniz.

Öyleyse size ikinci bir soru: Pontos'u neden Türkiye Cumhuriyeti'nin size anlattığı şekliyle biliyorsunuz?

Çünkü aynı kitaplarda Pontos'un hikâyesi de birkaç kelimeye sığdırıldı:

  • "Pontusçuluk."
  • "Pontus isyanı."
  • "Rum çeteleri."
  • "Yunanistan'ın emelleri."
  • "Dış güçlerin kışkırtması."

Bir halkın yüzlerce yıllık yaşamı, köyleri, okulları, kiliseleri, manastırları, tüccarları, balıkçıları, madencileri, öğretmenleri, kadınları, çocukları kayboldu. Geriye bir "mesele" kaldı: Pontus Meselesi.

İşte Kürtlerin Pontos'u bilmesi gerektiğini düşündüğüm yer tam da burasıdır. Çünkü bazen başka bir halkın tarihine baktığınızda, kendi tarihinizi susturmak için kullanılan kelimeleri görürsünüz.

Bir halk önce nasıl "mesele" olur? Devletlerin çok eski bir marifetidir bu. Önce insanlar görünmez hâle gelir. Sonra onların yerine bir "mesele" yaratılır. İnsan yoktur artık.

  • "Kürt meselesi" vardır.
  • "Ermeni meselesi" vardır.
  • "Pontus meselesi" vardır.

Bu ifade biçimi masum değildir. Çünkü "mesele" dediğiniz anda karşınızda yaşayan, seven, üreten, korkan, çocuk büyüten insanlar değil; devletin çözmesi gereken bir problem vardır.

Pontos da böyle anlatıldı. Karadeniz'in güney kıyılarında yüzyıllardır yaşayan Rum Ortodoks toplumundan söz etmek yerine, onların siyasal talepleri ve varlığı "Pontusçuluk" adı verilen bir güvenlik başlığı altında toplandı. Sonra bildiğimiz kelimeler geldi: İsyan. Çete. İhanet. Dış güçler. Bölücülük.

Bugün bir Kürt bu kelimeleri okuduğunda biraz durmalıdır. Çünkü bu kelimeler ona yabancı değildir.

Hayır, tarihlerimiz aynı değildir

Burada özellikle bir şeyin altını çizmek istiyorum. Kürtlerin tarihi ile Pontosluların tarihi aynı değildir. Acıları yarıştırmanın, ölüleri sayılar üzerinden birbirine benzetmenin ya da "biz de sizin gibi yaşadık" demenin tarihsel olarak da ahlaken de bir anlamı yoktur. Koşullar farklıdır. Dönemler farklıdır. Siyasal aktörler farklıdır. Sonuçlar farklıdır.

Ben başka bir şey söylüyorum: Devletin farklı halkları anlatırken kullandığı dili karşılaştırın. İşte orada ürkütücü bir devamlılık görürsünüz. Bir yerde Rum köylüsü "çeteci" olur. Başka yerde Kürt köylüsü "eşkıya". Bir yerde insanların taleplerinin arkasında Yunanistan aranır. Başka yerde Rusya, İngiltere, Amerika ya da bir başka yabancı güç.

Bir halk kendi adına konuşmaya başladığında, ona hemen başka birilerinin konuşturduğu söylenir. Çünkü resmî tarih için kabul edilmesi en zor ihtimal şudur: Ya bu insanlar gerçekten kendi adlarına konuşuyorlarsa?

Amasya'yı bir Kürt neden okumalı?

1921 yılının Amasya'sına bakın. Pontos toplumunun önde gelen din adamları, siyasetçileri, eğitimcileri, gazetecileri ve tüccarları İstiklâl Mahkemesi süreçlerinin hedefi oldu; çok sayıda insan idam edildi. Amasya yargılamaları bugün Pontos tarihinin en önemli kırılmalarından biri olarak incelenmektedir.

Ama mesele yalnızca kaç kişinin asıldığı değildir. Asıl soru şudur: Bir toplumun hafızasını kim taşır? Öğretmenleri, yazarları, din insanları, siyasetçileri, tüccarları, yerel önderleri — yani geçmiş ile gelecek arasında bağ kurabilen insanlar.

Bir toplumu dağıtmak istiyorsanız yalnızca bedenleri ortadan kaldırmanız gerekmez. Onun hafıza taşıyıcılarını da ortadan kaldırırsınız.

Amasya'ya biraz da böyle bakmak gerekir. Ve sanırım Dersim'i, Koçgiri'yi, Diyarbakır Cezaevi'ni, faili meçhulleri, köy boşaltmalarını yaşamış bir toplumun insanları, "hafızanın taşıyıcılarını ortadan kaldırmak" sözünün ne anlama geldiğini herkesten daha iyi anlayabilir.

Aynı şeylerden söz etmiyorum. Aynı soruyu soruyorum: Bir devlet neden bir halkın kendi hikâyesini anlatabilen insanlarından korkar?

Sonra coğrafya sessizleşir

Ben Trabzon’un Maçka ilçesinin Livera köyünde doğdum. Çocukluğumun coğrafyasında dağlar hâlâ aynı dağlardı. Dereler aynı derelerdi. Ama coğrafyanın hafızası insanların hafızasından çok daha inatçıdır.

Bir köyün adı değişebilir. Bir kilise yıkılabilir. Bir manastır terk edilebilir. Bir dil kamusal hayattan çekilebilir. İnsanlar gönderilebilir. Ama bazen bir yemek isminde, bir ezgide, bir ağıtta, bir horonda, bir evin taşında, yaşlı bir kadının kullandığı tek bir kelimede geçmiş çıkıp yeniden karşınıza dikilir.

