BIST 100
14.579,21 -0,22%
DOLAR
48,1352 0,05%
EURO
56,1157 0,06%
GRAM ALTIN
7.112,95 0,11%
FAİZ
39,91 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
105,95 0,52%
BITCOIN
80.252,00 2,30%
GBP/TRY
65,4376 0,01%
EUR/USD
1,1644 -0,06%
BRENT
87,97 0,15%
ÇEYREK ALTIN
11.629,68 0,11%
Diyarbakır Açık
Diyarbakır hava durumu
36 °
  • ANASAYFA
  • GÜNDEM
  • İmralı Heyeti gazetecilerle buluştu: Öcalan’ın yeri değişmedi, Kandil görüşmesi olmadı

İmralı Heyeti gazetecilerle buluştu: Öcalan’ın yeri değişmedi, Kandil görüşmesi olmadı

IMG_1903

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, siyasetçi Gültan Kışanak ve İmralı Sekretaryası üyesi Çetin Arkaş, Ankara’da gazetecilerle kapalı toplantıda bir araya geldi.

Sancar, Abdullah Öcalan’ın İmralı’da yeni bir yere geçtiği yönündeki bilgileri doğrulamadı.Rastî haberde yayınlanan İmralı-Kandil görüşmesi notlarının gerçek olmadığını ve Kandil yöneticileri ile bu yöntemde bir görüşmenin olmadığının iddia etti.

 

Yasanın Selahattin Demirtaş’ı kesinlikle kapsadığını ifade eden Sancar, ancak tahliyesi için çerçeve yasa değil AİHM kararlarının uygulanması gerektiğini söyledi. Kışanak da yasanın iki ay içinde uygulanabilir hale gelmesi gerektiğini vurguladı.

Kamuoyunda çerçeve yasa olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 10 Ağustos’ta Meclis’te kabul edildi, 18 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun öngördüğü Takip ve Değerlendirme Kurulu da Pazartesi günü ilk toplantısını yaparak dört alt komisyon oluşturulmasını kararlaştırdı. Bu gelişmeler yaşanırken, Temmuz ayının sonundan bu yana “İmralı görüşme notları” adı altında birçok not kamuoyuna yansıdı. Taraflar görüşmeleri yalanlamıştı.

Sürecin bu yeni evresinde İmralı Heyeti, Ankara’da bir grup gazeteci ile yaklaşık iki buçuk saat boyunca toplantı yaptı, sorularımızı yanıtladı. Katılımcılar arasında Gazete Solfasol de yer aldı.

Açılış konuşmalarının ardından sorular üç tur halinde toplandı. Heyet, günlerdeki hemen hemen tüm tartışmalara yanıt verdi.

Sancar, yasanın kabulünü “tarihi bir dönemeç” olarak nitelendirdi: “Bu yasanın kabul edilmiş olması, sürecin yeni bir evreye girdiğinin en açık ve kuvvetli işareti olarak yorumlanmalı. Şimdi sürecin hukuki ve kurumsal aşamasının içine girmiş bulunuyoruz.”

Sürecin başlangıcını 1 Ekim 2024 olarak tarihlendiren Sancar, 22 ayı dolduran bir süreç yaşandığını söyledi.

Kışanak ise “tarihsel süreç” nitelemesi bu kez retorik değil dedi ve ekledi: “Siyasetçiler her sürece ‘bu tarihsel bir süreç’ diye başlar. Fakat gelinen aşamada gördüğümüz şu ki bu bir siyasi retorik değil, gerçek anlamda tarihsel bir dönüm noktasındayız.” Kışanak, Osmanlı’nın son yüzyılında başlayıp Kürt sorunu ekseninde gelişen çatışmalı süreçlerin en ağır dönemlerinin son 50 yılda yaşandığını, “200 yıllık çatışma dönemini geride bırakma” imkânının bu anda doğduğunu vurguladı.

Arkaş ise açılışta uzun hapis yılları sonrası gazetecilerle bir araya gelişinin kendisinde yarattığı duyguyu şu sözlerle paylaştı: “Yıllarca cezaevindeki hücremde izlediğim, okuduğum basın mensuplarıyla yüz yüze buluşmak benim için ayrı bir heyecan duygusu yarattı.”

Öcalan Yeni Bir Çağrı Yapacak mı?

