BIST 100
13.992,33 -0,27%
DOLAR
45,5973 0,04%
EURO
52,9284 0,01%
GRAM ALTIN
6.601,35 0,49%
FAİZ
43,63 0,30%
GÜMÜŞ GRAM
110,97 2,72%
BITCOIN
77.510,00 0,71%
GBP/TRY
61,1582 0,11%
EUR/USD
1,1598 -0,06%
BRENT
107,91 -3,03%
ÇEYREK ALTIN
10.793,20 0,49%
Diyarbakır Parçalı Bulutlu
Diyarbakır hava durumu
22 °

Suna Arev: Kışlada bir Midyatlı

Suna Arev

Zeynep, ufak tefek, kırılgan, içine kapanık; yurdundan göçe zorlanmış bir sonbahar kuşuna benziyor. Onun bu zamansız göçü, ne yazık ki mevsimlerin bahara dönüşmesiyle doğduğu, büyüdüğü topraklara uçmasına engel olacak. Çünkü o bir ilticacı.

“Kışlada bir Midyatlı…”

O, bir başına buralara uçtuğu gün, geniş kanatlarını gökyüzüne açmış; büyük hayalleriyle Simurg misali, iki çocuğunu da yanına getirebileceği günleri planlamış. Günler ayları, aylar yılları geride bırakınca kanatları da omuzlarından kopmuş.

Oğlunun adı Azad. Kürtçede “özgürlük” olduğunu altını çizerek vurguluyor. Kızının adı ise Hazal. Sonbaharda dökülen yaprak demek olduğunu hüzünle anlatıyor. Bu iki isim, onun yaşadığı topraklardaki siyasi atmosferin talihsiz bir sonucu olsa gerek.

Şimdi aralarında 3400 kilometrelik bir yol var ve Zeynep’in uçabilecek kanatları da artık yok gibi; kanatları kırılmış. Onu buralara bir başına, dilini ve kültürünü bilmediği, mevsimlerine bile alışamayacağı, gökyüzünde yıldızları olmayan bu gri ülkeye acıdan başka ne getirebilir ki?

Acı demişken, “Zamanla geçer,” diyorlar. Ya bıraktığı izler? İşte o izler… Zeynep yaşadıkça, acı onun içini hep yakacak.

O bir mağdur; bir kadın, bir anne, bir vatansız. Sorduğu soruların cevabını alamamış bir Nusaybinli, bir “hendek” mağduru.

Binlerce kilometrelik bir yola sürülmüş binlercesinden sadece biridir Zeynep. O şimdi “Kışlada Bir Midyatlı”.

Starkenburg Kışlası, kentin güneyinde otuz hektarlık bir askerî alanı kaplar. Öncesinde devasa bir sanayi bölgesi olan bu yerleşke, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Amerikan askerlerine tahsis edilmiş. Askerler 2015’te bu alandan çekilince yerini dünyanın dört bir yanından gelen ilticacılara bırakmış. Etrafı tel örgülerle kapalı bu devasa alanda, ucu sivri iki savaş sığınağı da var. Bir savaş mağduru olan Zeynep için burada kalmak, o atmosferi solumak büyük bir trajedi olsa gerek.

Burası iltica kampı; umudun, beklemenin, özlemin, duygu kırılmasının, yalnızlığın ve ille de belirsizliğin adresi…

Beklemek; ağacın içine ev yapmış kurdun ağacı kemirip kurutması gibi.

Beklemek; insanın içine yuva yapmış korkunun, insanı yavaş yavaş tüketmesi gibi.

Beklemek; sabahı olmayan geceler gibi…

Zeynep’in odası büyük bir salonu andırıyor. Bir zamanlar askerlere kararların verildiği özel bir toplantı odasıymış. Şimdi ise Zeynep’le beraber başka yoksul ülkelerden buraya sürülmüş beş kadın daha var. Üst üste kurulu üç ranzada, geleceklerinin belirsizliği içinde uyumaya çalışan altı göçmen kadın…

Kimse kimsenin dilini bilmiyor. Çat pat Almancanın yerini daha çok el kol işaretleri alıyor.

Zeynep; ufak tefek, narin bir Midyatlı. Kürtçeye hâkim; belki de şimdilik… “Şimdilik” diyorum çünkü bir dil kullanılmayınca yavaş yavaş ölmeye de mahkûm.

Zeynep’i buralara sürükleyen öykü de bir o kadar vahim:

“Evimizin önünde ulu bir dut ağacı vardı. Rüyalarımda hep o dut ağacını görüyorum. O dut ağacının altında ekmek pişiriyorum. Sanki o ağaç hâlâ kesilmemiş, bombalanmamış; sanki kökünden hiç sökülmemiş…”

Zeynep’in doğduğu, büyüdüğü topraklar; o sert buğday taneciklerini döverek una çevirmiş, sonra suyla buluşturup ateşe sunmuş. Böylece insanlık açlıktan kurtulmuş.

Musa ve İsa doğmadan çok önce o topraklar hep onlarla var olmuş. Fakat şimdi ne kadar da uzak… Ve o topraklar, dönüşü olmayan ne çok göç vermiş.

Zeynep, gencecik yaşamına bir halkın çektiği bütün acıları sığdırmış. Ailesinden ve çevresinden ölen gençleri parmaklarıyla sayıyor; parmaklarına gözyaşları dökülüyor.

“Çoğunun bir mezarı bile yok,” diye ekliyor.

Zeynep ilk göçünü, baba evinden evliliğine karar verenler adına yaşıyor. Büyük bir aileyle birlikte yaşıyorlar. Eşi bir kamyon şoförü; daha çok sınır ötesinde çalışıyor. Suriye’de eşinin çok akrabası var. Eşi evinden çok Suriye’de kalıyor.

