
Sevgili Rastî takipçileri ve okurları, 1-2 Şubat 2026’da Abdullah Öcalan, devlet yetkilileri ve Kandil heyeti arasında gerçekleştiği iddia edilen görüşmeye dair notları üç bölüm hâlinde sizlerle paylaşacağız. Elimize ulaşan bilgilere göre, iddia edilen bu görüşmede Helin Ümit, Duran Kalkan, Sabri Ok ve Raperin gibi PKK üst düzey yöneticileri yer alıyor. Notları üç bölüm hâlinde, hiçbir harfine dokunmadan olduğu gibi paylaşıyoruz.
İşte BİRİNCİ BÖLÜM
1-2 ŞUBAT TARİHLİ GÖRÜŞME NOTU
Başkan: Hoş geldiniz. Selamlamayı şöyle yapalım. Baba İshak ve Baba İlyas var biliyorsunuz. İkinizin PKK tarihindeki yerine baktığımda bu size çok uyuyor. Baba İshak isyanını araştırdım. Sabri var orada. Abbas Türkmen çocuğu ve o geleneğin adamı. Onlar da o dönemin adamlarıymış. Tarihsel sosyolojiyi geliştirirken kökenine gider ve bu günümüzde kime benziyor diye düşünürüm. Bütün geçmiş güncele akar. Tarih günümüzde gizli ve biz tarihin başlangıcında gizliyiz demiştim.
Siz çoktan ölmüşsünüz. Telekonferansta Sabri’ye demiştim ne yaşamasını ne de savaşmasını biliyorsunuz. Ağır eleştirilerim olacak. Ölüleri eleştirmek ne kadar doğru? Felsefi olarak belirtiyorum.
Baba İshak isyanı Adıyaman, Amasya hattında Türkmenlerin son isyanıydı. Kırşehir’de sonuçlandı. Ve ezildi biliyorsunuz. Baba İlyas’ın kellesini Amasya kalesinden sarkıtmışlardı. Selçuklular bunu yaptı. Onların yanındaki 500 ile 1000 arası frenk şövalyeleri son ölümcül darbeyi vurdu. Bunlar paralı askerlerdi. Selçukluları kurtaran da bunlardı. Nihai bir isyandır. Bu tarihi olayın sizinle ilişkisi nedir. PKK ile aynı tarza sahip. Reddedebilirsiniz. İsyanda her şeyini kaybedenlerin eleştirilmesi ne kadar doğru bilemem. Tarihsel mukayese yaptım. PKK’nin 40 yılını eleştiriye tabii tutarken siz de eleştirebilirsiniz, kendinizi savunabilirsiniz. Bazı eleştirilerim var, anlayışla karşılayın. Siz ikinizi böyle selamlamış olayım.
Helin’e gelince, aklımda kalan iki hatıram var. Hatırlıyor mu kendisi bilemiyorum. Şam’da villamsı bir evimiz vardı. Düzlükteki ev. Bir havuzu vardı. Havuzda su neredeyse kurumuştu. Az su vardı. Su çok az kalmıştı. Gel yüzelim dedim. Ama bunun anlamsız olduğunu hissettiren bir bakış attın.
Helin: Hatırlıyorum Başkanım. Anlam vermeye çalışmışımdır.
Başkan: Siz beni uyardınız. Bu az suda yüzülür mü diye sordunuz. Tabi benim talebim anlamsız geldi size. Bu tavrın anlamlıydı. İkinci anı ise voleybol oynuyorduk. O zaman topu tutup öyle atıyordum. Bu kuralsızlıktı. Ben hala burada arkadaşlarla top oynarken aynısını yapıyorum. Benimki hile idi aslında. Ama Helin ise kurallara bağlı oynuyordu. İyi oynuyordu. Kastamonuluydun değil mi? Neresinden?
Helin: Evet Başkanım, Kastamonu, Taşköprü.
Başkan: Akrabalarınız var mı orda?
Helin: Evet dayılarım var orada.
Başkan: Ben o zaman demiştim ki bu derli toplu Türk kızı neden yanımıza geldi. Bir güvensizlik değil ama sızma mı diye düşünmedim değil. Bu konuda güvensizlik duymadım ama. H. Bey daha önce söylemişti. Bana ‘septik’ teşhisini koymuştu. Ben biraz septik bir insanım. Ama hiç kimseyi şüphe ile suçlamam. Hala düşünüyorum Kesire bir sızma mıydı yoksa sol entelektüel miydi diye. Babası Mustafa Kemal ve İnönü ile mektuplaşacak kadar devlet ile iç içe biri idi. Onunla birlikteliğimizin politik tarafı da vardı, detaya girmeyeceğim. Sevdim de duygu da vardı. Babası şöyleymiş, böyleymiş diye bakmayız kimseye. Helin için de derli toplu gelince öyle mi diye düşündüm. Sonra duydum ki yaşıyor Türk kızı Helin. Kaç yıldır dağlardasın?
Helin: 95’te katıldım. 2001’den beri dağdayım. Ben sizin yanınızda büyüdüm Başkanım.
Başkan: İşte bir Türk kızı. Burada karşımızda. Çok ağır koşullarda bizim saflarımızda bir Türk kızı ve karşınızda. (Yetkililere dönerek) Buyurun istediğiniz kadar konuşabilirsiniz. Annem de bir Türkmen kadınıydı biliyorsunuz. Nenem demişti ya lawe te benamus derket. Bu önemliydi. Bahçeli’ye de yazmıştım bu olayı, namus kavramı olacaksa toplumsal olmalıdır diye. Aslında nenem o lafla beni toplumcu yaptı. Onun o sözü belirleyici oldu benim için. Benim kesin namuslu yaşamam gerektiğini bana ilk hissettiren de bu tavrıydı. Bu sözü ile beni yönlendirdi. Benamus deyince kafamdan kaynar sular döküldü. Ben bunu uçakta da anlatmaya çalıştım ama sonra saptırdılar. Çocukluk arkadaşım olan karşı aileden Hasan Bindal ile ilişki kurdum. Çok seviyordum. Beka’da benim yerime öldürüldü. Hayatını benim için verdi. Çocukluğumuzda onunla beraber çiğdem topluyorduk. Helin’in buraya gelmesi bu anlamda önemlidir. 25 yıldır dağdadır. Peki siz nerelisiniz? Sen Kürtsün her halde?
Raperin Ark: Dersimliyim Başkanım.
Başkan: Ayrım yapmak istemiyorum tabi. Helin’in kendisi için çıkaracağı hiçbir olumsuz özelliği yok. Tepeden tırnağa böyle bir durumdadır. Hakikat kişiliğidir. Benim için bir kesim hep bir numaralı Türk düşmanı diyorlar. Ama benim peşimden dağa gelmiş bir Türk kızı karşımda. Abbas da nihayetinde bir Türkmen çocuğu. Türkmenlik var değil?
