
Prestijli Amerikan dergisi Foreign Policy’den Hanna Davis’e konuşan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Sipan Hemo, DSG’den yalnızca dört tugayın Suriye ordusuna katıldığını ve 50 binden fazla savaşçının statüsünün belirsiz olduğunu doğruladı.
Hemo, “Eski DSG tugaylarından dördünün Suriye ordusuna katıldığını doğruladı. Haseke, Kamışlı ve Derik tugayları Suriye ordusunun Halep’teki 60. tümeni bünyesinde, Kobani (Ayn el-Arap) tugayı ise 72. tümen bünyesinde faaliyet gösteriyor. Her tugayda 1.300 asker ile insansız hava araçları ve savunma sistemleri gibi donanımları kullanan birliklerden 500 ila 750 personelin bulunduğunu belirten Hamo, maaşların yaklaşık üç aydır düzenli ödendiğini bildirdi.”
Buna karşın, entegre olanlar DSG güçlerinin yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor; on binlerce savaşçı dışarıda kalmış durumda. Yaklaşık 60 bin askeri bulunan DSG’nin 50 binden fazla personelinin statüsü ve gelecekteki maaşları belirsizliğini koruyor. Müzakerelerdeki en çetin başlıklardan biri de tamamen kadınlardan oluşan YPJ’nin durumu ne oldu?
Hamo, hükümetin kadınları orduya kabul etmeyeceğini, bu durumun ilkeleri ve inançlarıyla uyuşmadığını ifade etti.
YPJ, DSG’nin ayrılmaz bir bileşeniydi ancak hükümet onları yalnızca yerel güvenlik güçlerine entegre etmeyi teklif ediyor. Hamo’ya göre bu hamle, askeri kabiliyetlerini ciddi ölçüde zayıflatacak.
Haseke çöllerindeki küçük bir YPJ üssünü ziyaret ettiğimizde, yaklaşık 150 savaşçının eğitim aldığını, yaşadığını ve Öcalan’ın öğretilerini incelediğini gördük. Ocak ayındaki çatışmalarda hayatını kaybeden eski komutanın anısına “Şehit Koçerin” adı verilen üssün tabur komutanı Revan Kobani henüz 26 yaşında. IŞİD’in 2014’te ele geçirmesinin ardından Rakka’daki evini terk ederek 14 yaşında Kobani’de YPJ saflarına katılan Kobani, Türkiye sınırındaki Sere Kaniye’de (Resulayn) 2019 yılında düzenlenen bir Türk SİHA saldırısında dirseğinden yaralandığını belirtti.
Kobani, “Şara bizi polis teşkilatına entegre etmeyi teklif etti ancak bu kimliğimizden vazgeçmemiz anlamına gelir. Düşünün, güzel bir ev inşa ediyorsunuz ve biri gelip onu yıkıyor. Kadın polisi yaratarak YPJ projesini yok ediyorlar” dedi. Kadınların bölge polis teşkilatına zaten on yılı aşkın süredir dahil olduğunu hatırlatan Kobani, “YPJ olarak kimliğimizden vazgeçmeyeceğiz. Adımız ne olursa olsun, Suriye anayasasında bir ordu olarak kabul edilmek istiyoruz” dedi.
Suriye’nin Haseke kentinin dışındaki eski bir Amerikan askeri üssünde, kod adı Sipan Hemo olarak bilinen Samir Asso ile temmuz ayı başlarında bir araya geldik. Hamo, Washington’la işbirliği yaparak IŞİD’i tasfiye eden Kürt öncülüğündeki askeri yapı Demokratik Suriye Güçleri’nde (DSG) ocak ayına kadar komutanlık yapıyordu. Şimdi ise Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara’nın hükümetinde, doğu bölgesinden sorumlu başbakan yardımcılığı ve savunma bakan yardımcılığı görevini yürütüyor; kendisi, Şam yönetiminde üst düzey bir askeri makama gelen ilk Kürt komutan konumunda. Görüştüğümüz odada, önünde gelişigüzel oturduğu büyük bir masa ile Suriye rejiminin yeşil kartal amblemini taşıyan tabelalar yer alıyordu.
Hamo’nun üstlendiği bu yeni rol, Şam ile son on yıldır kuzeydoğu Suriye’yi yöneten Kürt ağırlıklı özerk yönetim arasındaki sürtüşmenin geldiği son aşamayı gözler önüne seriyor. Washington’ın desteğini Kürtlerden Suriye hükümetine kaydırdığı 10 aylık tıkanan müzakerelerin ardından, ocak ayında çatışmalar patlak verdi. Suriye birlikleri 24 saat içinde DSG’yi bozguna uğratarak Kürt kontrolündeki bölgenin yüzde 80’ini ele geçirdi. Ocak ayının sonunda varılan kapsamlı bir mutabakatla, bölgedeki güvenlik, askeri ve idari kurumların Suriye devletine entegre edilmesine yönelik kademeli bir plan devreye sokuldu. Ancak geride kalan altı ayın gösterdiği üzere, Kürtlerin özerk ve sol eğilimli yönetim vizyonunu ağırlıklı olarak Arap ve İslamcı karakterli bir rejimin otoritesi altında birleştirmek çetin ve engebeli bir süreç olmaya devam ediyor.