İlk tur sorular, Öcalan’ın çalışma koşulları, statüsü ve görüşme notları üzerine oldu. Sancar, Silah bırakma çağrısı olacak mı? Bu konuda henüz alınmış bir karar yok. Bizim son görüşmemizde böyle bir değerlendirme de yapılmadı. Ancak ilerleyen aşamalarda buna ihtiyaç olup olmayacağını yine görüşmeler sonucu belirlemek söz konusu olacak” dedi.

Öcalan’dan bir çağrı geleceği yönündeki iddialar için de şunu söyledi: “Açık, doğrudan bu şekilde bir beyan bizim görüşmelerimizde yapılmadı. Ama sürecin ihtiyaçları bunu lüzumlu kılarsa o zaman değerlendirilecektir. Bir sonraki ziyaretimizde bu gündeme gelirse bilgilendirme yapacağız.”

Etkili, Aktif ve Tanımlanmış Rol

Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun ilk toplantısında dört alt yapı oluşturulmuştu.

Gazetecilerin Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Kurulu’nda Öcalan’ın yer alıp almayacağına dair Sancar, şunları söyledi: “Bu kurul esas olarak silahsızlanma sürecinin yürütülmesini sağlayacak bir işleve sahip olacak. Ancak iş tarzı ve bileşimi konusunda henüz kamuoyuyla paylaşılmış bir karar yok. Sayın Öcalan’ın bu kurumsal yapı içinde bir görev almasını elbette bekliyoruz. Ama bunu belirleyecek olan, üst kurul diye adlandırılan Takip ve Değerlendirme Kurulu’dur. Sayın Öcalan’la yapılacak görüşmeler, istişareler sonucu kendisinin bu kurulda nasıl bir rol üstleneceği belirlenecek. Bizim beklentimiz, kendisinin silahsızlanma ve siyasallaşma sürecinde etkili ve aktif, tanımlanmış bir rol oynaması. Sürecin doğası da başarıyla ilerlemesi de böyle bir konumlanmayı gerektiriyor.”

Pervin Buldan’ın İstanbul’daki bir toplantıda Öcalan’ın alt kurullarda görev alacağını söylediğinin anımsatılması üzerine Sancar, iki açıklama arasında fark olmadığını vurguladı: “Pervin Buldan arkadaşımızın açıklaması da bu çerçevedeydi. Benim söylediklerim onun dediğine aykırı değil. Ama bu netleşmeden, açıkça karara bağlanıp ilan edilmeden bizim tek taraflı ‘evet, öyle olacak’ dememiz yanlış anlamalara yol açıyor. Süreç ilerliyor. Beklenti bu, olması gereken bu. Adı konulduğunda daha açık ve doğrudan değerlendireceğiz.”

Öcalan Aynı Yerde Yaşıyor

Öcalan’ın İmralı’da yeni bir yerleşkeye geçtiği, görüşmeleri orada yürütüldüğü ve ziyaretçiler kabul edildiği yönündeki haberlere Sancar, “Biz görüşmelerimizi evet farklı, daha geniş bir salonda yapıyoruz ama Sayın Öcalan eski yerinde kalmaya devam ediyor. Şu anda yeni bir yere taşındığı, orada çalışmalarını sürdürdüğü yönündeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmıyor” diye yanıt verdi.

Sancar, bununla birlikte koşulların değişmesi gerektiğini de söyledi: “Sürecin bundan sonraki aşaması, onun çalışma ve yaşam koşullarının rolünü oynayabileceği şekle getirilmesini zorunlu kılıyor. Sayın Öcalan’ın bu süreçte üstlendiği ağır ve tarihi görevi yürütebilecek imkânlara, şartlara kavuşması sürecin mantığının bir sonucudur. Öyle olmasını da bekliyoruz.”

Yeni bir çalışma ortamı oluşması halinde sekretarya ve daha fazla çalışma arkadaşı gibi düzenlemelerin de “gündemde olacağını, olması gerektiğini” ekledi.

‘Böyle Bir Görüşme Olmadı’

Toplantının en yoğun sorularından biri, Rastî’de yayınlanan ve Öcalan ile örgüt yöneticileri arasında İmralı’da görüşme yapıldığı iddia edilen metindi.

Sancar:  “Böyle bir görüşme olmadı. Bunu ilk ağızdan hem Sayın Öcalan hem hareket adına yapılan açıklamalarda dile getirildi. Devlet yetkilileri de bunu bu şekilde açıkladılar. Bu sızıntıların, tırnak içinde sızıntı ya da sızdırma dediğimiz meselenin basit bir olay olmadığını artık herkes görmüş olmalı.”