Abbas Ark: Biraz Kafkasyalılık da var ama doğrudur Türkmen’im.
Başkan: Baba İlyas’a benziyorsun, sakalların olsa tam onu andıracaksın. Burada Türk-Kürt ilişkilerini konuşacağız. Biz zaten Türk-Kürt ittifakını gerçekleştirdik. Hâkî Karer, Kemal Pir ve başkaları da var. Canda vardı, unutmayacağım çok kişi var.
Helin: Özgür de vardı…
Başkan: Sizlerle kendi içimizde bu meseleyi çözdük. Yazılarınızı biraz okudum. Kendi dışımıza taşıracağız bu çözdüğümüz meseleyi. Haki Karer’in vasiyeti gereği bugüne getirdik. Biz Kürt-Türk ilişkisini hiç terk etmedik. Bir isyan hareketiydi bizimkisi. Modern bir halk savaşına dönüştürmek istedik. Ama başaramadınız. Demirel’in deyimi ile en büyük isyan. Son Kürt isyanı diyorlar. Duran arkadaş baştan beri var içinde. O yüzden salt bir Kürt isyanı sayılmaz, Türkmen isyanıdır da aynı zamanda. Bir cephe olarak da şimdi Türkiye sosyalist örgütleri de var. Ama şimdi bu masadayız. Bu tarihi masayı çok iddialı görebilirsiniz. Bu masa Cumhuriyetin yanlışlarını çözecek. Cumhuriyetin tarihinde iki halkın ilişkileri düzeltilecek. İki temel yanlışını bu masa çözecek. Yüzyıldır Cumhuriyetin pislikleri halı altına süpürülmüş. Bu masa Kürt Türk ilişkilerinin günahlarını, pisliklerini temizleyebilir. Bu masa o yüzden değerli ve önemlidir. Halkları birbirine düşürmek en büyük cinayettir. Bunu kanlı bir olaya götürmek, iki halk arasında bir uçuruma götürmek cinayetten daha tehlikeliydi. Sosyalitesi olan bir yaklaşımım var. ‘Sosyalizmde ısrar insanlıkta ısrardır’ şeklinde sözüm var. İnsanlık yok oluş ile karşı karşıyadır. O yüzden insan olmak yeterli bunları çözmek için. Bütün yetmezliklere ve yanlışlara rağmen yaşamınızı buna adadınız. Büyük bir yoldaş topluluğu var arkanızda. Binlerce şehit var. Bu temelde selamlıyorum sizi. Diğer arkadaşı tanımıyorum. (Raperin arkadaşa dönerek) Sizinle bir anım var mı?
Raperin: Dersimliyim Başkanım. 98’de İstanbul Üniversitesi hukuk fakültesinden katıldım. Suriye’den çıkmanıza yakın Yunanistan’da akademideydim, siz telefonla bağlandınız ve bizim devreye hitap ettiniz.
Başkan: Nerede hitap ettim? Doğrudan mı katıldım. Yunanistan’da bir odadan çıkmadım.
Raperin: Telefon ile katılmıştınız Başkanım.
Helin: Siz Şam’dan Yunanistan’daki devrelere telefonla konuşuyordunuz. Raperin heval o zaman Yunanistan’daki devredeymiş.
Başkan: Evet anladım. Yunanistan’a iki defa giriş yaptım. Hücre gibiydi, dışarıya çıkamadım. Oradan Moskova’ya ve oradan da Korfo adasına götürüldüm. Ama çok tedbir almışlardı. Şam’daki çıkış CIA baskısıyla oldu.
Sabri Ark: CIA dışında kim uçağın rotasını son dakika değiştirebilir ki?
Abbas Ark: Evet Başkanım CIA vardı, baştan beri içindeydi. Moskova’da da daha fazla vardı.
Başkan: Zaten Nairobi’ye oradan götürüldüm. CIA işine benziyordu Komplo. Şam’dan sonra başladı. Hatırlıyorum. Stavrakis’ten farklı biriydi. Yunanistan’da geldi benle görüştü. Sorular sordu. Sorgulama gibi ele aldı. Ben kapalıydım. Oslo’yu adres gösterdi. Arafat gibi yapacaklardı. Ben baştan ret edince gözden kayboldu. CIA üyesi olduğu belliydi. Sonra Nairobi’ye gittik. Sabah elçilikte kahvaltı yapıyorduk. Elçi ve Kalenderis kahvaltıda anlamadığımız bir dil ile konuştular. Sonra Kalenderis iki eli ile başına vurdu, bir şeyler söyledi ve aşağı doğru koştu. Aslında teslim edileceğimizin haberini elçiden alınca öyle yaptı. Zaten daha sonra Ecevit de ‘Apo’yu bize neden verdiler anlamadım’ dedi ya. Pimi çekilmiş bir bomba gibi attılar Türkiye’ye. Bir albay burada beni ilk karşılayan kişiydi. Bir meyve tabağı da getirmişti. O zaman ilk ona dedim, biz bu Ada’yı Barış Adasına çevirelim diye. İlk kez o zaman söyledim. Uçaktaki sözünü de hatırlıyorum bir timin, demişti ki ‘Ülkene hoş geldin’.
Yetkili: Memlekete Hoş Geldiniz demişti.
Başkan: Size döneyim. Dersimin neresindensiniz? Akrabanız var mı?
Raperin: Kemal Zap arkadaş var.
Abbas ark: Haydaran aşiretindendir.
Başkan: Sizi tanımıyorum o yüzden anım yok. (Bişar’a dönerek) Peki seni tanıyayım. Seninle bir anımız var mı?
Bışar: Başkanım sizinle anım yok. Abim İbrahim Yıldırım sizinle kalmış. Cezaevinden çıktıktan sonra Beka’da zindan konferansına katılmıştı. Sonra şehit düştü.
Başkan: Ömeryanlı mı?
Bışar: Hayır, Kızıltepeliyim.
Başkan: Kızıltepe’ye geldim. Xurs’da anılarım var. Ferhat Kurtay’la kalmıştım. Yönelim oldu ve asker köye geldi. Muhtar vardı. Bizi bir kayalığın tarafına götürdü. Baya korumaya çalıştı. Askerler döndükten sonra biz köye geldik. Ferhat Kurtay’ın bende anısı çok değerli. Kendisini yakan dört arkadaştan biridir. Çok kıymetli bir arkadaştı. Kızıltepe’den çok katılım vardı. Mardin çok darbe yemiş bir yerdir. Abinizi tanıyor olabilirim ama hatırlamam zor.
Bışar: Meşhur Biloka çatışmasında yaralı yakalanmıştı.
Başkan: Tekrar çıktı ve tekrar katıldı değil mi? M. Emin Aslanlar dan değilsiniz değil mi?
Bışar: Değil Başkanım.
Başkan: Evet. Selamlama bitti. Şimdi sizi dinliyorum. (Yetkiliye dönerek) Biraz da arkadaşları konuşturun demiştiniz.
