BIST 100
13.092,93 -1,45%
DOLAR
44,1951 0,12%
EURO
50,4914 -0,74%
GRAM ALTIN
7.136,03 -0,98%
FAİZ
39,82 1,35%
GÜMÜŞ GRAM
114,59 -3,69%
BITCOIN
70.705,00 -0,91%
GBP/TRY
58,5116 -0,79%
EUR/USD
1,1417 -0,83%
BRENT
103,14 2,67%
ÇEYREK ALTIN
11.667,40 -0,98%
Diyarbakır Parçalı Bulutlu
Diyarbakır hava durumu
9 °

Ahmedinejad, 13 Temmuz 1989 günü Viyana’da mıydı?

Görsel açıklaması bulunamadı

İran savaşıyla birlikte Mahmud Ahmedinejad ismi, yıllar sonra yeniden Kürt ve dünya kamuoyunun gündemine geldi. Savaşın başladığı ilk gün olan 28 Şubat 2026'da, evinin yakınlarında yapılan saldırıda öldüğüne dair birçok haber çıksa da İran devlet yetkilileri Ahmedinejad’ın yaşadığını iddia ediyor.

Geçtiğimiz hafta Dr. Şerefkendî suikastının kilit ayrıntısını anlattığım “Bir Suikastın Kod Adı Olarak Hamaney” başlıklı yazımın ardından; bugün, üzerinde yıllardır çalıştığım ve İran rejimi tarafından katledilen bir başka Kürt lider Dr. Ebdurrehman Qasimlo dosyasının Ahmedinejad ile kesişen sayfalarını sizlerle paylaşacağım.

1980’lerin başında Humeyni liderliğindeki rejimin ülkeyi tamamen ele geçirmesiyle Kürt güçleri Pêşmergeler önce dağlara, oradan da İran-Irak sınırındaki dağlık bölgelere çekilmişti. Bu durumla birlikte Doğu Kürdistan (Rojhilat) halkının özgürlük mücadelesi de zorlu bir aşamaya girmişti. Bundan dolayı olacak ki yaklaşık 8 yıllık bir aradan sonra Rojhilat’ın ana gücü konumundaki Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-İ) İran devletiyle yeniden temas kurmayı tercih etti; buna aracılık eden de Celal Talabanî liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) idi.

Tahran ile diyaloğa giden sürecin katalizörü, 16 Mart 1988’da Saddam Hüseyin rejiminin Halepçe’de kimyasal silahlarla beş bin Kürdü katletmesi ve Ağustos 1988’de İran-Irak Savaşı’nın sona ermesi oldu. Bu gelişmeler, PDK-İ Genel Sekreteri Dr. Qasimlo’yu yeniden diplomatik çözüm arayışına yöneltti.

İlk mesajların gidip gelmesinin ardından taraflar nerede görüşüleceği konusunu tartışmaya başladı. Dr. Qasimlo, partisinin Avrupa temsilciliğinin bulunduğu Paris’i önerdi. Ancak İran rejimi bu seçeneği kesin bir dille reddederek “Ya Berlin ya Viyana” dayatmasında bulundu. İran devletinin görüşme yeri için bu kentlerde ısrar etmesi, aslında Berlin ve Viyana’nın onlar için birer “arka bahçe” niteliğinde olduğunun işaretiydi.

Sonuç olarak ilk görüşmelerin Viyana’da yapılmasına karar verildi. Görüşme, şehrin 9. bölgesinde, YNK’li Xebat Maruf’un evinde gerçekleşti. İran tarafını istihbarat şefi Cafer Sahraroodi temsil ediyordu. Dr. Qasimlo, başta Kürtçenin eğitim dili ve ikinci resmi dil olarak tanınması olmak üzere temel taleplerinden taviz vermedi ve görüşme sonuçsuz kaldı.

4 Haziran 1989 günü İran’ın dini lideri Ayetullah Humeyni’nin ölümünün ardından, Rafsancani’nin başbakanlığındaki hükümet Kürtlere yeniden “yumuşama” mesajları gönderdi. İkinci kez müzakere zemini arayışına girilirken Dr. Qasimlo, İran devletiyle diyaloğu güçlü bir şekilde savunuyordu; gelen mesaj karşısında sevinçliydi. Bu tutumunun hayatına mal olabileceğini, kurulması planlanan görüşme masasının “kumpas masası” olabileceği ihtimalini de göz ardı ederek “Müzakere de mücadelenin bir biçimidir” görüşündeydi.