Sancar, görüşme ile iletişimi birbirinden ayırdı ve ekledi: “Görüşme olmadı ama elbette bir iletişim oluyor. Halep kuşatması sırasında, ondan önceki başka aşamalarda doğrudan doğruya Sayın Öcalan’ın mesajları muhataplara iletildi. Kendisinin iletişim kanallarının işlemesi gerektiği zamanlar oldu ve bu sağlandı.”

İlerleyen dönem için de “Önümüzdeki dönemde başka tür görüşmelerin yapılmasını esasen beklemek gerekiyor. Bu şu an yok. Ama bunun bir ihtiyaç haline geleceği aşamalar da olacaktır” diyerek açık kapı bıraktı.

‘Mutlak şeffaflık hiçbir süreçte olmadı’

Sancar, “Bazen beş saat, bazen üç saat süren karşılıklı görüşmeler yapılıyor. Her şeyi olduğu gibi açıklamak, bu görüşmelerin ve bu mekanizmanın gerekliliğiyle, ruhuyla uyuşmuyor. Dünyadaki bu süreçlerde de mutlak şeffaflık, her şeyin herkesin gözü önünde konuşulduğu bir yöntem hiç olmadı. Olsaydı, başarılı yürüyen süreçler de belki daha yolun başında çökerdi. Burada kamuoyundan bir şey saklamak değil, bir süreci sağlıklı yürütme çabası söz konusudur” bilgilerini paylaştı.

Sancar’a göre tahrip edilmiş tutanaklar üzerinden algı yaratmaya yönelik çabalara karşı kesin çözüm , Öcalan’ın kamuoyuyla doğrudan iletişim kurabilmesi: “Sayın Öcalan’ın kamuoyuna doğrudan hitap etmesinin yolu açılmalıdır. Bu yol açılırsa, doğrudan gazeteciler giderse, akademisyenler, belki siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları temsilcileri giderse doğrudan kendisi anlatır.”

Gazetecilerin Öcalan’la temasına ilişkin bir takvim olup olmadığı sorusuna ise “Bu konuda somut bir planlama önümüzde bulunmuyor şu anda. Ama bunun gecikmeden olmasının pek çok açıdan gerekli olduğunu bir kez daha sizin aracılığınızla kamuoyuna duyurmuş olalım” diye yanıt verdi.

“Ayrıntılı plan yok ama çalışmalar yoğun”

Silahların hangi süreç ve yöntemle tam olarak bırakılacağına ilişkin sorulara Sancar, heyetin elinde ayrıntılı bilgi olmadığını söyleyerek yanıt verdi. Ayrıca Sancar, şu ifadeleri kullandı: “Şüphesiz çalışmalar vardır. Örgütle Sayın Öcalan üzerinden veya doğrudan temaslar da olabilir, bu işin doğasında vardır. Ama bizim şu anda bunların ayrıntılarıyla ilgili bilgimiz yok. Olmaması da normal karşılanmalı, çünkü çok hassas bir dönem. Silah bırakılacak, insanlar ülkeye dönecek. Planlama yapıldı bilgisi gelse bile bunu paylaşmak hem sürecin selameti hem insanların güvenliği açısından doğru olmaz. Ama zaten yok o bilgi. Ayrıntılı plan yok ama çalışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor.”

Sancar, kısa süre içinde hem devlet hem örgüt tarafından resmi açıklamalar yapılmasını beklediğini söyledi.

Yasadan yararlanacakların sayısına ilişkin ısrarlı soruların yanıtlarının artık Kurul tarafından verilmesi gerektiğini söyleyen Sancar, “Bize iletilen çeşitli rakamlar oluyor. Ama artık süreç kurumsallaştı, bir üst kurul oluştu. Bu tür açıklamaları kurulun yapması gerekiyor” dedi.

Kapsam konusunu ise açıklıkla ifade etti: “İstisnalar kanunda açıkça sayılmış. Onların dışında propaganda ve örgüt üyeliği, bütün bunlar bu yasanın kapsamındadır. Aksi takdirde bir örgütün feshinin sonuçlarını düzenleyen, silah bırakma sürecini düzenleyen bir yasanın ortaya çıkmasına gerek olmazdı.”

Sürecin bir sonraki adımının kurulun teyit ve tespit kararı olması bekleniyor. Sancar, buna dair “Bütün tarafların sürecin ruhuna, amacına, mantığına uygun sorumlulukla hareket etmeleri halinde teyit ve tespit kararının gecikmeyeceğini bekleyebiliriz. Karar yayımlandıktan sonra ceza ve infaz hukukuyla ilgili hükümler de uygulanmaya başlayacak” dedi.