Helin: Hareket yönetimimizin, tüm yoldaşların selam, sevgi ve özlemlerini getirdik dağlardan.
Başkan: Kadınların mı?
Helin: Genel tüm hareketin Başkanım.
Başkan: PAJK’a daha hakimsiniz tabi.
Helin: Kadın arkadaşların yani PAJK’tan arkadaşların çok selamı var.
Başkan: Bese nasıl?
Helin: Çalışıyor morallidir Bese arkadaş.
Başkan: Kadın devrimi meselesi bütün meselelerin ötesinde. Birinci sıraya kadın özgürlüğünü alıyorum. Manifestoda yarı yarıya işledim ve birçok sorunun cevabını verdik. Tekrar söylüyorum çok istismar ediliyor bu konu. Her gün kadın cinayetleri, her yerde var. Ama Türkiye’de daha fazla işleniyor. Türkiye’de yüzeysel ve çarpık bir şekilde ele alınıyor konu. Cinayetler vs diyorlar ya bu aysbergin görünen yüzü gibi. İnsan olmak, sosyalist olmak kadına yaklaşımla ölçülebilir. Manifestoya yansıttım bunu. Ama daha derinlikli olması gerekiyordu. Çözüm için elli kat daha fazla sosyalist olmanız lazım.
Helin: Evet başkanım kesinlikle. Biz de böyle ele aldık.
Başkan: Benim zorluklara karşı savaşım biliniyor. Hiçbir zorluk on binlerce yıl öncesine dayanan tecavüz kültürüne karşı mücadele etmek kadar değerli olamaz. Biraz daha derinleşince şöyle bir sosyolojik bakış açısı geliştirdim. Eğer sosyoloji disiplini olacaksa bunun başlangıcı ikinci doğa sorunsallığı olarak tanımlanmalı. Bu kadın sorunsallığı etrafında bir sosyalizm geliştirmek gerekir. Ve bu sosyoloji kadın etrafındaki toplumsallıkla başlamalıdır. Namus kavramını nenemden aldım. Nomos kural, bilim anlamına geliyor. Hiçbir kültür, hiçbir kural hiçbir ölçü yok. Sizin dağlara çıkmanıza hiçbir erkek, hiçbir aile izin vermez. Bu tarzda bir kimlik yakalamanız önemli fakat çok zor. Dayanılmaz baskılar var. Zaten bu yolu size açmam sebebi ile ben de yoğun saldırı altındayım. Ama son derece değerlidir. Dayanılmaz acılar, dayanılmaz zülüm ve ekonomik emek sömürüsü var. Marks ki bir numaralı sosyalist. Onun bile eşine yaklaşımı biliniyor. Kadın emeğini emekten saymamış. Lenin ve Mao’nun durumu daha vahim. Kadını ben istismar etmedim. Sırf yüzeysel değerlerle ele almadım. Her erkeğin düşeceği zaaflar olabilir ama büyük hatalar, ölümcül bir yanlış yapmadım. Dolaysıyla sizin sözünü ettiğiniz kadın grubunu bu temelde selamlıyorum.
Helin: İran’da Jin Jiyan Azadi var, Rojava’da ise saç örgüsü hareketi başladı. Örük devrimi diyelim buna. Şekilsel bir şey değil. Büyük sahiplenme var. Dünyaya yayıldı. Oluşturduğunuz kadın çizgisinin pratik politikası ortada. Kadınlar büyük sahipleniyor.
Başkan: Evet yayıldı. Okudum. Oldukça enteresan. Sanırım uluslararası alanda da giderek gelişiyor.
Annem diyordu ki böyle gidersen hiçbir kadın seni kabul etmez. O, karı sahibi olma anlamında söylüyordu. Doğru, olmadım da. Beni hayatta tutan kadın özgürlük meselesiydi. Nazan Üstündağ mektup yazmıştı, okumuşsunuz. Bana yazdığı bir mektup var. Onu da veririm okursunuz. Önemli tespitler yapıyor benim üzerime. Ama imkanlara rağmen sol gelenekten geliyorlar, solun kenarından bile geçemiyor. Bir sosyalist bir kadınla nasıl yaşaması gerektiğini bilmeli. Kadın emek dışı kaldı. Bir kadınla nasıl yaşanacağını bilmek benim için önemli. Erkek kadını nesne ve obje olarak ele alıyor. Hanah Arend zaten biraz giriyor konuya. Benim de adına Özgürlük Sosyolojisi dediğim şey bu. PAJK’ın, o sözünü ettiğiniz kadın grubunun kahredici koşullarda bir yaşama rağmen buna öncülük ediyor olması önemlidir. Sizin de öncülük düzeyinde buraya gelişinizin sembolik anlamı var. Zaman kısıtlı, bütün toplantı böyle geçecek yoksa. Bir şeyler yiyin, devam ederiz. Burada dört arkadaş var, sabahtan akşama kadar konuşuyoruz.
Yetkili: Siz yemeden kimse yemez.
Başkan: Hep ben konuşuyorum. Buyurun bir şeyler yiyin.
Raperin: Ağır bir grip geçirmişsiniz, geçmiş olsun dileklerimizi PAJK adına sunmak isteriz. Böyle bir masaya kadın arkadaşları dahil etmeniz çok önemli ve anlamlı.
Başkan: Devlet erkeksi olduğu için sistemini de böyle oluşturuyor. Böyle bir toplantı önemli. Bu kararı çıkartmak zor oldu. Bu tarihsel boyutu önemlidir.
Helin: Türkiye çok eril bir toplum haline getiriliyor. Siyaset eril.
Raperin: Kadınlar bütün toplumsal mücadele süreçlerinde varlar ama müzakere ve çözüm süreçlerinde dışında kalıyorlar. Bizim bu masaya dahil olmamız çok önemli ve buna layık olmaya çalışacağız.
Başkan: Olympe de Gouges’in sözü var. Diyor ki: ‘Kadınlara giyotine gönderilme hakkı tanınıyor, öyle ise meclis kürsüsüne de çıkma hakkı tanınmalı’ diyor.
Raperin: Siyasete girme hakkı var… Bu süreçte nasıl öncülük edeceğiz tartışıyoruz. Manifestoyu anlamaya dönük çabalarımız var. Derinleşme ve özümsemeye ihtiyaç var. Veysi arkadaşlara gönderdiğiniz mektupta da yaptığınız eleştiriler vardı. Bu dönem o çerçevede de geniş yoğunlaşıyoruz.
