
İran’a yakın Irak Hizbullah Tugayları, silahların devlet denetimine alınması tartışmalarında şartlarını açıkladı. ABD ve Türk askerlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini isteyen grup, Kürdistan Bölgesi’nin anayasal güvenlik gücü Peşmerge’nin de feshedilmesini talep etti. Irak Hizbullahı, Başbakan Ali Falih el-Zeydi hükümetine de “Sabrımız tükeniyor” mesajı verdi.
Irak’ta silahların yalnızca devletin elinde toplanmasına yönelik tartışmalar sürerken, İran’a yakın Irak Hizbullah Tugayları Bağdat yönetimiyle işbirliği için üç şart ileri sürdü.
Irak Hizbullahı Güvenlik Sorumlusu Ebu Mücahid Asaf, yayımladığı mesajda ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’taki askeri varlığının sona ermesini ve Peşmerge Güçleri’nin feshedilmesini istedi.
Açıklamada, kısa süre önce göreve başlayan Başbakan Ali Falih el-Zeydi hükümetine yönelik sert ifadeler de yer aldı.
İlk şart: ABD tamamen çekilsin
Irak Hizbullahı’nın ilk şartı ABD’nin Irak’taki askeri varlığının tamamen sona erdirilmesi.
Grup, Amerikan askerlerinin yalnızca üslerden çekilmesini yeterli görmüyor. ABD’nin Irak toprakları ve hava sahasındaki askeri varlığının bütünüyle sona ermesini ve Amerikan güçlerinin daha sonra ülkeye dönmeyeceğine dair güvence verilmesini istiyor.
Açıklamada ayrıca Irak’ın siyasi ve ekonomik kararlarının “Amerikan hegemonyasından” çıkarılması talep edildi.
ABD’nin Irak’taki askeri varlığı, İran’a yakın Şii grupların uzun süredir temel gerekçelerinden biri. Irak Hizbullahı da Amerikan askerlerinin ülkedeki varlığını Irak’ın egemenliğinin ihlali olarak değerlendiriyor ve silahlarının geleceğine ilişkin tartışmaları bu dosyayla ilişkilendiriyor.
İkinci şart: TSK Irak’tan çıksın
Irak Hizbullahı’nın ikinci şartının adresinde Türkiye var.
Grup, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak topraklarından tamamen çekilmesini istedi.
Türkiye, PKK’ye karşı yürüttüğü sınır ötesi operasyonlar kapsamında özellikle Kürdistan Bölgesi sınırları içerisinde çok sayıda askeri noktada bulunuyor. Ankara bu varlığı sınır güvenliği ve PKK’ye karşı mücadele gerekçesiyle savunurken, Bağdat yönetimi geçmişte bazı operasyonlara egemenlik ihlali gerekçesiyle tepki gösterdi.
Irak Hizbullahı ise ABD ile Türkiye’nin askeri varlığını aynı “yabancı güç” başlığı altında değerlendiriyor.
Grubun yaklaşımına göre, Iraklı silahlı yapılardan silahlarını devlete teslim etmeleri istenecekse öncelikle yabancı askerlerin Irak topraklarından çıkarılması gerekiyor.
En dikkat çekici şart: Peşmerge feshedilsin
Irak Hizbullahı’nın üçüncü şartı ise doğrudan Kürdistan Bölgesi’ni ilgilendiriyor.
Grup, silah bırakma ve güvenlik konularında Bağdat yönetimiyle işbirliği yapabilmek için Peşmerge Güçleri’nin feshedilmesini istedi.
Bu talep, diğer iki şarttan hukuki açıdan farklı bir noktada duruyor.
ABD ve Türk askerleri Irak açısından yabancı askeri güçlerken, Peşmerge Kürdistan Bölgesi’nin resmi güvenlik yapılanmasının bir parçası.
Irak’ın 2005 Anayasası’nın 121’inci maddesi, federal bölgelerin kendi iç güvenlik güçlerini oluşturmasına izin veriyor. Anayasa bu kapsamda polis, güvenlik güçleri ve bölgesel muhafız güçlerini açıkça tanıyor.
Peşmerge’nin hukuki statüsünün dayanaklarından biri de bu anayasal düzenleme.