Pontos'un hikâyesi yalnızca öldürülenlerin hikâyesi değildir. Geride kalanların hikâyesidir de. Din değiştirenlerin. Kimliğini saklayanların. Adını değiştirenlerin. Kendi ailesinin geçmişini çocuklarına anlatmayanların. "Bunu dışarıda söyleme" diyerek büyüyenlerin.

Burada da Kürt okurun tanıdığı bir sessizlik olduğunu düşünüyorum. Çünkü devlet yalnız insanları yerinden etmez. Bazen hafızayı da yerinden eder.

Mübadele: İnsanları değil, coğrafyanın hafızasını da değiştirmek

1923'te Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan nüfus mübadelesi sözleşmesi, Türkiye'deki Rum Ortodokslarla Yunanistan'daki Müslümanların zorunlu değişimini öngörüyordu; İstanbul Rumları ile Batı Trakya Müslümanları temel istisnalar arasındaydı. Böylece yüz binlerce insanın doğduğu coğrafyayla bağı hukuki bir düzenlemeyle kesildi.

Bir sabah insanlara: "Artık burası sizin memleketiniz değil" denilmiş oldu.

Düşünün. Dedenizin mezarı orada. Eviniz orada. Bahçenizdeki ağaçları siz dikmişsiniz. Çocuğunuz orada doğmuş. Dağın adını biliyorsunuz. Hangi derenin ilkbaharda taştığını biliyorsunuz. Hangi yoldan yaylaya çıkıldığını biliyorsunuz.

Sonra birileri masaya oturuyor ve sizin artık başka bir ülkenin insanı olduğunuza karar veriyor.

İşte kâğıt üzerindeki "nüfus değişimi" ile insan hafızasındaki yurt kaybı arasındaki fark budur.

Kürtler Pontos'u neden bilmeli?

Kürtlerin Pontos'u öğrenmesini, Pontoslulara sempati duysunlar diye istemiyorum. Bizim acılarımıza üzülsünler diye de istemiyorum. Hele bizden yana siyasi bir pozisyon alsınlar diye hiç istemiyorum.

Daha basit ama çok daha önemli bir nedenle istiyorum: Kendi tarihlerini daha iyi okuyabilmeleri için.

Çünkü Türkiye'de resmî tarih yalnızca bazı olayları gizlemedi. Bize nasıl düşünmemiz gerektiğini de öğretti. Kürt'e baktığımızda "isyan" görmemizi öğretti. Ermeni'ye baktığımızda "ihanet" görmemizi öğretti. Pontosluya baktığımızda "Yunan yayılmacılığı" görmemizi öğretti; coğrafyanın yerlisi değil, her an gidebilecek bir "azınlık" gibi düşünmemizi öğretti.

Ve belki resmî tarihle gerçek hesaplaşma, devletin bize verdiği cevapları tartışmakla başlamaz. Devletin bize hangi soruları sordurmadığını fark etmekle başlar. Örneğin:

  • 1919'da Samsun'a çıkan Mustafa Kemal'i hepimiz biliyoruz. Peki o gün Samsun'da kimler yaşıyordu?
  • Trabzon'un fethedildiği/işgal edildiği tarihi biliyoruz. Peki işgal edilen şehirde yaşayan insanların çocuklarına ne oldu?
  • Mübadeleyi biliyoruz. Peki gidenler nereye gittiklerinde geceleri hangi köyün rüyasını gördüler?
  • "Pontus çetelerini" biliyoruz. Peki dağa çıkan insanların köylerinde ne yaşanmıştı?

Tarih biraz da bu soruların peşinden gitmektir.

Belki birbirimizin kayıp cümlelerini bulabiliriz

Türkiye'de yaşayan halkların birbirini devlet üzerinden tanıması büyük bir trajedidir. Türk Kürdü devletten öğrendi. Kürt Ermeniyi devletten öğrendi. Müslüman Rum'u devletten öğrendi. Ve çoğu zaman herkes diğerinin geçmişini, onu yok sayan makamların hazırladığı dosyalardan okudu.

Bunun değişmesi gerekiyor.

Bir Kürt, Pontos tarihini bir Pontosludan da dinlemeli. Bir Pontoslu Kürt tarihini Kürtlerden dinlemeli. Ermeninin hikâyesini Ermeni anlatmalı. Süryaninin hikâyesini Süryani.

Sonra oturup belgeleri birlikte açabiliriz. Tartışabiliriz. Anlaşmayabiliriz. Hatta birbirimizin tarih yorumlarına itiraz edebiliriz. Ama en azından artık birbirimizi devletin tercümesinden dinlememiş oluruz.

Benim için mesele budur.

Pontos'un dağlarında bir zamanlar konuşulan dillerden, söylenen türkülerden, çalınan kemençelerden bugün bize ulaşan ses çok zayıf olabilir. Ama tamamen susmuş değildir. Dinlemek isteyen hâlâ duyabilir.

Ve belki bir Kürt o sese kulak verdiğinde, hiç tanımadığı bir halkın hikâyesinden önce başka bir şey fark edecektir: Kendi tarihini susturmak için kullanılan bazı kelimeleri.

İşte bu yüzden Kürtler Pontos'u bilmeli. Pontoslular da Kürtleri. Çünkü bu coğrafyada birbirimizin tarihini öğrenmek yalnız geçmişi öğrenmek değildir. Bize ezberletilen tarihi birlikte unutmaya başlamaktır.

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?