Başkan: Mektuplarda söz etmek istedim. Mevcut erkeksi durumu aşmak gerekir. Ferdiyet, bireysellik öldürür. Muazzam bir kadın kitlesi oluşmuş. Diğer tüm klasik yaşamın tersine bir durumdur bu. Annem de bu yüzden diyordu seni kimse almaz diye. A. Haydar Kaytan’ın kaybedişinin gerçeğinde bu var. Ali Haydar evlilik yaptı. Ben de evliliğimsi bir şey yaptım. Buna cesaret ettim. Başka nedenler de vardı. Çok yanlış anlaşıldı Dersim yüzeyselliğinde. Benim amacım farklıydı. Sevme ve bir duygusal bağ vardı. Ama bir savaş meselesine dönüştü. On yıllık bu savaşım olmasaydı kadın kurtuluş ideolojisine ulaşamazdım. Ali Haydar doğru okumadı. Yaptığı evliliğin etkisinden kurtulamadı. Hamili de öyle Sakine’de öyle. Yanlış geliştirdiler. Çok ters ve hassas bir konu. Yaşadıkları kırılmayı aşamadılar.
Duran Kalkan dervişane bir bağlılığa sahip ama benim siyaset yapma tarzımı tanıyamamış, çözememiş, anlayamamış. Ben yetkililere dedim ki grup sürecinde ilk olarak ne zaman fark ettiniz ve takibe aldınız bizi diye. Dediler ki 4 yıl sonra sizi fark ettik ve takip ettik. Yani 77’ye denk geliyor. O zaman tüm grubu kurmuştum. Bu yüzden bir gösteririm üçünü cebimde taşırım. Şimdi öyle değil, yanlış anlamayın. Tek stratejiye sahibiz ve samimiyiz. O dönemde mecburduk. Savaş tarzım çok farklı.
Duran arkadaş en emekçi, en çalışkan arkadaştır. Ama onun kadar dogmatik ve tutucu arkadaş da yok. En son söyleyeceğimi başta söyleyeyim alınmayacaksın Duran arkadaş. Özel harp bizimle o kadar uğraşıyor. Bizi çökertmek istiyor. Dedim eğer özel harp bizi çökertmek istiyorsa ancak Duran arkadaş kadar dogmatik ve tutucu bir kişiyi gönderir bize. Şam’dan seni uğurlarken Mihri Belli de yanımızdaydı. Sen Zagroslara giderken, ‘Zorun Rolü’ nü yazmıştık beraber. Bitmiş miydi?
Abbas Ark: Bitmişti. Ben daktilo ile redakte etmiştim. Bir yıl önce yazmıştık.
Başkan: Gider benden on kat iyisini yapar demiştim. Şimdi bir şey söyleyeceğim biraz ağır gelebilir. Ama samimi bir giriş yapmak için söyleyeyim. 15 Ağustos olmayabilirdi. Yenilgi ve kayıpların önünü açmıştır bu durum. Ardına kadar yenilgiye kapı açtı. Gerilla tarzının oluşmasının önüne geçti.
Sonra Hogir alçağı Mardin’de çoluk çocuk demeden herkesi katletti. Çiçek köyü müydü? Pınarcık mıydı? Bunlar benim anlayışıma tersti. Ben böyle bir eylem karşısında devletten daha fazla öfkelendim. Hogir özel harp elemanı mıydı tam olarak bilmiyorum. Senin düzenlemenin özel harp bağlantısı yok ama sonucun böyle olacağını bilseydim, kesinlikle Suriye’den çıkmana izin vermezdim. 98’de ben PKK’den ayrılacağım diyecek kadar tepkilenmiştim. Ama sen kavrayamamışsın. Hogir alçağı sivillere saldırdı. Burada da eylem tarzı yüzde 90 benim tarzım değildi demiştim Emre Bey’e. Yüzde 95’i benim iradem dışında olmuştur. Bu beni sorumluluktan kurtarmaz. Sonucun bu olacağını bilseydim silahlı birimin sınırı geçmesine, senin de geçmene izin vermezdim. Ama tekrar edeyim, bu beni sorumluluktan kurtarmaz. Çok çalıştın, epey fedakârlık yaptın. Şu an kişiliğin nasıl, nasıl dönüştün bilemiyorum. Duran arkadaş sonuna kadar sorumluluğuna sahip çıkar, alanda yükünü bırakmaz. Çatı direği diyorlar sana. Bir şey demiyorum. Olabilir. Askeri strateji oturtulmadı. Mesela Selahattin Çelik, Ebubekir neler neler yapıp gittiler. Bunun sonuçları dayanılır gibi değil. Bunun birinci derecen sorumlularından birisin. Sen derken tüm savaş komutasını kast ediyorum. Hiçbir lider bu kadar ağır sonuçları olan bir savaşın sonuçlarına dayanamaz. Mahir Çayan örneğini vereyim. Zindandayken DHKPC tarihsel çıkış yapıyor. Yusuf Küpeli çıkar çıkmaz bazı görevler talep ediyor. Derhal kovuyor, Yusuf’u uzaklaştırıyor. Nedeni şu, inşa etmek istediğim parti ile çok ayrışıyorsun diyor. Mahir kişiliğine kısmen sempatim var. Uyarlama sebebim şu; içine girdiğiniz pratik nedeniyle o göreve kendim gitseydim acaba daha mı iyi olurdu. Tartışılabilir. Belki senden daha kötü bir hareket ortaya çıkarabilirdim. Belki adım bile atamazdım. Bendeki izlenim, çizgi orada sakatlandı. O sorumsuz grupların eylem anlayışları çizgiyi bozdu. Eylem tarzı tamamen işleri bu hale getirdi. Önderlik olarak gecikme, eylem tarzını bu hale getirdi.