Dolayısıyla Irak Hizbullahı’nın Peşmerge’nin feshedilmesi yönündeki talebi, yalnızca silahlı bir gücün geleceğine ilişkin değil; Kürdistan Bölgesi’nin anayasal yetkilerine ve Irak’ın federal sistemine doğrudan dokunan bir talep niteliğinde.
Irak’ta silah tartışması büyüyor
Irak’ta uzun süredir tartışılan temel meselelerden biri, devlet dışında veya devlet kurumlarıyla iç içe geçmiş silahlı yapıların geleceği.
IŞİD’in 2014’te Irak’ın geniş bir bölümünü ele geçirmesinin ardından Şii dini merci Ayetullah Ali Sistani’nin seferberlik çağrısıyla kurulan Haşdi Şabi, savaşın ilerleyen yıllarında Irak güvenlik sisteminin önemli unsurlarından biri haline geldi.
Haşdi Şabi daha sonra yasal statü kazandı ve devlet bütçesine dahil edildi.
Ancak Haşdi Şabi çatısı altında yer alan bazı grupların kendi komuta yapıları, siyasi ilişkileri ve bölgesel bağlantılarını koruması Bağdat açısından sorun olmaya devam etti.
Özellikle İran’la yakın ilişkileri bulunan grupların Irak hükümetinin bilgisi veya onayı dışında askeri faaliyet yürüttüğü yönündeki suçlamalar, “silah yalnızca devletin elinde olmalı” tartışmasının merkezinde yer alıyor.
Irak Hizbullahı ile Nuceba Hareketi, silahlarını devlete teslim etmeye yanaşmayan başlıca gruplar arasında gösteriliyor.
Irak Hizbullahı’nın son açıklaması ise silah tartışmasını daha da genişletti. Grup artık kendi silahlarının geleceğini yalnızca ABD askerlerinin çekilmesine değil, Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığına ve Peşmerge’nin geleceğine de bağlıyor.
Başbakan Zeydi’ye: 100 gün tahammül ettik
Açıklamanın en sert bölümlerinden biri Başbakan Ali Falih el-Zeydi’ye ayrıldı.
Ebu Mücahid Asaf, yeni hükümetin ilk 100 gününü hedef aldı ve bu süre boyunca Başbakan’ın politikalarına “tahammül ettiklerini” söyledi.
Asaf, Zeydi’yi siyasi tavsiyeleri dikkate almamakla suçlayarak şu ifadeyi kullandı:
“Ali Zeydi siyasi tavsiyelere kulak asmadı ve sırtını diğer taraflara ve ABD Temsilcisi Tom Barrack’a yasladı.”
Irak Hizbullahı’nın hükümete tepkisinin merkezinde son dönemde gerçekleştirilen güvenlik operasyonları da bulunuyor.
Asaf, Bağdat yönetimini silahlı gruplarla bağlantılı kişilerin evlerine baskın düzenlemekle suçladı. Operasyonlarda “şehitlerin, yaralıların ve direniş mensuplarının ailelerinin korkutulduğunu” ileri sürdü.
Ardından hükümete yönelik şu uyarıda bulundu:
“Bu rahatsız edici ve sorumsuz eylemlere karşı sabrımız tükeniyor.”
Asaf, isim vermeden “büyük ve bilge ağabeyler” olarak tanımladığı siyasi ve dini aktörlerden de devreye girmelerini istedi. Müdahale çağrısının gerekçesini ise ülkede yeni bir “güvenlik açığının” önlenmesi olarak açıkladı.
Irak Hizbullahı kimdir?
Irak Hizbullah Tugayları, Saddam Hüseyin rejiminin 2003’te devrilmesinin ardından ortaya çıkan İran’a yakın Şii silahlı yapılanmaların en güçlülerinden biri.
Grubun yükselişinde Ebu Mehdi el-Mühendis önemli rol oynadı.
İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü ile yakın ilişkileri bulunan Mühendis, ilerleyen yıllarda Haşdi Şabi’nin en etkili isimlerinden biri haline geldi.
Irak Hizbullahı ise özellikle ABD ve koalisyon askerlerine yönelik saldırılarla adını duyurdu.