“Yarın sabah barışa uyanırız diye bir rüya yok”

Kışanak, sürecin yalnızca İmralı ile devlet arasındaki görüşmelere havale edilemeyeceğini vurguladı: “Şöyle varsayamayız: Sayın Öcalan’la devlet adına giden bir heyet vardır, onlar konuşurlar, bütün işleri orada çözerler, yarın sabah biz uyandığımızda barışa ve Kürt sorununun çözüldüğü demokratik bir geleceğe uyanırız. Böyle bir rüya keşke gerçek olsa. Ama bunun mümkün olmadığını biz de biliyoruz.”

Alt kurullara dair de şu eleştiriyi yaptı: “Bunların tamamının devlet bürokrasisinden oluşması, meselenin çözümü konusunda kolaylaştırıcı bir rol oynamaz. Bu yasadan yararlanacak insanlar var, onların avukatları olacak. Bu memlekette meslek örgütleri var, barolar var, sivil toplum kuruluşları var, demokratikleşme ve çatışma çözümü konusunda çalışmış akademisyenler var. Bu kurullar bu katkılara açık, katılımcı bir yöntemle işlerse sorulara daha hızlı cevap bulabiliriz.”

Kışanak, kadın örgütlerine şu çağrıyı yaptı: “Biz barışı ve demokratik toplumu inşa edeceksek, ortak demokratik bir gelecek kuracaksak kesinlikle bunun harcını kadınlar karacak. Biz bu sürecin öznesi olalım, yapıcı gücü olalım, katkı sunanı olalım.”

“İki ay içinde uygulama aşamasına geçilebilir”

Sürecin takvimine ilişkin soruya Kışanak, “İnsaflı bir yerden bakarak, zorlukları da bilerek, yapılması gereken işleri de bilen bir yerden bakarak, iki ay içerisinde yasanın uygulanabilir hale gelebileceği mesafenin kat edilmesi gerekiyor. Yapılacak işler belli. İlgili mekanizmalar kurulur ve hızlı yol alınırsa iki ay içerisinde yasanın uygulanma aşamasına geçilebilir” yanıtını verdi.

Kışanak, yasaya yalnızca “dağdan kaç kişi gelecek, cezaevinden kaç kişi çıkacak” sorusuyla bakılmasının eksik olduğu söyledi: “PKK ile irtibatlı açılmış on binlerce, hatta yüz binlerce denilse abartılı olmayacak davalar var. Bir kısmı erteleme, bir kısmı soruşturma, bir kısmı kovuşturma aşamasında. Cezaevindeki bir PKK davası tutuklusuna gündelik ihtiyaçlarını karşılamak için bin lira gönderenlerin bile yargılandığı davalar var. Kendi çocuğuna para gönderdiği için terörün finansmanından yargılanan insanlar var.”

Yasanın uygulanacağından kuşku duymadığını da vurguladı: “Bu yasa çıktı ama tökezler, uygulamaya geçmez gibi bir algıya sebep olabilecek hiçbir durum söz konusu değil. Bu yasa uygulanacak, uygulanmak için çıkarıldı. Parlamentodan bu kadar büyük bir konsensüsle çıkması da son derece kıymetli.”

“Hasta tutsaklar bu yasayı beklemeden tahliye edilmeli”

Kışanak, önceliğin hasta tutuklular olması gerektiğini söyledi: “İnsani ve vicdani olarak yapılması gereken, hasta tutsakların bu yasayı beklemeden tahliyesiyle ilgili imkânları yaratmak. Kaybedilecek zaman belki de bazı yaşamlara mal olabilir. Cezaevlerinde yaşamını sürdüremeyecek, yarın öbür gün yaşamını yitirme riskiyle karşı karşıya insanlar var. Bunların envanteri 2013’ten bu yana insan hakları dernekleri ve sivil toplum örgütleri vasıtasıyla hazırlanmış durumda. Devletin elindedir, Adalet Bakanlığı’nın önündedir.”

Arkaş ise bu başlıkta bir gün önce yaşanan somut bir olayı aktardı. 2015’te İmralı Sekretaryası’nın beş kişilik grubuyla birlikte adaya giden, ancak kalp hastası olduğu için geri gönderilen Mehmet Sait Yıldırım’ın 30 yıllık cezası dokuz ay önce dolmuştu.