Beklentim şuydu, sayımız 300 kişiyi bulmuştu. Xakurk’de mevzilenmiştiniz. Savaş düzeni almak için donanımınız yeterliydi. Silahlı propaganda tarzı itibarıyla Xakurk sistematik savaş alanı haline getirmek istenildi. Sayı yeterliydi. İran, Irak savaşı nedeniyle bugüne benzeyen jeopolitik bir durum vardı. Botan alçağı bu tarzla cılkını çıkardı. Türk generalleri bu işi 90’larda çözebiliriz diyorlardı. Özal da devreye girmiş ve çalışmaya başlamıştı. Ateşkes çizgisi devam etseydi, 90’larda sonuçlanabilirdi. Ama hem Özal’ı devirdiler. Ve bizim içimizdeki kontralar kaldı ki içimizde olmalarına gerek yoktu. Botan alçağı ve diğerlerinin eylem tarzı bizi çözümden geriye düşürdü. Siz ölmüştünüz, ilk hamleyi yapamadınız. Sizin ölüm tarihinizi öyle belirliyorum. Hareket 93’te kazanmanın zirvesindeydi, sonrası düşüşe yol açtı. Kendinizi ne kadar sorumlu tutuyorsunuz. Siz zaten Avrupa’ya gittiniz ve orada tutuklu da kaldınız. Şimdi burada hiç yetkililer yokmuş gibi rahat konuşalım. (Yetkililere dönerek) Ben bu işi sizle değil Özal ile ilk başlatmıştım. O bizim nazarımızda şehittir. Ona söz verdim, onun anısına bu süreci sonuca ulaştıracağım. Kaya Toperi ile görüşmemiz olacaktı, Özal o gün düştü. Şimdi soruyorum, acaba SDG, Kandil, Avrupa özeleştiri yapıyor mu? Kandil cephesi özeleştiriden ne anlıyor? Geçenlerde Halep’te Şexmaqsut’un etrafı sarılmış. Türkiye destek vereceğim demiş. Savunma bakanı yardım edeceğiz diyor. Her şey yok etme üzerine kurulmuş. Plan ve hazırlıklar kökünden söküp atma. Mahallenin direnişi olacak, güçlerimizin durumu ve sonuç belli. Tamamen yok etme, plan bu. Eksik olmasınlar yetkililer geldiler ve bu tehlikeden bahsettiler. Ben de mektup yazdım. Sizin de haberiniz var o mektuptan. O mektup ulaşmasaydı ne olurdu? Bahoz demiş ki ‘Son ferdinize kadar Apocu ruhla direnin’. Bunun sonucu ne olurdu. Ben de sonuna kadar direniş desem taş üstünde taş kalmazdı. On bin kişi katledilirdi. Taş üstüne taş kalmazdı. Evet bir Paris komünü gibi olur ve tarihe geçerdi ama Marks bile isyandan önce yazmış ‘Keşke Paris Komünü isyana kalkmadan önce hükümet ile bir müzakere imkânı olsaydı’ demiş. Keşke diyor Marks. Sonuçta Paris’te 10 bin kişi öldü. Paris komünü göklere çıkarılır ama iyi yaptınız diye övmüyor. O tarih günümüze kadar geliyor. Şexmaqsut meselesini başlatan güçler Türk- Kürt ilişkilerini önümüzdeki yüz yılda bir kanlı ilişkiye dönüştüreceklerdi. Qamışlo da Kobani de kalmazdı. Kürtler direnirdi, kim kazanır kim kaybeder beli değil ama kesinlikle Gazze kokusu aldım. Ama Gazze’de Filistin ne kadar kazandıysa o kadar kazanırdı Kürtler. Hatta dünya Gazze’nin arkasında oysa Kürtler yalnız kalacaktı ve Suriye’de Kürt diye bir şey kalmayacaktı. Sen istediğin kadar dağda ben varım de. Destan da olabilirdi. Ama sonuç ne olurdu. Devrimci olan sonucu da hesaplamalıdır. Kazanımı hesaplamayan bir devrimci toplumu savunamaz.
Burada Ömer arkadaş bana hatırlattı senin bir sözünü. Cizre ve Sur zamanında demişsin ki ‘biz Cizre’de devletin bu kadar acımasız ve hunharca yöneleceğini tahmin etmemiştik’. Ömer eleştiriyor ve diyor ki nasıl düşünmez ve tahmin etmez. Bir devrimci bunu nasıl düşünmez. Başka yollar yok mu? Bir devrimci bunu düşünmüyorsa bir halk yok olur. Son söz sana ama genelde hepsi sorumlu. Kendimi ahım şahım bir Önderlik olarak görmüyorum ama bu benim tarzım değil. Yetkililer Rojava’da Şahinler ile görüşmüş. Anlaşma sağlanmış. Dersim’den beter bir Kürt jeopolitiği oluşurdu. Rojava’da Gazze tipi engellendi. İdeal bir çözüm değil ama çok değerlidir. Değerli buluyorum çünkü Gazzeleşmenin önüne geçilmiş. Oradaki gibi de topyekûn bir kayıp yoktur. Filistinliler büyük bir eylem yaptı 7 Ekim’de. Bu eylem Gazze’nin sonunu getirdi. Gazze gibi bir kayıp bizde yok. Filistin bitmiş bizde ise eli katı duruyor. Siyaset dediğimiz şey, öncü bunu görür ve tedbirini alır. Siz de TÜSAŞ’ı yaptınız. Savunabilirsiniz, bir şey demem. Laf atmıyorum, yanlış anlamayın. Sahipleniyorsunuz da. Ama Gazze’yi bitiren eylemi kahramanlık olarak tanımlayanlar var. Türkiye’de de öyle bir İslami eğilim var. Tüm suçu İsrail’e yüklemeye gerek yoktur. Seni bitiren eylemin savunuculuğu olamaz. Kahramanlık değil cinayettir ben böyle değerlendiriyorum. İyi niyet ne olursa olsun sonuç ortada. Bu özel savaşın bir yansıması.
Bizim burada yetkililer ile yaptığımız görüşmeler var. Sanırım bir değerlendirmenizde bunu biraz özel savaş olarak tanımlamışsınız. Bir şey demiyorum ve belki de değer vermek gerekir. Ama burada bu masadaki yetkililere de zaman zaman hem norm hem de norm dışı devlet temsilcileri iç içe olabilirsiniz dedim. O zaman yetkiliye dedim. Hatta İ.K’a arkanızda MOSSAD’ın gölgesini görüyorum diyecektim sonra vazgeçtim. Septik dediniz bana. İsrail bunu düşünmüş. Kürtleri Gazzeleştirme, tehlike büyük. Şexmaqsut bunu kanıtladı.
Şahinler gelirse konuşacağım. Ben ilk başta dedim bir Gazze kokusu seziyorum bu işten. Bunu hep söyledim. Halep beni doğruladı. Yani Şexmaqsut’ta ölümcül bir tuzak kurulmuştu ve tuzak devam ediyor. Son birkaç gündür yeniliyorum analizlerimi. Bulduğum son doğuş şudur, Siyonist İsrail kendi yükselişini Kürtlerin mezara konulması şeklinde bir diyalektik üzerine kurmuş. Bu İngiliz aklıdır. Bu çok açık. Londra merkezli siyonizm gelişiyor. Bir Yahudi yurdu için Kuzey Irak yani Musul çevresi olarak önceden hesaplanıyor. Abdulhamit Musul’u kabul ediyor. Onlar ise hayır Filistin’de olsun diyor. Abdulhamit bunu kabul etmeyince tahttan düşürüyorlar. 18. Yüzyıl sonrası Barzani de bir Musul dönmesidir. Selanik dönmeleri Türkleşiyor, Musul dönmeleri de Kürtleşiyorlar. İsrail bu ilişkiyi tarihte kurmuş. Hem Türk hem Kürt sosyolojisine hakimdirler. Yahudi devletini Filistin’de kurmaya karar verince, diyorlar ki; Biz Filistin’i İsrailleştirirken bir şeyi feda etmemiz gerekir. Kürdistan’ı dört parçaya bölüyorlar. Bir parça tutuluyor, diğer parçaları kurban ediyorlar. Türkiye ve özellikle dış ilişkiler bakanı çok uğraştı SDG ile ve sürekli İsrail’in denetiminde bir SDG’den söz etti ve algı yaratmaya çalıştı. Oysa benim MOSSAD olayını biliyorsunuz. Şam’dan itibaren takipteydim. Yanımıza gel ne istersen vereceğiz dediler. Tek yol olarak Oslo’yu gösterdiler gitmedim. İlişkileri Moskova’da Jirinovski idi. Yahudi’dir. Roma’da da inanılmaz kuşatmadaydım. Daha sonra Nairobi’den pimi çekilmiş gibi Türkiye’ye attılar. Hedef büyüktü, bizleri çözmüşler. Bir Kürt ve Türk savaşı hedeflendi ve benim tasfiyem üzerine kurulmuştu.