Kalın bıyıklarının altından çıkan tok sesiyle konuşan Hamo, “Amerika siyasi duruşundan sapmasaydı, tek bir karış toprak kaybetmezdik” ifadelerini kullandı. Hamo, DSG’nin Suriye devletine entegrasyonu ancak baskı altında kabul etmesinin “bir sır olmadığını” belirterek, “Barışı sağlamanın tek yolu buydu” dedi.
Ayn el-Arap kentinin girişindeki kontrol noktasında, Türkiye sınırındaki düz çöl yoluna doğru esen rüzgarda Suriye’nin üç yıldızlı bayrağı dalgalanıyordu. Bayrağın canlı renkleri, Demokratik Suriye Güçleri’nin yıpranmış tabelasıyla tezat oluşturuyordu. Kent merkezine ilerleyen yolda mezarlık otoyol boyunca uzanıyor. Bakımlı mezarların sıraları ufka doğru uzanırken, her mezar taşında bir şehidin fotoğrafı yer alıyor. Arka kısımda ise briketlerle çevrili yüzlerce yeni kazılmış mezar, ocak ayındaki çatışmalarda ölen DSG savaşçılarını barındırıyor. Hemen yanlarında bir buldozer, hükümet kontrolündeki Menbiç kentinde mezar taşları tahrip edilen savaşçıların naaşlarını yeniden defnetmek için dev bir çukur kazıyordu.
Mezarlığın yakınlarında, Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nin (DAANES) sarı-mavi bayrağı, cephesi kurşun izleriyle dolu bir kamu binasının tepesinde hâlâ dalgalanıyordu. İkinci katta açıklamalarda bulunan Kobani Yürütme Konseyi Eşbaşkanı 66 yaşındaki Ferhan Hacı İsa, “entegrasyon tamamlanana” kadar görevinde kalacağını söyledi. Ofisinde yeni Suriye hükümetinin bayrağı yer alırken, masasındaki evraklarda DAANES amblemi bulunmaya devam ediyor.
İsa, “Şu an müzakerelere açığız. Savaş istemiyoruz, haklarımızın korunmasını istiyoruz” diyerek şunları kaydetti: “Suriye Alevisiyle, Dürzi’siyle, Sünni’siyle, Kürt’üyle birçok renkten oluşuyor. Bu renkler kabul görmezse gerçek bir barış olamaz. Bu nedenle hükümetin bu gerçekleri kabul etmesi için baskı yapıyoruz.”
Özerklikten Entegrasyona
Bu mücadelenin içinden doğan ve yaygın olarak Rojava şeklinde anılan özerk bölge; etnik kökenleri kucaklayan, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan demokratik yönetim ilkeleri üzerine kuruldu. Yönetim, her birinin başında biri erkek diğeri kadın olmak üzere eşbaşkanların bulunduğu komüplere kadar indirgendi. Ancak pratikte Rojava yönetimi her zaman bu ilkelere tam anlamıyla bağlı kalmadı; özellikle Rakka gibi Arap çoğunluklu bölgelerde keyfi tutuklamalar, gözaltılar, yolsuzluk ve diğer hak ihlalleri sıkça rapor edildi. Bu bölgelerde, ocak ayında devlet güçlerinin gelişi bir kurtuluş olarak karşılandı.
Ocak ayındaki entegrasyon mutabakatının ardından Kobani bir aydan uzun süre kuşatma altında kaldı. İnternet kesildi, hükümet güçleri insan ve akaryakıt hareketliliğini kısıtladı. Her ne kadar buradaki can kayıpları Suriye sahilindeki veya Süveyda’daki katliamların boyutuna ulaşmasa da, operasyon sırasında her iki taraf da ihlallerde bulundu. Bunlar arasında hükümet askerlerinin Kürt cesetlerine yönelik saygısızlıkları, bir DSG savaşçısının Arap sivillere yönelik katliamı ile Kürt köylerindeki soygun ve saldırılar yer aldı.
Durum büyük ölçüde istikrara kavuşmuş ve seyahat serbestisi yeniden sağlanmış olsa da, günlük yönetimin pratik ve sembolik niteliği üzerinde pazarlıklar devam ediyor. Kobani artık Halep vilayetine bağlı ve doğrudan Halep’e, o da Şam’a rapor veriyor. İsa, yönetimlerinin bu merkeziyetçi sistem içinde belirli bir özerklik derecesini korumak için mücadele ettiğini belirtti.