Arkaş’ın anlatımına göre ceza, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu kararıyla dokuz ay uzatıldı. Arkaş devamını şöyle anlattı: “Dün yeniden İdare ve Gözlem Kurulu’nun karşısına çıkarıldı. Kurul, arkadaşa yeniden pişmanlığı dayatıyor. Arkadaş ‘Tam da içinde bulunduğumuz bu süreçte bu olacak iş mi? Ben cezamı 30 sene yattım, bitti. Dokuz ay fazla yattım, bitti. Kalp hastasıyım’ diyor. 75 yaşında. Tatsız bir tartışma yaşanıyor, hücresine gidiyor ve hücresinde kalp krizi geçiriyor. İzmir’de hastaneye kaldırıldı, kalbine iki stent takıldı. Avukatları aracılığıyla edindiğimiz bilgiye göre yoğun bakımda. Bu tür şeyler sürecin ruhuna hizmet etmez. İnsanların sürece inancını tazeleyen, besleyen örnekler değil.”

Kendisinin de üç buçuk yıl fazladan cezaevinde tutulduğunu söyleyen Arkaş, “Dünyanın başka yerlerindeki hapishanelerde 40, 45 yıl yatan mahkûmlar tekil örneklerdir. Türkiye’deki hapishanelerde 30 yılı tamamlamış ve geçmiş mahpus sayısı 2 bin civarındadır. Dünya tarihinde herhangi bir coğrafyada bu kadar kitlesel ve uzun süre hapis yatan insan yoktur” dedi.

“Bu yasa net bir şekilde Demirtaş’ı kapsıyor”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de dahil olduğu “yasa Demirtaş’ı kapsıyor mu” tartışmasının anımsatılması üzerine Sancar, şöyle konuştu: “Yasa Demirtaş’ı kapsıyor, kapsamıyor tartışması külliyen spekülasyondur. Bu yasa net bir şekilde Demirtaş’ı kapsıyor. Ama Demirtaş’ın tahliye edilmesi için, Yüksekdağ’ın tahliye edilmesi için yasanın uygulanmaya başlamasına gerek yoktur.”

Sancar’a göre bunun dayanağı Anayasa’nın 90’ıncı maddesi: “Anayasa Mahkemesi kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları derhal uygulanmalı. Bunlar ayrımsız, kişiye ve olaya bakılmadan Demirtaş, Kavala, Can Atalay, adını bilmediğimiz herkes için yerine getirilmeli. AİHM kararlarına uymak Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin açık gereğidir. Kendi anayasanıza uymuyorsanız asıl sorun budur.”

AİHM Büyük Dairesi’nin bir gün önce, 25 Ağustos’ta Osman Kavala hakkında ikinci kez ihlal kararı vererek en kısa sürede serbest bırakılmasına hükmetmesine de değinen Sancar, “Osman Kavala’yla ilgili dün verilen karar, içerik ve tespitler açısından çok ciddi uyarılar ve eleştiriler taşıyor. Bu ilk değil, diğer kararlarda da benzer tespitler var. Avrupa Konseyi’ne üyeliğiniz devam ediyorsa üyeliğin gereklerini yerine getirmeniz gerekiyor” dedi.

Sancar, Pervin Buldan’la birlikte 15 Ağustos’ta Edirne Cezaevi’nde Demirtaş’ı ziyaret ettiklerini de anımsattı: “Bunları orada da konuştuk. Oradan çıktığımızda yazılı açıklamamızda da belirttik.” Heyet o açıklamada, Demirtaş ve birlikte ziyaret edilen Adnan Selçuk Mızraklı için “Arkadaşlarımız, özgürlüklerinden artık bir saat bile mahrum kalmamalıdır” ifadesini kullanmıştı.

“Belli başlıklara sıkıştırılmasını kabul etmiyoruz”

Çerçeve yasanın ardından hızlanan yeni anayasa tartışmalarına ilişkin soruya Sancar, yıllardır savundukları iki ilkeyle yanıt verdi: “Yeni bir anayasa yapılmalı. Ama bunun en geniş toplumsal ve siyasal katılımla yapılması lazım. İkincisi, tartışmaların sağlıklı yürümesi için şartlar buna uygun hale gelmeli. Biz buna yol temizliği diyorduk. Özgür tartışmayı engelleyen, keyfi uygulamaları teşvik eden her türlü pratikten ve hukuksal düzenlemeden sahayı arındırmanız gerekiyor.”