Şexmaqsud’a gelirsek, yeniden büyük bir savaş ve çatışmanın içine çekmek istediler. Anlaşmışlar belli ki. Halep’te bu masayı devirmek istediler. İbrahim Bey ve yetkililer derhal uyardılar bu ciddi bir durumdu. Mektup yazdım, Şahin ciddiye almış. Elbette kötü bir çıkış oldu ama daha büyük ve yanlış bir savaşa girilmedi. Kandil’de rahatsız olmuş, bence hiç rahatsız olunacak bir durum değil. Çünkü ilk kez kendi irademizle bir savaşa girmedik. Son çatışmayı böyle yaşasaydık, sadece Suriye değil bu süreç berhava olurdu. Yüzyıla yayılan bir savaş olurdu. Qamışlo, Haseke ve diğer kentlerde on binlerce kişi ölürdü. Zaten Arapların savaş tarzını biliyorsunuz, girdikleri yerde tüm erkekleri öldürürler kadın ve çocukları esir alıp götürürler. Şengal’de yapmadılar mı? Galiba Şahinler demiş ‘İsrail’den yardım gelecekti’. Bitirilirdik. Yardım Gazze’ye de gidiyor ama yok edilmedi mi? Yardımın başında Trump duruyor. Kimden yardım bekliyorsun. Zaten İsrail’i de saldırtıyorlar.
Böyle bir giriş yaptım. Geçmişe takılıp kalmam. Geçmiş geçmişte kaldı, mühim olan geleceğe bakmamız. PKK feshine ve reel sosyalizm tarzına eleştirilerim vs biliniyor. 90’larda da bu eleştirileri ifade etmiştim.
Tekrar söylemeliyim ki eğer bir çözüm gelişecekse bu darbe mekaniğini iyi anlamamız lazım. Darbe mekaniği devreye girmiştir. Cumhuriyet tarihinde M. Kemal’in baş koruması Topal Osman vardı. Topal Osman tam bir norm dışı devlet gücü gibi hareket etti. Atatürk’ün yanı başında ve onun güvenliğinden sorumlu idi ama mebus Ali Şükrü Beyi bile vurdu ve birçok kişiyi daha. Atatürk biliyordu bunun kontrolden çıktığını, kendine sıra geldiğini biliyordu ve bu yüzden tedbir aldı. Norm devlet M. Kemal idi ama norm dışı devlet hep vardı. Ve o zaman Topal Osman’dı. 15 Temmuz’da Sayın Erdoğan’ın en yakın yaverleri darbeci çıktı. Hala aktifler. Tasfiye edildiklerini sanıyorlar öyle değil. Tasfiye edildiğine dair söylemler hikâye. Şimdi bunların oyun alanı artık Suriye’dir.
Siz de sorular sorabilirsiniz. Yetkililerin burada olmasını önemli buluyorum. Şimdi fesih sonrası tartışmaları sürdürüyoruz bu masada. PKK sonrası neyi nasıl çözeceğiz. Silahlar duruyor, hala bırakmış değiliz. Meclis komisyonu umut vaat etmiyor. Taslak çıkarılmamış ve konumum hala yasadışı. Cesur bir operasyon ile sizin buraya gelmeniz oldukça önemlidir. Taslaklar var elimde, bu akşam okursunuz. Yarın daha derin tartışacağız. Siyaset kurumu olarak meclis umut vaat etmiyor ama devlet aklı burada ve bu bir eşik toplantısıdır. Bu eşik toplantısı önemli bir başlangıç olabilir. Tarih farklı seyredebilir. Çatışma kültürü terkedilebilir. Hukuk devreye girebilir. Ama sadece benle olmuyor. Yoruldum. Taraflar sorumluluk almalıdır. Rica minnet etmiyorum. Kısaca eşiği ifade ettim. Ama sizde buradasınız. Duran arkadaş epey tecrübeli, bu kadar ağır eleştirilere rağmen epey sorumluluk alabilecek bir arkadaş. Sabri arkadaş burada. Epey tecrübesi var. Malzeme hazır geriye aşure yapmak kalıyor. Evet, söz sizde…
Abbas Ark: İzninizle bir şeyler söylemek istiyorum. Söylediklerinizi anlamaya çalışıyoruz. Manifestoyu ’da epey okuduk ve tartışmalar yürüttük. Buraya gelişimiz anlamlı. Söylediklerinizi destekleyen bazı şeyler de söyleyebilirim. 15 Ağustos ile ilgili ifadelendirme başka türlü de olabilir ama esasen savaş tarzı belirttiğiniz gibi gelişti. Köy baskınları 15 Ağustos’tan hemen sonra oldu. Ebubekir ile başladı, Hogır o çizgiyi devam ettirdi. Kontralar yaptı ama zaten bir savaş tarzı olarak da gelişti. Bu yüzden kontralara yükleyerek içinden çıkma yaklaşımımız yok. Hogır bir kontra değildi ama tarzı kontravariydi. 93 ateşkesine dair Önderliğimizin değerlendirmeleri oldu.
Başkan: O konuda yani Özal’ın ölümü ile ilgili yeni bilgiler var mı sizde?
Abbas Ark: Bizde farklı bir bilgi yok. Bilgi daha çok burada var.
Başkan: Askeriyede de başka bir sürü tasfiye var.
Abbas Ark: 93 sürecine dair devlet bir bütünmüş gibi değerlendirmemiz vardı. Son süreç de bu bakışımızın yanılgılı olduğunu göstermiştir. Bu süreçte heyetler, arkadaşlar geldi gitti. Mektuplar geldi, gitti. Biz mektupları uygulamaya çalışırken Halep’te tersi yaklaşımlar oldu. Önce şaşırdık ama Paris’teki görüşmeler yansıyınca meselenin ne olduğunu anladık. Sizin mektupta belirttiğiniz 3 konu üzerinde (Kapılar, petrol ve karşılıklı temsilcilikler) yoğunlaşma olurken Halep ve sonrası gelişen saldırılar nasıl oldu? Kim organize etti bu bizim için önemli.
