BIST 100
14.073,79 2,81%
DOLAR
44,6300 0,04%
EURO
52,3569 0,35%
GRAM ALTIN
6.812,73 -0,26%
FAİZ
40,01 -0,52%
GÜMÜŞ GRAM
108,92 0,86%
BITCOIN
72.725,00 -0,90%
GBP/TRY
60,1374 0,36%
EUR/USD
1,1723 0,21%
BRENT
95,20 -0,75%
ÇEYREK ALTIN
11.138,81 -0,26%
Diyarbakır Parçalı Bulutlu
Diyarbakır hava durumu
11 °

Filiz Deniz: Her insanın içinde bir mezarlık vardır

fe487a90-b619-485a-bfde-6d52fb74f804

Bir insan en çok neresinden incinmişse, kimliği orada saklıdır bunu geç öğrendim.

Belki de insan, kendini en çok sakladığı yerden ele verir. Sizi ilk gördüğümde bunu bilmiyordum; ama şimdi dönüp baktığımda, sizi en başından beri acıyan yerlerinizden tanıdığımı anlıyorum.

O gün, konuşurken gözleriniz başka bir yerdeydi. Sözcükleriniz düzgündü, hatta sakindi; ama aralarındaki boşluklar… asıl hikâyeyi orada taşıyordu.

Siz bana yaralarınızı gösterdiniz; doğrudan değil, kimse doğrudan göstermez zaten. Ben de kendiminkini sustuklarımla örttüm. İki insan, birbirine en çok sakladıkları yerden yaklaşır bazen.

Zamanla fark ettim ki, ikimizin de yalnız bedeni değil, ruhu da yara bere içindeydi. Geçmişten kalan izler, üstü örtülmüş sancılar… Kimi kabuk bağlamış gibi duruyordu; kimi ise hâlâ dokununca ürperen, sanki hiç geçmemiş gibi taze.

Yara dediğin şey, unuttuğunu sandığın bir anda ansızın hatırlanandır. Ve insan, en çok da iyileşti sandığı yerden kanar.

Bunu bilmek için büyük acılar yaşamaya gerek yok; küçük bir an, sıradan bir söz, tanıdık bir ses yeter.

Bazen insan, kendi kabuğunu kendi elleriyle kaldırır iyileştiğini sanıp.

Kabuk dediğin çoğu zaman iyileşmenin değil, saklamanın biçimidir. Siz bunu benden iyi biliyordunuz belki. Ya da ben, sizde kendimi gördüğüm için öyle sandım.

Benim sustuğum yerde sizin, sizin sustuğunuz yerde benim yaralarım konuştu. Acele etmeden, acıyı dağıtmadan… bir bıçak ucuyla yoklar gibi. Ne tam açığa çıkarak, ne de tamamen gizlenerek. Arada bir yerde, insanın kendine bile itiraf edemediği o ince çizgide.

Zamanın her şeyi iyileştirdiğine dair o eski söz, insanın kendine söylediği en büyük yalanlardan biri. Zaman usta bir boyacı; acıyı dindirmez, sadece üzerini kat kat örter. Renkler değişir, görüntü yumuşar, ama altındaki şey olduğu gibi kalır.

Her insanın içinde, adı konmamış acılarla dolu bir mezarlık vardır. Bunu size söylemedim; ama siz de biliyordunuz. Bazı mezar taşlarının üzerinde isimler, tarihler yazar, onları anlatabiliriz, dökebiliriz. Ama bir de yazısız taşlar vardır. Asıl ağırlık oradadır. Söze dökülemeyen, dile gelince eksilen, anlatıldığında bile anlaşılmayan…

İnsan, kendi içindeki bu mezarlıkta yürümeyi öğrenir zamanla. Parmak uçlarında yürür; geçmişe basmamak için. Nefesini tutar; eski bir sızıyı uyandırmamak için. Ama ne kadar dikkat edersen et, o taşlar oradadır: ağır, inatçı, sessiz.

Bir gün, hiç beklemediğin bir anda, ayağın takılır. Bir bakışta, bir susuşta… Kendini kendi içinde bir yabancı gibi bulursun. O an anlarsın: geçmemiştir. Sadece beklemiştir.

Sizi tanımaya çalıştığım günlerde, anlattıklarınıza değil, sustuklarınıza baktım. Çünkü insanı ele veren şey, söyledikleri değil; söyleyemedikleridir. Kimlik, vitrinlerde değil, en çok incinmiş, en çok saklanmış ve hâlâ sızlayan o kuytu köşelerde saklıdır.

Biz birbirimizi yaralarımızdan tanıdık. Çünkü yalnızca aynı yerden kanayanlar, birbirinin dilini gerçekten anlar.

Üstü kapanmış bir yara iyileşmiş sayılmaz; yalnızca görünmez olur. Belirleyici olan zaman değil, ne zaman hatırlanacağıdır. İnsan neyle yüzleşmezse, onu içinde taşır. Ve taşınan her şey, bir süre sonra insanın kendisine dönüşür.

Bu yüzden bazı yaralar yıllar geçse de sızlar. Zaman geçer; ama acı yerinde kalır. Altında hâlâ sıcak, hâlâ diri bir sızıyla.

İnsan bazen iyileşmek için değil, yaranın hâlâ orada olduğunu bilmek için onu yeniden kanatır. Bu bir zayıflık değildir, belki de unutmamak için verdiği sessiz bir mücadeledir.

Biz içimizde mezarlar kazarız. Her mezarın bir taşı vardır; ama her taşın bir yazısı yoktur. Yazısız taşlar… en çok ağrıyan yerimizdir. Söze gelmeyen.

Sonra bir gün, o taşların arasında dolaşırken kendini bir misafir gibi hissedersin. Kendi içine uğramış, ama oraya ait değilmiş gibi. Kendi acına bile yabancı uyanırsın bazen. Sanki o yara senin değilmiş gibi, sanki o mezarı sen kazmamışsın gibi.

Ama taş oradadır. Sessiz, ağır, inatçı.

Zamanla insan, bu mezarlıkta yaşamayı öğrenir. Adımlarını hafifletir, bakışlarını kaçırır. Ama bazı taşlar vardır; dönüp dönüp bakarsın. Kaçamazsın.

Ve bir an… her şey yeniden başlar.

O an anlarsın: hiçbir şey geçmemiştir. Sadece beklemiştir.

Çünkü bazı acılar konuşmaz. İçinde dolaşır. Sessizdir, ama suskunluğu büyür. Ve bir gün, insan o sessizliğin içinde kendini duyar.

İçinde taşıdığı şeyin bir hatıra değil, bir gölge olduğunu anlar. Arkasında değil, içinde yürüyen bir gölge.

O yüzden bazı mezar taşları hâlâ yazılmayı bekler. Ne kadar derine kazılırsa kazılsın… eksik kalır.

Ve insan, en çok da o derinlikte kendine rastlar.

Yaralarınızdan tanıdım sizi.

Belki de bu yüzden insan kendini anlatamaz; yalnızca sızdırır. Bir bakışta, bir susuşta, en çok da beklemediği anda.

Çünkü bazı hikâyeler anlatılmak için değil, taşınmak içindir.

Ve insan…

taşıdığı şey kadar kendisidir

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?