İdeolojik olarak İran’daki Velayet-i Fakih anlayışına yakın duran grup, ABD’nin Irak’taki askeri ve siyasi etkisinin sona erdirilmesini temel hedeflerinden biri olarak benimsedi.
IŞİD’in 2014’te Musul’u ele geçirerek Bağdat’a doğru ilerlemesiyle birlikte Irak Hizbullahı, Haşdi Şabi bünyesinde IŞİD’e karşı savaşan önemli silahlı yapılardan biri oldu.
Bu dönem, grubun Irak güvenlik denklemindeki ağırlığını da artırdı.
Haşdi Şabi’nin daha sonra Irak devlet yapısı içerisinde resmi statü kazanmasına rağmen, Irak Hizbullahı’nın kendi örgütsel ve askeri yapısını koruması tartışmaların sona ermesini engelledi.
ABD, Irak Hizbullah Tugayları’nı 2009’dan bu yana “Yabancı Terör Örgütü” olarak sınıflandırıyor. Washington, grubu İran Devrim Muhafızları ile yakın ilişkili olmak ve Amerikan güçlerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor.
Grubun en önemli isimlerinden Ebu Mehdi el-Mühendis, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile birlikte 3 Ocak 2020’de Bağdat Havalimanı yakınlarında ABD’nin düzenlediği saldırıda öldürüldü.
Mühendis’in ölümünün ardından da Irak Hizbullahı, Irak’taki askeri ve siyasi ağırlığını korudu.
Peşmerge ile Şii silahlı grupların statüsü aynı mı?
Irak Hizbullahı’nın açıklamasındaki Peşmerge şartı, Irak’taki silah tartışmasının en hassas noktalarından birine temas ediyor.
Çünkü Peşmerge ile İran’a yakın Şii silahlı grupların hukuki konumu aynı değil.
Peşmerge, Kürdistan Bölgesi’nin anayasal çerçevede oluşturulmuş resmi güvenlik gücü. Kürdistan Bölgesi hükümetine bağlı Peşmerge Bakanlığı bulunuyor ve güçlerin KDP ile KYB eksenindeki ayrı yapılanmalarının tek komuta altında birleştirilmesine yönelik reform süreci yıllardır devam ediyor.
Irak Hizbullahı ise Haşdi Şabi sistemi içerisinde devletle hukuki ve mali bağları bulunmasına rağmen, bağımsız örgütsel kimliğini sürdüren silahlı yapılardan biri.
Bu nedenle Peşmerge’nin feshedilmesi talebi, Irak Hizbullahı’nın silahlarının devlete teslim edilmesiyle hukuken aynı dosya değil.
Peşmerge’ye ilişkin köklü bir statü değişikliği, Kürdistan Bölgesi’nin yetkileri ve Irak’ın federal yapısıyla ilgili anayasal bir meseleye dönüşür.
Silah tartışması federal sistem tartışmasına dönüştü
Irak Hizbullahı’nın üç şartı Bağdat’ın önündeki denklemi daha da zorlaştırıyor.
Bir tarafta Irak devletinin ülke içerisindeki silahlı güçler üzerinde tek otorite olma hedefi bulunuyor. Diğer tarafta ise kendi silahlarının geleceğini bölgesel ve uluslararası gelişmelere bağlayan güçlü gruplar var.
Irak Hizbullahı’nın son açıklaması bu açıdan yeni bir eşik oluşturuyor.
Grup, silah bırakmayı ABD’nin çekilmesi, TSK’nin Irak’tan çıkması ve Peşmerge’nin feshedilmesi şartlarına bağladı.
İlk iki talep Irak’taki yabancı askeri varlığa ilişkin egemenlik tartışmasının parçasıyken, Peşmerge şartı doğrudan ülkenin iç siyasi ve anayasal düzenine uzanıyor.
Bu nedenle Bağdat’taki silahsızlanma tartışması artık yalnızca “milisler silah bırakacak mı?” sorusundan ibaret değil.
Tartışma, Irak’ta silahlı güç üzerindeki nihai otoritenin kimde olacağı kadar, federal sistemin sınırlarının ve Kürdistan Bölgesi’nin anayasal güvenlik yetkilerinin nasıl korunacağı sorusunu da yeniden gündeme taşıyor.