Ocak ayında Şara; Kürtçeyi ulusal dil olarak tanıyan, Suriye Kürtlerine vatandaşlık haklarını iade eden ve kimlikleri ile bayramlarını yasal güvenceye kavuşturan bir kararname yayımladı. Bu hamle, Esad döneminde Kürtçenin yasaklanmasını ve yüz binlerce kişinin vatansız bırakılmasını tersine çeviren önemli bir adım oldu. Ancak kararname henüz anayasaya işlenmedi ve yürürlükten kaldırılabilir nitelikte. Haseke ve Kobani dahil olmak üzere Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerdeki resmi tabelaların çoğunda hem Arapça hem Kürtçe yer alıyor.
Yeni Dönemin Yansımaları ve Sınırda Kalanlar
Entegrasyonun ne anlama geldiğine dair mücadelenin merkezinde, Kobani’nin 37 yaşındaki yeni belediye başkanı Almaz Rumi gibi isimler yer alıyor. Göreve nisan ayında gelen Rumi, Kürt yönetiminin sunduğu altı kişilik listeden Halep Valisi tarafından seçildi. Ocak ayındaki mutabakat, devlet kademelerine Kürt yetkililerin atanmasını öngörüyordu ve bu kural büyük ölçüde uygulandı.
Rumi, Suriye anayasasında Kürt haklarının tanınmasını talep ederek şunları söyledi: “Kürt dili, kimliği ve kültürümüz gibi haklarımızın anayasada güvence altına alınmasını istiyoruz. İstiyoruz ki ister Kürt ister Arap olsun herkesin hakkının var olduğu, özgür ve demokratik bir Suriye olsun.”
Kobani’nin yaklaşık 320 kilometre doğusunda, geçmişte yine Kürt yönetimi altında bulunan Haseke yer alıyor. Şehrin girişindeki dönel kavşakta hem Rojava’nın hem de yeni Suriye hükümetinin bayrakları dalgalanıyor. Ocak ayında Arap aşiret güçlerinin desteklediği Suriye ordusu birlikleri kentin eteklerine ulaştı ancak başlangıçta içeriye ilerlemedi.
Uluslararası Kriz Grubu’na göre ocak ayındaki anlaşma, taraflardan hiçbirinin şehir merkezlerine askeri güç sevk etmemesini hükme bağlıyor. Şehir merkezindeki “Haseke Adalet Sarayı” tabelası yalnızca Arapça olarak asılmış durumda. Tabelanın hemen önünde dev bir Suriye bayrağı ile yan tarafında Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kurucusu Abdullah Öcalan’ın büyük bir posteri yer alıyor. Çetedeki binalara “PKK”, “Rojava” ve “Rojava düşmeyecektir” sloganları yazılmış durumda. Yalnızca Arapça olan tabela, Kürtçenin resmi yönetim dili olarak kullanımının sürdürülmesini talep eden kesimlerin protestolarına yol açtı.
Silahlı Entegrasyonun Sınırları ve YPJ’nin Durumu
Eski bir Amerikan üssünde görüştüğümüz Sipan Hamo, DSG’li yoldaşlarının birçoğu gibi Irak Kürdistanı dağlarında PKK gerillalarıyla eğitim aldığını belirtti. IŞİD’e karşı savaşta verdikleri kayıplara rağmen Batı’nın Ankara ve Şam’a tanıdığı desteği kendilerine vermekten kaçınarak “Kürtlerle oynadığını” ifade etti.
Şara güçlerinin Aralık 2024’te rejimini devirmesinin ardından Washington hızla yeni yönetimle hizalanmış, bu durum Kürtler tarafından terk ediliş olarak yorumlanmıştı. Hamo, rejimin düşmesinden yaklaşık bir yıl sonra, Aralık 2025’te ABD’nin DSG’ye yaptığı tüm finansmanı kestiğini söyledi. 20 Ocak 2026’da ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada DSG’nin IŞİD’e karşı ana güç olma misyonunun büyük ölçüde tamamlandığını ve bu görevin Şam tarafından devralınacağını duyurdu. Nisan ayında ise ABD, kuzeydoğudaki son üssünü boşalttı.
Hamo, Türkiye’nin Suriye üzerindeki baskısını ve Rojava’nın yeni yönetime entegre edilmesindeki rolünü de kabul etti. “(Ankara) biz Kürt halkını ulusal güvenliğine tehdit olarak görüyor” diyen Hamo, ocak ayındaki entegrasyon anlaşmasından bu yana bölgedeki Türk saldırılarının durduğunu kaydetti.