Sancar, tartışmanın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığına indirgenmesine itiraz etti: “Anayasa tartışması geldiğinde bunun sadece belli başlıklara, Sayın Erdoğan’ın yeniden aday olması ya da benzeri başlıklara sıkıştırılmasını kabul etmiyoruz. Türkiye’nin demokrasi sorunu var. Kürt sorunu bundan bağımsız değil, iç içe geçmiş iki sorun. Silah bırakmayla önemli bir evreye geldik ama büyük barış, yani tüm toplumu kapsayan, tüm toplumu esas alan barış için çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Demokrasiye ihtiyacımız var.”

Kışanak da anayasa değişikliğini “temel bir ihtiyaç” olarak nitelendirdi ama kısa vadede beklemediğini açıkça söyledi: “12 Eylül anayasasının değişmesi gerektiği konusunda kimsenin tereddüdü yok, bu konuda Türkiye’de bir konsensüs oluşmuş. Fakat nasıl yapılacağı ciddi bir problem. Kısa vadede böyle bir konsensüs açığa çıkarabilecek olgunluğa geleceğimiz konusunda maalesef çok umutvar değilim. Öyle hemen ekimde anayasa gelecek, değişiklik yapılacak gibi bir gündemi politika olarak öngöremiyorum.”

Araştırmacı Bekir Ağırdır’a atıfla Türkiye’nin “muhafazakârlar, sekülerler ve Kürtler olarak üçe bölünmüş bir sosyolojiye” sahip olduğunu, kutuplaşmış toplumlarda anayasa yapmanın zor olduğunu söyleyen Kışanak, tartışmanın cumhurbaşkanlığı seçimine bağlanmasına da itiraz etti: “Bu meselenin cumhurbaşkanlığı seçimiyle doğrudan bağlantılı ele alınması çok sığ, çok sıradan bir düşünce. Çünkü cumhurbaşkanlığı meselesini çözecek başka yollar var. Şu andaki parlamentodaki tabloya baksan kaç eksiği kalmış ki, öyle böyle tamamlanır.”

“Süreci destekleyecek yasalar hızla çıkmalı”

Sancar, anayasa beklenmeden yapılması gerekenleri de sıraladı: “Öncelikle şu anki silahsızlanma ve siyasal anlaşma sürecini destekleyecek hukuksal değişiklikler ve düzenlemeler lazım. Meclis komisyonu raporunda da var. Terörle Mücadele Kanunu’ndan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na kadar bunların mutlaka hızla değiştirilmesi gerekiyor.”

Sancar, yaklaşımlarını “barış üçgeni” olarak adlandırdıklarını söyledi: “Silahsızlanma, Kürt sorununun çözümü ve bütün ülkede toplumsal barışı sağlayacak demokratikleşme. Bu üç çizgi bizim için esas programdır.”

Kışanak ise yeni yasama dönemi için üç öncelik saydı: “Basın ve ifade özgürlüğünü güçlendirecek düzenlemelere kesinlikle ihtiyaç var. Örgütlenme özgürlüğünün imkânlarını çoğaltacak düzenlemelere ihtiyaç var. Bir de yerel demokrasinin ayakta kalabileceği, kayyum meselesini ortadan kaldıracak yasal düzenlemeler. Bunlar anayasa değişikliği gerektirmeyen pratik demokratikleşme adımlarıdır.”

Sürece toplumsal desteğin azaldığı yönündeki anketlerin sorulması üzerine Sancar, “Benim gördüğüm anketlerde yasadan sonra destek artıyor” derken Kışanak ise, şunları söyledi: “Sürece karşı kimse yok. En sağından en soluna, Kürt’ünden Türk’üne çok farklı toplumsal kesimlerle bir araya geliyoruz. ‘Bu iş yapılamaz’ diyen küçük bir kısım var ama çoğunluk ‘Bu süreç doğru, daha sağlam yürütülmeli’ diyor. Herkesin devamında bir ‘ama’sı var. Mesele bu amaları, acabaları, soru işaretlerini çözmek. Herkes kendi sosyolojisine hitap eden bir yerden demokratik dönüşüme çağrı yapmalı.”

“Türkiye’deki süreç olmasaydı Suriye’de bu gelişmeler olur muydu?”