13 Temmuz 1989: Viyana’da kanlı gün

Tahran, Dr. Qasimlo ve partisiyle yeni bir müzakere için randevu alma girişimi başlattı. Devreye bu kez Viyana'da yaşayan ve Güney Kürdistan’ın Süleymaniye kenti doğumlu Fadil Resul girdi. Viyana'da yaşayan, Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora çalışmasını yapan Resul, iyi bir Kürt lobicisiydi. Viyana'ya gelen Kürt liderlerin görüşmelerini o ayarlıyordu.

Dr. Qasimlo, Resul aracılığıyla görüşme yeri için Paris'i önerdi. İranlılar ise “Ya Viyana ya da Berlin. Paris asla olmaz” baskısını yapınca Dr. Qasimlo'yu taşıyan uçak 11 Temmuz'da Paris'ten Viyana-Schwechat Havaalanı'na indi; niyeti görüşme öncesindeki iki günü Avusturyalı politikacılarla diplomasi trafiğiyle geçirmekti.

12 ve 13 Temmuz tarihlerindeki temaslarının ardından, 13 Temmuz akşamı saat 17.00 civarında Dr. Qasimlo ve partisinin Avrupa temsilcisi Abdulkadir Azeri ile “görüşme” yeri olarak daha önce söylenen eve gitmek için Viyana’nın üçüncü bölgesinde bulunan Linke Bahngasse Caddesi’nin 5 numaralı evine doğru yola çıktı.

Dr. Qasimlo ve arkadaşı Hilton'un önünden bu adrese doğru yürürken, onlardan birkaç dakika önce İran devletinin üç temsilcisi; Cafer Sahraroodi, Mustafa Ajvadi ve Amir Mansour Bozorgian da otelden ayrılmış ve buluşma yerine ulaşmıştı. Ceplerinde diplomat pasaportları vardı ve 10 Temmuz'da Viyana’ya gelmişlerdi. Bir gün öncesine, 14 Temmuz'a kadar ayrı ayrı otellerde rezervasyon yapan İranlı ekip, o sabah Hilton'da bir araya gelmişti. Frankfurt üzerinden aktarmalı gelen Sahraroodi, nedense diğerleri gibi direkt Tahran-Viyana hattını seçmemişti.

Buluşma yerini Fadil Resul ayarlamıştı. Üçüncü kattaki o ev, Resul’ün imam nikahlı Avusturyalı eşine aitti. Daha sonra açıklanan polis kayıtlarına göre Dr. Qasimlo ve arkadaşı tam saat 17.30’da eve ulaştı. Birkaç dakika arayla içeri giren her iki tarafa da kapıyı Resul açtı.

Taraflar salondaki masa etrafında toplanmış, müzakereler başlamıştı. Sadece İranlı Amir Mansour, heyetinin koruması olarak ara salonda ayakta bekliyordu. Görüşme bir ses bandına kaydediliyordu. Daha sonra Avusturya polisinin açıkladığı o bantta Dr. Qasimlo'nun "Hem eli boş döneceğim, hem de İran söz verdiği otonomi için çalışıyor diyemem" sözlerinin işitildiği anlarda kurşunlar patladı. İki silahtan çıkan kurşunlarla Dr. Qasimlo alnından, şakaklarından ve boynundan; Resul kafasından ve boynundan vurulurken, Abdulkadir Azeri’nin bedeni ise adeta kurşun yağmuru tutulmuştu, 8 kurşunla can vermişti.

Polis eskortuyla Tahran’a gönderildiler

İlk polis ekipleri kan gölüne dönen binanın üçüncü katındaki eve saat 19.37'de ulaştılar. Merdivenlerde İran devlet görevlisi Cafer Sahraroodi kanlar içinde bulundu; büyük ihtimalle arkadaşlarının açtığı çapraz ateşte kurşunların hedefi olmuştu, çünkü tarafların buluştuğu oda sadece 15 metrekarelik bir alandı. Arkadaşı Mansour Bozorgian ise 3 dakika sonra caddenin birkaç metre aşağısında bulunan köprüde, eve doğru gelen polislere "Vurdular, arkadaşımı vurdular, kurtarın onu" diye bağırıyordu.

