
PKK’nin silahsızlanma sürecine ilişkin çerçeve yasanın TBMM’den geçmesinin ardından gözler uygulama aşamasına çevrildi. Ankara kulislerinde eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın en geç eylül ayında tahliye edilebileceği konuşulurken, Avrupa’da yaşayan PKK mensuplarının Türkiye’ye dönüşü konusunda ise yeni bir tartışma yaşandığı belirtiliyor. Nefes yazarı Nuray Babacan’a göre Ankara, dönüşlerde herkese kapıyı açmayı düşünmüyor; “sertlik yanlısı” olarak değerlendirilen bazı isimlerin bir ara mekanizma üzerinden kapsam dışında bırakılması gündemde.
PKK’nin silah bırakma ve fesih sürecinin hukuki zemini olarak hazırlanan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun TBMM Genel Kurulu’ndan geçerken, yasanın siyasi sonuçlarına ilişkin Ankara’daki tartışmalar yeni bir aşamaya girdi.
Sürecin en kritik başlıklarından biri, Kasım 2016’dan bu yana cezaevinde bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın durumu.
Nefes gazetesi yazarı Nuray Babacan’ın aktardığı kulis bilgilerine göre DEM Parti cephesinin yürütülen görüşmelerde Demirtaş meselesini doğrudan gündeme getirdiği belirtiliyor.
Babacan’ın aktardığına göre DEM Partililer, Demirtaş’ın yeni düzenlemeden yararlanmamasının özellikle Kürt kamuoyunda ciddi bir siyasi sorun yaratacağını Ankara’daki muhataplarına iletti.
DEM Parti cephesinde dile getirildiği belirtilen itirazın özü oldukça açık: Çerçeve yasa Kürt meselesinde yeni bir dönemin hukuki başlangıcı olarak sunulacaksa, Demirtaş’ın cezaevinde kalmaya devam etmesinin Diyarbakır’da ve Kürt seçmen nezdinde açıklanması güç olacak.
Demirtaş için Ankara kulislerinde “eylül” beklentisi
Ancak asıl dikkat çekici iddia, Demirtaş’ın tahliyesine ilişkin.
Babacan’a göre Ankara’da bazı çevreler, Demirtaş’ın serbest bırakılması konusunda gerekli siyasi iradenin oluştuğu görüşünde.
Kulislerde konuşulan takvime göre tahliye, çerçeve yasanın uygulamaya girmesinin ardından ve en geç eylül ayında gerçekleşebilir.
Burada kritik nokta Demirtaş’ın doğrudan çerçeve yasadan yararlanıp yararlanmayacağından çok, tahliyenin hangi hukuki mekanizma üzerinden gerçekleştirileceği.
Babacan’ın aktardığına göre iktidarın önünde birden fazla seçenek bulunduğu değerlendiriliyor. Bunlardan biri yeni yasanın hükümleri, diğerleri ise Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının oluşturduğu hukuki zemin.
Dolayısıyla Ankara kulislerindeki tartışma artık yalnızca “Demirtaş çerçeve yasaya giriyor mu?” sorusundan ibaret değil.
Asıl mesele, siyasi iradenin tahliye yönünde oluşması halinde bunun hangi hukuki kapıdan gerçekleştirileceği.
İkinci büyük başlık: Avrupa’daki PKK’liler
Çerçeve yasa etrafındaki en karmaşık dosyalardan biri ise Avrupa’da yaşayan PKK mensuplarının durumu.
Babacan’a göre bu konu Ankara’da, dağdaki PKK mensuplarının geleceği kadar ciddi bir tartışmaya yol açtı.
Çünkü Avrupa’da bulunan isimlerin tamamına yönelik tek tip bir politika uygulanması düşünülmüyor.
Ankara’nın daha önce Kandil’deki bazı üst düzey isimlerin Türkiye’ye dönmesine izin vermeme seçeneğini değerlendirdiği biliniyordu. Babacan daha önceki bir yazısında, Türkiye’ye dönmesine kesinlikle izin verilmeyecek yaklaşık 200 üst düzey isim için Süleymaniye seçeneğinin gündeme geldiğini aktarmıştı.
Yeni kulis bilgileri ise tartışmanın yalnızca Kandil kadrosuyla sınırlı olmadığını, Avrupa’daki yapılanmaya kadar uzandığını gösteriyor.
Herkes dönemeyecek
Babacan’ın aktardığı bilgilere göre Avrupa’da yaşayan PKK mensuplarına yönelik Türkiye’ye dönüş ve siyaset yasağının yumuşatılması mümkün.
Ancak bu, bütün isimlerin otomatik olarak Türkiye’ye dönebileceği anlamına gelmeyecek.
Kulislerde bir “ara mekanizma” oluşturulmasından söz ediliyor.
Bu mekanizma aracılığıyla Avrupa’dan dönmek isteyen kişilerin durumlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi ve bir tür elemeden geçirilmesi planlanıyor.
Başka bir ifadeyle, çerçeve yasa genel bir hukuki kapı açsa bile bu kapıdan kimin geçebileceğine ilişkin siyasi ve idari bir filtre oluşturulması gündemde.
Babacan’ın yazısında kullanılan en dikkat çekici ifade de burada ortaya çıkıyor:
“Ayıklama.”
“Sertlik yanlısı” isimlere kapı açılmayacak iddiası
Ankara kulislerine göre devlet, yeni dönemde çatışmasızlık ortamını bozabileceğini düşündüğü bazı isimlerin Türkiye’ye dönmesini istemiyor.