Hamo, eski DSG tugaylarından dördünün Suriye ordusuna katıldığını doğruladı. Haseke, Kamışlı ve Derik tugayları Suriye ordusunun Halep’teki 60. tümeni bünyesinde, Kobani (Ayn el-Arap) tugayı ise 72. tümen bünyesinde faaliyet gösteriyor. Her tugayda 1.300 asker ile insansız hava araçları ve savunma sistemleri gibi donanımları kullanan birliklerden 500 ila 750 personelin bulunduğunu belirten Hamo, maaşların yaklaşık üç aydır düzenli ödendiğini bildirdi.
Buna karşın, entegre olanlar DSG güçlerinin yalnızca küçük bir kısmını oluşturuyor; on binlerce savaşçı dışarıda kalmış durumda. Yaklaşık 60 bin askeri bulunan DSG’nin 50 binden fazla personelinin statüsü ve gelecekteki maaşları belirsizliğini koruyor. Müzakerelerdeki en çetin başlıklardan biri de tamamen kadınlardan oluşan YPJ’nin durumu oldu. Hamo, hükümetin kadınları orduya kabul etmeyeceğini, bu durumun ilkeleri ve inançlarıyla uyuşmadığını ifade etti.
YPJ, DSG’nin ayrılmaz bir bileşeniydi ancak hükümet onları yalnızca yerel güvenlik güçlerine entegre etmeyi teklif ediyor. Hamo’ya göre bu hamle, askeri kabiliyetlerini ciddi ölçüde zayıflatacak.
Haseke çöllerindeki küçük bir YPJ üssünü ziyaret ettiğimizde, yaklaşık 150 savaşçının eğitim aldığını, yaşadığını ve Öcalan’ın öğretilerini incelediğini gördük. Ocak ayındaki çatışmalarda hayatını kaybeden eski komutanın anısına “Şehit Koçerin” adı verilen üssün tabur komutanı Revan Kobani henüz 26 yaşında. IŞİD’in 2014’te ele geçirmesinin ardından Rakka’daki evini terk ederek 14 yaşında Kobani’de YPJ saflarına katılan Kobani, Türkiye sınırındaki Sere Kaniye’de (Resulayn) 2019 yılında düzenlenen bir Türk SİHA saldırısında dirseğinden yaralandığını belirtti.
Kobani, “Şara bizi polis teşkilatına entegre etmeyi teklif etti ancak bu kimliğimizden vazgeçmemiz anlamına gelir. Düşünün, güzel bir ev inşa ediyorsunuz ve biri gelip onu yıkıyor. Kadın polisi yaratarak YPJ projesini yok ediyorlar” dedi. Kadınların bölge polis teşkilatına zaten on yılı aşkın süredir dahil olduğunu hatırlatan Kobani, “YPJ olarak kimliğimizden vazgeçmeyeceğiz. Adımız ne olursa olsun, Suriye anayasasında bir ordu olarak kabul edilmek istiyoruz” dedi.
Siyasi Kanadın Talepleri
Kürt yönetiminin eski başkenti Kamışlı’da konuşan Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanı Pervin Yusuf da entegrasyon müzakerelerine katıldığını aktardı. Rojava yönetiminde baskın olan Kürt siyasi grubu PYD’nin eşbaşkanlığını yürüten 40 yaşındaki Yusuf, ülkenin adının “Suriye Arap Cumhuriyeti” değil, “Suriye Cumhuriyeti” olarak değiştirilmesinin en öncelikli taleplerinden biri olduğunu vurguladı. Parti, nüfusun yüzde 20’sini oluşturan Kürtler için 210 sandalyeden yalnızca 11’inin ayrılmasını yetersiz bularak ülkedeki son parlamento seçimlerini boykot etmişti. Yusuf, “Entegrasyon sürecinde dayatılan her şeyi kabul etmemiz gerekmiyor. Bu PYD’nin görevidir” ifadelerini kullandı.
Yusuf, tüm engellere rağmen partisinin rolünü sürdürebileceğine dair umudunu koruduğunu söyledi. Kürt partilerinin yasaklı olduğu Esad döneminden farklı olarak, partinin ilk kez Şam’da faaliyet gösterme ve kendisini Suriye kamuoyuna tanıtma imkanı bulduğunu belirten Yusuf, “Şimdi en azından düzgün bir şekilde faaliyet yürütmek için ruhsat alabiliyoruz” dedi.
Yusuf sözlerini şöyle tamamladı: “(Şam’da) birçok siyasi çevreyle bir araya geldik. Daha önce Kürtleri tanımıyorlardı. Bu entegrasyon sürecinde Suriye vatandaşı olduğumuzu göstermek adına bir fırsat doğduğunu görüyoruz. Mücadelemiz, çalışmalarımız şimdi daha da önemli hale geldi.”