Toplantıdan bir gün önce SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin Şam yönetimiyle varılan mutabakatı ve SDG’nin feshini açıklaması da gündemdeydi. Sancar, “Dün Mazlum Abdi’nin yaptığı açıklama ve öncesinde iki gün süren görüşmelerle gelinen nokta önemli. Bunun demokratik entegrasyon modelinin hayata geçirilme şekli olduğunu kendileri de söylüyor, biz de böyle değerlendiriyoruz. Suriye’deki bu gelişme, Türkiye’deki bu süreçten ayrı düşünülemez. Türkiye’de bu süreç başlamamış olsa ve şu an yürümüyor olsa Suriye’de bu tür gelişmeler olur muydu? Çok büyük bir soru işareti” ifadelerini kullandı.

Sancar, “Demokratik entegrasyon, kendi kimliğinden, taleplerinden vazgeçerek erime modeli değildir” dedi ve İran’daki PJAK’ın da sorulması üzerine şunu söyledi: “İran’da buna benzer süreçler işlediğinde, demokratik entegrasyon, demokratikleşme ve diyalog yoluyla çözüm süreçleri başladığında benzer gelişmeler orada da yaşanacak.”

Kışanak ise Mazlum Abdi ile İlham Ahmed’in Şam’daki Kasyun Tepesi’nde verdiği fotoğrafı hatırlattı: “Son derece kıymetliydi. 14 yıl boyunca IŞİD’e karşı, bir halkın kendisini korumaya çalıştığı savaşta önemli roller üstlenmiş kişilerin Şam’ın hâkim bir tepesine çıkıp o fotoğrafı vermesi bize şunu söylüyor: Sorunu çözmek için yapılacak şeyler Şam’da da Ankara’da da Tahran’da da bellidir. Kimseyi dışında bırakmadan tüm farklılıkların yönetime katılabileceği imkânların önünün açılması. Çatışmaları önleyecek şey budur. Kürtler orada, Şam’da yönetime katılacaklar. Bunun imkânlarını yaratmak lazım. Gerçek çözüm budur.”

“100 bin kilometre yol yaptık”

Sahada ne yaptıklarının sorulması üzerine Arkaş, tahliyesinden bu yana geçen bir yıl bir ayı özetledi: “Geçen bir arkadaş hesaplamıştı, 100 bin kilometre yol yapmışız. Ağırlıklı olarak halk toplantıları yapıyoruz, çeşitli toplum kesimleriyle özgün buluşmalar yapıyoruz. İnsanların kafalarında haklı olarak soru işaretleri var: Bu süreç niye başladı, nasıl başladı, nereye varacak? Kaygıları var, endişeleri var, umutları var. Kaygı ve endişeleri gidermeye, umudu büyütmeye çalışıyoruz.”

Arkaş, yoğun ilginin kaynağını da şöyle açıkladı: “Başkan Öcalan 27 yıldır bir adada dış dünyayla herhangi bir teması olmadan yaşıyor. İmralı’da yaşamı nasıldır, sağlığı nasıl, günlük yaşamı nasıl, yaşanan gelişmelere bakış açısı nasıl? Çok yoğun bir merak ve ilgi var. Bu ilginin ağırlıklı olarak Öcalan’a yönelik büyük bir özlemin yansıması olduğunun farkındayız. Biraz yanında kalmış olmak manevi bir etki yaratıyor.”

“Asker, polis ya da gerilla demeyelim, hepsine bizim çocuklarımız diyelim”

Son dönemde kurulan taziye çadırlarının sorulması üzerine Arkaş, 2015 ile 2023 arasındaki çatışma döneminde yaşamını yitiren ve kimlikleri ancak yeni tespit edilebilen örgüt üyeleri için taziyeler kurulduğunu, sayının yüzlerce olduğunu söyledi: “Muhtemeldir ki yeni taziyeler kurulacak. Ailelere haber vermek çok trajik sahnelere sebebiyet veriyor. Yasa çıktıktan sonra dağdan gerillaların eve döneceğini bekleyen aileler var. Arkadaşlarımız ziyarete gittiklerinde anneler, babalar, kız kardeşler ‘Bu yasayla evlatlarımız gelecek, ona haber vermeye mi geldiniz?’ diye soruyorlar. Ama maalesef onların ölüm haberlerini alıyorlar.”