Başkan: Bu çatışma 93’teki çatışmayı hatırlattı bana. O zaman tam görüşmeye ve çözüm bulmaya çalışırken darbe üçlüsü yani ben onlara Talat Paşa provokasyonu diyorum. Üçlü dışında (Talat,Cemal,Enver) kabinede 1. Dünya savaşından haberdar olan yoktu. Özal ile ilgili de öyle oldu. Ölümü ile ilgili bir şey netleşmedi. Ona bağlı askerler tasfiye edildi ve o tasfiyeciler daha fazla güçlendiler, devleti daha fazla ele geçirdiler.
Şexmaqsud’ta öyle ince bir şey var ki, akıl durur. Kendi payları nedir yetkililer açıklayamaz, çünkü meslek sırrı. Ama daha büyüğünü engellediler. Buna inanıyorum. Peki bu mektup konuşulunca kim harekete geçirdi bu savaşı. Hangi darbe dinamosu harekete geçti anladım ve gördüm. 93’e göre daha örgütlü ve medyaya daha hâkim güçlerdi. Devletin içini kurt gibi kemirmiş. Bu bir klik bile değil daha ötesi. Sayın Erdoğan 15 Temmuz’da enterne edilince bütün çevresi darbeci çıktı. Ortada veriler var. Darbe başarıya ulaşmıştır. Bunlar ne zaman tasfiye edildi ki. Birileri buradaki inisiyatifi ve bu masayı yıkmak için yaptı. Hedef burasıydı. Bu kesindir. Bu sonucu çıkardım. Gerek Kandil’in ve gerek Bahoz arkadaşın yaklaşımı da yanlıştı. 10 bin kişinin ölümüne yol açacaktı. Kandile kadar uzanacaktı yerle bir edilecekti her yer. Paris toplantısında Rojava, daha önce de Amman’daki toplantıda Sincar hedeflenmişti. İki toplantıda Kürtlerin fermanı verildi. Paris’te İsrail’e alan kazandırıldı. Dürzilere ekonomik alan açıldı. Kürtler Şexmaqsud’ta kurban edilecekti. Türkiye Dış İşleri bakanı da içindedir. Çünkü o da Paris’teydi. ABD de var, gir dediler Şara’ya o da girdi. Yani tetiği çeken İsrail’dir. Yıllardır SDG’ye cesaret verdiler, direnin kazanacaksınız dediler.
Abbas Ark: Fransa da içindedir. Saldırılar boyunca hiçbir şey demedi. Anlaşma yapılınca hemen arkasındayız deyip durdular.
Başkan: Elbette içindeydi. Emperyalizm yapar bunu. Bu açık katliam projesi. Hamas’a eylemi MOSSAD yaptırdı. İsrail mezara koyarak kazanıyor. İsrail ile ilişki kurmayın demiyorum. Ama ilişkinizi iyi takip edin. Bahoz arkadaşın sesini dinlettiler. Dürüst ama tam oyuna düşme diyorum buna. Basra harap olduktan sonra Bağdat sorulmaz diye bir söz var Arapların. Harap olduktan sonra kazanacak bir şey yok. İsrail’e söz verilmiş, yarısına sahip olacak. Kim kaybetti, Kürtler. Sayın yetkililer sağduyulu yaklaştı. Darbe mekaniği ile ilgili bilgileri vardır mutlaka ama sırdır açıklayamazlar. Gerçekten Halep çok tehlikeli bir oyundu. Bu yetkililer yumuşak güç olarak devreye girdiler. Halep’ten daha öteye gitmesini engellediler. İlk başta Özal inanmıyordu devletin başına böyle bir şey getireceğine. Talabani’ye sordum, Özal neye güveniyor böyle bir şey yapıyor diye. Talabani’nin aktardığına göre, Özal elini kalbine koyarak Bitlis Paşa’yı ikna ettim bugün, diğerlerini de ikna ederim demiş. Böyle derken düştü aynı gün. Norm güçler burada yani bu masada. Ama karşı güçler küçük değil, sonuçları felaket. Olay büyük ve bu masa yerle bir olacaktı. Ne olurdu. Çatışırdık. Ortada Pirus zaferi olurdu. Yüz yıl daha savaşalım, küçülen biz, büyüyen İsrail olur. İyi ki bir devlet aklı var. İstediğimiz gibi değil. Etkileri ve yetkileri tartışılır. Mektupta da demiştim bunu. Şimdi aynı şeyleri söyleyemem. Kendi inisiyatifleri ile buraya kadar getirdiler. İşler sandığınız gibi değil. Savaşla elde edilebilecek bir şey yok. Bu savaşı mantık dışı yürütmenin bir anlamı yok. O çılgınlar bu ekibi tasfiye ederse savaş büyür ve gelişir. 27 Şubat bildirgesi önemli. Bahçeli Atatürk’ten sonra büyük bir inisiyatif koydu. (Abbas Ark.a dönerek) Siz başka bir değerlendirme yapmıştınız. Özel savaş sözcüsü demiştiniz Bahçeli için. Bahçeli’nin öyle şeyleri vardı tabii ama gelinen aşamada nasıl oldu bilmiyorum. Ama Bahçeli ucuz laf söyleyecek biri değil. Zaten gelinen aşamada başka bir inisiyatif de yok. Mühim değil değerlendirmeniz ama ben Bahçeli’nin çıkışını değerli görüyorum. (Kilim hediyesi fotoğrafının olduğu gazete kupürünü gösterdi). Bunu görüyor musunuz? Bu çok önemli.
Abbas Ark: Basına da verilmişti. Orada gördük.
Başkan: Bütün bunları söylerken bu iş başladı bitti demiyorum. Daha başlangıçtayız. Daha zırnık anlamda pozitif bir adım atılmamış. Benim de sizin de durumumuz ortada. Ama umutluyum. Savaş çalışmalarına göre barış çalışmaları oldukça zordur. Birçok zor çalışmada bulundum. Hiçbir sürece bu kadar gücümü katarak girmedim. Çok büyük değer ve anlam vererek girdim bu sürece. Değerli olmayana girmem biliyorsunuz. Gönül ister ki hızlı olsun. Ama Türkiye siyaseti ve geleneği buna hızlı imkân vermiyor. Komisyon raporunu bekliyoruz. Ama bu gidişle siyaset inisiyatif almıyor. Bu yüzden bir çözüm önerim var. Siyasi koordinatörlük olsun. Davutoğlu önermişti. Diğer bir konuda siyasi parti liderleri benimle ilgili bir konsensüs oluşturmaları gerekiyor. Liderler bir araya gelsin benim hakkımda icra faaliyetlerimin sınırlarını ortaya koysun. Mesela Türkiye halkı ve toplumu benden ne istiyor? Emre Bey de derdi biz Apo’dan ne istediğimizi bilmiyoruz. Hata ve yanlış bizim diyordu. Şimdi Bahçeli umut hakkı dedi. Benim bu işi üstlenip üstlenmemi kabul ediyorlar mı etmiyorlar mı? Pratikte benim hukuk dışı durumuma son verilmeli. Kanıtlandı, gücüm var. Sizin buraya gelmeniz de bunu gösteriyor. İcrayı benim dışında kimse yapamaz. Kandil, SDG ve Dem’i gördük. Katkıları son derece sınırlı. Benim yapacaklarım var. Ayrılık yok, şiddet yok. Benim sorumluluğum altında, demokratik entegrasyonu tek başıma yapmaya çalışıyorum. Ben sorun çözücüyüm.