Özellikle Avrupa’da bulunan ve mevcut sürece mesafeli duran, eski politik çizgide ısrar eden bazı isimlerin “sertlik yanlısı” olarak değerlendirildiği öne sürülüyor.
Kulislerde bu kişiler için “zaman tünelinde sıkışıp kalan” nitelemesinin kullanıldığı da aktarılıyor.
Buna göre Ankara’nın yaklaşımı, silahsızlanmanın ardından örgüt mensuplarının tamamını kapsayan sınırsız bir dönüşten ziyade, kontrollü ve seçici bir dönüş modeli oluşturmak.
Türkiye’ye dönmesine izin verilenlerle verilmeyenler arasında nasıl bir hukuki ayrım yapılacağı ise şimdilik belirsiz.
Bu nokta yasanın uygulanmasındaki en tartışmalı alanlardan birine dönüşebilir. Çünkü kişilerin siyasi görüşleri veya süreç hakkındaki açıklamalarının dönüş hakkının belirlenmesinde ölçüt haline gelmesi, hukuki ve siyasi tartışmaları beraberinde getirebilir.
Kandil için Süleymaniye, Avrupa için filtre
Babacan’ın son kulis bilgileri, daha önce gündeme gelen Kandil formülüyle birlikte okunduğunda Ankara’nın çok katmanlı bir plan üzerinde çalıştığı izlenimi veriyor.
Daha önce aktarılan bilgilere göre Türkiye, Kandil’de bulunan ve ülkeye dönmesini istemediği yaklaşık 200 üst düzey PKK yöneticisinin üçüncü ülkelere gönderilmesi seçeneğini değerlendirmişti.
Ancak Avrupa ülkelerine gönderilmeleri halinde bu kişilerin yabancı istihbarat servisleriyle ilişki geliştirebileceği kaygısının dile getirildiği ve bu nedenle Süleymaniye seçeneğinin öne çıktığı belirtilmişti.
Bu senaryoda üst düzey kadroların Türkiye dışında kalması, buna karşılık Ankara’nın faaliyetlerini daha yakından takip edebileceği bir coğrafyada yaşamaları öngörülüyordu.
Yeni kulisler ise Avrupa’daki kadrolar bakımından farklı bir modelin tartışıldığını gösteriyor:
Türkiye’ye dönüş tamamen kapatılmayacak ancak dönüş hakkı herkese aynı biçimde uygulanmayacak.
Sürecin en hassas noktası Demirtaş
Bütün bu tartışmalar arasında siyasi açıdan en sembolik dosya ise Demirtaş olmaya devam ediyor.
Çünkü Demirtaş’ın durumu yalnızca bir tahliye veya infaz meselesi değil; iktidarın başlattığı yeni sürecin Kürt kamuoyunda nasıl okunacağıyla doğrudan bağlantılı.
DEM Parti çevrelerinde de temel itirazın burada yoğunlaştığı anlaşılıyor.
Bir tarafta PKK’nin silahsızlanması nedeniyle binlerce kişinin hukuki durumunu değiştirebilecek yeni bir düzenleme yapılırken, diğer tarafta Türkiye’nin en yüksek oy oranlarına ulaşmış Kürt siyasetçilerinden birinin cezaevinde tutulmaya devam edilmesi, sürecin siyasi meşruiyeti bakımından tartışma yaratabilir.
Bu nedenle Ankara kulislerinde artık Demirtaş’ın çıkıp çıkmayacağından ziyade ne zaman ve hangi hukuki formülle çıkacağı sorusunun konuşulduğu öne sürülüyor.
Ancak şu aşamada eylül takviminin resmi bir karar değil, kulislerde dile getirilen bir beklenti olduğunun altını çizmek gerekiyor.
İktidarın hesabında kamuoyu tepkisi de var
Babacan’ın aktardığı kulislerin bir başka önemli boyutu ise iktidarın seçim hesabı.
Buna göre AK Parti yönetimi, sürecin devamını sağlayacak adımları atarken kendi seçmeninde ciddi oy kaybına yol açabilecek düzenlemelerden kaçınmayı planlıyor.
Bu nedenle çerçeve yasanın uygulanmasının yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ayrıntılı bir siyasi iletişim stratejisiyle yürütülmesi bekleniyor.
Babacan, iktidarın toplumdaki olası tepkileri yönetmek amacıyla yeni bir kamuoyu iletişim çalışmasını devreye sokacağını aktarıyor.
Bu tablo, TBMM’den geçen çerçeve yasayla birlikte sürecin ilk aşamasının kapanıp daha zor olan uygulama döneminin başladığını gösteriyor.
Çünkü bundan sonraki tartışma artık yasanın çıkıp çıkmayacağı değil; kimlerin yararlanacağı, kimlerin dışarıda bırakılacağı ve devletin bu ayrımı hangi hukuki kriterlerle yapacağı olacak.
Demirtaş’ın olası tahliyesi, Kandil’deki üst düzey kadroların geleceği ve Avrupa’daki PKK mensuplarına uygulanacağı belirtilen “ayıklama” mekanizması, önümüzdeki haftalarda sürecin en kritik üç başlığı olarak Ankara’nın önünde duruyor.
Ve kulislerde konuşulan eylül takvimi gerçekleşirse, Demirtaş’ın tahliyesi çerçeve yasanın kabulünden sonraki dönemin en önemli siyasi eşiği haline gelebilir