Diyarbakır bölgesindeki taziyelerin hemen hepsine katıldığını söyleyen Arkaş, bir anısını da paylaştı: “Biri kadın biri erkek iki genç gerillanın fotoğraflarının arkasında duran aileleri beni tanımışlar. ‘Bu çocukları tanıyor musun’ diye sordular, tanımadığımı söyledim. Kendileriyle çektiğim fotoğrafı gösterdiler. Meğerse ben onların amcalarıyla 30 sene önce aynı cezaevinde kalıyormuşum. Amcalarını ziyarete gelmişler, üç dört yaşındalarmış. O çocuklar büyümüşler, dağa gitmişler, çatışmalarda yaşamını yitirmişler. Benim için çok acı bir tabloydu.”

‘Bizim Hikameyiz, Batı Yakasında Çok Bilinmez’

Arkaş, salondaki gazetecilere de bir çağrı yaptı: “Bizim hikâyemiz Batı yakasında çok bilinmez. Hep rakamlarla geçti: 40 terörist öldürüldü, 50 terörist öldürüldü. İsim yok, cisim yok. Biz de bir ana baba evladıyız. Bizim de sevdiklerimiz, arzularımız, özlemlerimiz, yaşam arayışlarımız vardı. Bir ağaç kovuğundan çıkmadık. Objektifleri biraz o tarafa da çevirmenizi rica ediyorum.” Türkiye tarafında da çok ciddi acılar yaşandığını söyleyen Arkaş, önerisini şöyle özetledi: “Türk çocukları ve Kürt çocukları için asker, polis ya da gerilla demeyelim. Hepsine bizim çocuklarımız diyelim. Bu anlayışı geliştirebilirsek yeni ve ortak bir geleceği birlikte inşa edebiliriz.”

Cezaevinden çıktıktan sonra, gözaltında kaybedilen üniversite arkadaşının annesini ziyaret ettiğini de anlatan Arkaş, “Bana sarıldı, ağladı. ‘Keşke benim oğlum da hapiste 34 yıl yatsaydı da şimdi gelseydi’ dedi. Mezarı yok, gözaltında kaybedildi. Bizim tarafta hâlâ mezarı olmayan, bir kemiği dahi bulunmayan onlarca aile var” dedi.

“Böyle bir hevesi olan arkadaşla karşılaşmadım”

Örgüt kadrolarının ileride devlet kademelerinde yer alıp almaması gerektiği sorusuna Arkaş, önce kişisel gözlemini aktardı: “Aman biz de devlet kadrolarında yer alalım diye hevesi olan bir arkadaşla karşılaşmadım.” 1988’de İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdiğini, bugün valilik yapan sınıf arkadaşlarını hücresinden televizyonda izlediğini anlatan Arkaş, “1991 yılında İstanbul Üniversitesi’nin genelinde 500 üniversite öğrencisinin dağa gittiğini biliyorum. Bu insanlar bireysel bir amaç, hedef, beklenti içinde olsalardı bugün çok farklı noktalara gelebilirlerdi. Şartlar, koşullar, o günkü atmosfer böylesi bir tercihi ahlaki ve vicdani olarak zorunlu kılıyordu. Bunların geride kalmasını, bir daha yaşanmamasını arzu ve temenni ederim” dedi.

Sorunun ilkesel yanına yanıtı ise şöyleydi: “Devlet, Kürtler açısından da ‘Evet, bu devlet bizim devletimizdir’ algısını, duygusunu yaratmak istiyorsa bu noktada büyük bir özgüvenle yaklaşmalı. İngiltere’de başbakanlık yapmış isimlerin kökenlerine bakın, eski sömürgelerden gelmiş insanlar var. Osmanlı’nın yönetim kademesinde çok değişik çevrelerden, halklardan insanlar yer almıştır. Bu, büyük ve kendine güvenen bir devlet olmanın ifadesidir.”

“Geri dönüşsüz noktadayız demeyi çok isterdim”

Toplantının kapanışına damgasını vuran soru, sürecin geri dönüşü olmayan noktayı geçip geçmediğiydi. Arkaş’ın yanıtı temkinli bir umut taşıyordu: “Çok isterdim bunu söylemeyi: Evet arkadaşlar, geri dönüşsüz bir noktadayız, artık hiçbir tehlike kalmadı, önümüzde geniş, güzel, mavi denizler bizi bekliyor. Bütün çabamız bunu söyleyebilmek içindir. Ama elimizi çabuk tutmalıyız. Bu sürecin yaratacağı etkiyi kendi çıkarlarına aykırı gören iç ve dış odaklar olabilir. O nedenle sürecin yürütücüleri ellerini çabuk tutmalı, aceleci olmamalı ama hızlı davranmalı.”

/ Solfasol

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?