Evleri büyük. Başka gelinler de var. Zamanla ayrılıp Mersin’e yerleşenler oluyor.

Zeynep, her zorluğa rağmen o zamanlar mutlu. İki çocuğu, sıcak bir evi var. Fakat bu mutluluk çok uzun sürmüyor.

“Çözüm” adı altında bir süreç başlıyor. Midyat’ta hiç görmediği kadar çok genç dolaşıyor. Zeynep, o dut ağacının altında daha çok ekmek pişiriyor.

“Özerklik, özgürlük…” diyorlar.

Midyat’ta daha bıyıkları bile terlememiş gençler, ellerinde silahlarla dolaşıyorlar. Kendilerine o kadar güveniyorlar ki ortada hiçbir askerî müdahale de yok.

Bütün kapıların, bütün sokakların tek dili “savunma alanları”, yani hendekler oluyor.

Hendekler —kendi deyimiyle o mezar çukurları— öyle çok kazılıyor ki neredeyse her evin önü bir inşaat alanına dönüşüyor.

Daha önce devletin faili belli cinayetlerini ve katliamlarını görmüş; binlerce gencin öldürülmesine, bir o kadarının tutuklanmasına şahit olmuş Nusaybin halkı tedirgin oluyor.

Görmüş geçirmiş yaşlılar, “Hayra alamet değil,” diyerek kurumlara başvuruyor. Sonuç ise ölüm sessizliği oluyor.

Kimselerden çıt yok.

Halk çaresiz, tedirgin ve korku içinde…

Hendekler kazılıyor; mezar yerleri gibi.

Zeynepler daha çok ekmek pişiriyor.

Anneler kaygılı.

Ölü gençlerini anıyor, saçlarını yoluyorlar.

Anneler bağırıyor…

Duyan yine yok.

Midyat, Midyat olalı böyle askersiz günler görmemiş.

Ailenin büyüklerinin aldığı kararla Zeynep ve ailesi —toplam yedi kişi— evlerinden hiçbir şey almadan Mersin’e, diğer aile fertlerinin yanına gidiyorlar.

“Ortalık durulsun, döneriz,” diyorlar.

Aylar sonra ancak haberlerden ve gazetelerden öğreniyorlar ki yurtlarında taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmamış.

Zeynep, iki küçük çocuğuyla Mersin’de ilk defa işçilik yapıyor.

“Narenciye topladık, merdiven temizledik, gündelikçilik yaptık… Ne iş olsa yapardık,” diye de ekliyor.

Tarih yeniden Altın Post’u almaya gelen Jason’dır. Medea, kollarını Jason’a sonuna kadar açmıştır. Altın postla birlikte binlerce genç öldürülmüş, hatta evlerin bodrumlarında yakılmıştır.

Evler; bir zamanlar o çok nüfuslu evler, şimdi tarih öncesinden kalmış harabeler gibidir.

“Biz geldik, siz burada yoktunuz.”

“Ne mutlu Türküm diyene.”

Duvar yazıları ürkütücü ve korkunçtur.

Böylece o bölge, en büyük göçünü vererek metropollere dağılır.

“Biz geldik, siz yoktunuz,” artık hayat bulmuştur.

Dut Ağacı

Bir asırdır burada, bu kapının önünde…

Gölgesinde ekmek pişirilmiş.

Dallarında çocuklar oynamış.

Üzerine konan baykuşlar kötü haberi vermiş.

Altında genç ölüler yıkanıp kefenlenmiş.

Şimdi ise bütün gövdesi metal yüklü kurşunlarla parçalanmış eski bir tanık gibi ayakta.

Kazılan hendeklere geçmişini ve ruhunu gömerek, en ağır ve en pis koşullar altında; bilmediği bir dilin, bilmediği bir yolun binlercesiyle birlikte gündelik işçisi oluyor Zeynep.

Tüm zamanını Suriye’de geçiren eşi, Zeynep’in yatağını başka kurban bir kadına armağan edip evden ve çocuklarından ayrılmıştır.

Sıcakkanlı göçmen kuşlar, mevsimlerin soğumasıyla başka sıcak ülkelere göç eder. O kuşlar bilir ki gökyüzü ısınınca tekrar yurtlarına, yuvalarına döneceklerdir.

Evlerini yeniden kuracak, kendi topluluklarıyla yaşayacaklardır.

Ancak Zeynep ve onun gibilerinin böyle bir şansı da ellerinden alınmıştır.

Zeynep, sahip olduğu her şeyi yitirdiğini söylüyor:

“Yaşıyorsam çocuklarım içindir.”

Zeynep, çocuklarını ablasına bırakır ve üçüncü göçünü; barut kokusundan uzak olduğunu düşündüğü Avrupa’ya, onlarca Kürtle birlikte yapar.

Tek güvencesi boynundaki altınlardır.

Zeynep, tek sermayesini insan kaçakçılarına yatırmıştır.

Avrupa’da çalışacak, para biriktirecek ve nihayet Azad ile Hazal’ı da yanına alacaktır.

Zeynep, kışlada bir Midyatlı…

Mükemmel Kürtçesi, ağır aksak Almancaya karışıyor.

İltica başvurusu, “Ülkenizde hiçbir sorun yoktur,” denilerek reddedilmiş.

Tekrar itiraz etmiş.

Azad ile Hazal bekliyor.

Zeynep çalışacak, para kazanacak.

Parasını ablasına gönderecek.

Ablası o parayla un alacak.

Unu su ve tuzla harmanlayıp ekmek pişirecek.

Azad da Hazal da doyacak.

Ablası uzaktan çocuklara seslenecek:

“Ekmekler pişmek üzere…”

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?