Abbas Ark: Bizim kongre kararımız da öyle. Biz de böyle tartışıyoruz zaten. Bu süreç ancak sizin tarafınızdan bizzat yürütülmelidir dedik.
Başkan: (Gülerek) Duran arkadaş reel sosyalizmin son temsilcisi. Böyle tanımlıyorum onu.
Helin: Abbas arkadaş Bir Halkı Savunmak kitabınızdan sonra çok değişim gösterdi. Benim izlenimlerim oldu bu yönde.
Başkan: Abbas’ın yazdıklarına yanlış demiyorum. İdeolojiyi politik alana dönüştürmede sorun yaşıyor. Kürt sosyolojine tam hâkim değil. Büyük emeğini pratiğe dönüştürmede sorunlu. Nasıl çalıştıracağını bilmiyor. Patagonya’da penguenleri mi savaştırıyor. Yanı başındakileri anlamakta zorlanıyor. Bir önder kişilik böyle olamaz diyorum. Pratik dehşet verici, nasıl bu yıkıcıları önleyemiyor.
Oysa 15 Ağustos’tan beri yol yürüyor. Çok güveniyor herkes ona. Ben de çok güveniyorum. Daha önce Kayseri tüccarı benzetmesini yapmıştım. Eşeği boyayıp babasına satma demiştim yanlış anlaşılmasın. Dürüstlük ve bağlılık tek başına yeterli değil. Siyaset tarzı önemlidir. Yaratıcı olamıyorsan ipe götürür. Marksist geçinen bunları aşmalıdır. 40 yıl dağda kalacaksın, direneceksin ama kendini bile savunamayacaksın. Ali Haydarlar, Kasım Enginler, Koçero birçok kadro kaybı var. Dereyi geçerken boğulmaktır bu. Yaratıcı tedbir alamıyorsunuz. Haticeye değil neticeye bakacaksınız. Yaşam ve savaş tarzınız sakat. Zagroslardan bir iki ülkeye devrim taşıyabilirdiniz. İşid ve mollalar da ne oluyor. İki de bir sizi taciz ediyorlar. Irak, İran sizin devrim ana üssünüz. Bu tarz ile savaşıp ve yaşamaya devam ederseniz kapana kısılırsınız. Sizi orada sıkıştırırlar. Her gün tarih bilincinizi ayaklandıracaksınız. Her gün yeni yaşamı keşf edeceksiniz. Orası yeni yaşamın beşiğidir. Umduklarım ve bulduklarım arasında dağlar kadar fark var. Aşırı bir değerlendirme olabilir. Haksızlık yapmak istemiyorum. Hayıflanıyorum. Büyük acılar çekildi. 40 yıldan çok rahatsızım. Doğrular yapılsaydı 90’larda bitirirdik. Buna hayıflanıyorum, uzatılmıştır. Sizin de böyle yaşamanızdan sıkılıyorum. Sınırlı bir çaba ile bunları telafi etmeye çalışıyoruz. Çözüm olamayınca çıkmaz seni boğar. Mücadele tarzım silahla olmadı ama çıkan sonuçtan sorumluyum. Sonuçların böyle olacağını bilseydim 83’te ne seni gönderirdim ne de o grupları gönderirdim. Bu çözüm sonuca ulaşmazsa mutlaka bir taraf sizi ezecek. Sabri ark diyordu ki ‘biz de boş değiliz. İlişki ve gücümüz var’. Ama bu şartlarda bu hal ile yürümeniz mümkün değil. Burada 4 arkadaş var diyorum ki gidin sabaha kadar tartışın makul bir çözüm getirin. Sizin etrafınızda yüzlercesi var. Talabani bölgesi, Barzani bölgesi deyip duruyorlar. Ama onlarda bizim sayemizde ayaktadırlar. Talabani diyordu ‘sen olmazsan 24 saat ayakta duramayız’. Barzani ve İdris ile anlaşma yapmıştık. Biz olmazsak kimse onları tanımazdı. Kendi yetersizliğimiz onlara bu zemini sundu. Neyse bunları geçelim. Buradaki varlığım olmazsa haliniz perişandı. Öyle düşünememiştik, hesaplayamamıştık demek bir anlam ifade etmiyor. Düşüneceksiniz. Yetkililere de diyorum; gidin siyasi koordinatör getirin, derdimi anlatayım, size sağlıklı rapor iletsinler. Siyasiler, siyasi çözüm önünde engeldir. Devlet bir türlü bunu sağlayamıyor. Bazıları çıkıp son silah bırakılmadan bilmem ne... Bizim silah ile işimiz derdimiz yok. Ben silaha dayanmıyorum. Öcalan baskı altında, örgüt zayıf bir zeminde diye başlatmadık bu süreci. Dağlarda yaşamayı beceremiyorlar. Devlet öyle. Siyasiler 2015’te buraya geldiler kendime saygımın gereği olmazsa masayı başlarına kırabilirdim. Ya bu kadar ciddiyetsizlik sorumsuzluk olur mu? Mecliste birbirini dinlemiyorlar bile. Ya diyorum ki imkân verin çalışma yürüteyim. Bu koşullara sahip değilim. Bu kadar çalışıyorum önerimiz bile havada kalıyor. Her gün rica minnet açın diyorum önümüzü. Bu süreç bozulursa büyük yıkım olur. Eğer bu süreç nihayete ermezse 100 bin kişilik ordu çıkar demiştim, süreç beni Rojava’da doğruladı. Şimdi de bu süreç boşa çıkarılırsa İran, Irak krizi sonucu 500 bin Kürt silah altına alınır. İran var, Irak var. Kürt güçlerin hali belli. Bunu Türkiye’ye yönlendirirler ve onu yıkarlar. Bu tehdit değil. Sizi uyarıyorum. Olası bir gelişmeden haberdar ediyorum. Sizin idealimiz dediğiniz çözüme imza atmak istiyorum. Bu işi hal etmek gerek. Binlerce can var. ‘Adım Hıdır, elimden gelen budur’ diye bir deyim var. O kadar asker var, o kadar masraf var. Bu kızlar ve gençler zor koşullarda mücadele ediyorlar. Bunun çözümünü geliştirmek gerekir. Savaş çözüm getirmez. O şehit düşenler dereyi geçerken boğulma gibi oldu. 33 yıldır çalıştık arpa kadar yol almadık. Devrimler kendi sonlarını böyle getirmemeli. Sanırım anlıyorsunuz değil mi?