Hata payı olmayacağı varsayılarak hazırlanan suikastta Sahraroodi'nin vurulması kaçış planını sekteye uğratmıştı. Sahraroodi polis gözetiminde hastaneye kaldırıldı, Mansour Bozorgian ise Schottenring Karakolu'na götürüldü. Cebinden İran pasaportu çıkan ve iyi İngilizce konuşan Bozorgian "Cinayet anında orada değildim, saat 19.00 civarında McDonald's'a gitmiştim; döndüğümde arkadaşım kanlar içinde yatıyordu" diyordu. Ancak o akşam McDonald's'ta çalışan hiç kimse Bozorgian'ı teşhis edemedi ve sabah saat 05.00'te gelen talimatla birkaç gün boyunca saklanacağı İran Büyükelçiliği’ne teslim edildi. Daha sonra hâlâ ayrıntıları bilinmeyen bir şekilde ülkesine ulaştı.

Suikasttan iki gün sonra, 15 Temmuz'da sağlık durumu iyileşen Sahraroodi ise polise verdiği ifadede "Ben ara salondaydım ve kapıyı açan genç bir adam bana silahını doğrultup ateş etmeye başladı" iddiasında bulundu. İran devletinin kuşatmasında sıkışan Viyana, 22 Temmuz'da bu kez Sahraroodi için baskılara teslim oldu. Sahraroodi, polis eskortuyla hastaneden çıkartılarak saat 19.00'da kalkan uçakla ülkesine gönderildi.

Avusturya hükümeti bütün hukuki ve siyasi sorumluluğundan pervasızca sıyrılıp Dr. Qasimlo’nun katillerini serbest bırakmıştı. Katiller ülkelerinde ise“kahraman” gibi karşılanıp hızla devlet mevkilerinde yükseldiler. General rütbesini alan Mansour Bozorgian, bütün Kürt kentlerindeki birliklerin bağlı olduğu, aynı zamanda Dr. Qasimlo'nun memleketi de olan Urmiye'de bulunan Pasdaran karargahının başına getirildi. Cafer Sahraroodi ise İran'ın yurt dışı operasyonlarını yapan Kudüs Birlikleri’nin komutanı oldu ve Ağustos 1996'da PDK-İ'nin Güney Kürdistan Koya kasabasında bulunan karargahına düzenlenen operasyonu bizzat o yönetti.

2005: Viyana’daki ‘gölge’ deşifre oluyor

2005’e gelindiğinde Kürt hafızasının en travmatik olaylarından biri haline gelen Viyana suikastının üzerinden 16 yıl geçmişti. Haziran 2005’te yapılacak İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en güçlü aday Mahmud Ahmedinejad’ın isminin geçtiği günlerde, ortaya çıkan bir tanık Dr. Qasimlo dosyasının yeniden raflardan indirilmesine yol açtı.

Paris’te yaşayan eski İran Cumhurbaşkanı Bani Sadr'ın evinde ve Avusturya televizyon kanalı ORF’den bir gazetecinin huzurunda, 20 Mayıs 2005 günü kayıtlara “Tanık D” olarak geçen bir tanık; hem cinayetin hazırlıkları hem de suikast ekibi hakkında yeni bilgiler verdi. Bu tanık, İran'da Pasdaran generali Nasser Taghipoor'un sırdaşıydı. Dr. Qasimlo suikastı için bir ekibin 1988 yılında kurulduğunu ve ilk hazırlık toplantılarının sonbahar aylarında yapılmaya başlandığını aktardı. Bu tanığa göre ekipteki isimler ve görevleri şöyleydi:

Müzakere Ekibi: Hadji Ghafour Rarjazi (Kod adı Bozorgian), Hadji Mostafavi (Mustafa Ajvadi), Djafari Schahroudi (Sahraroodi)

İnfaz Ekibi: Nasser Taghipoor, Ali Reza Asgari ve Mahmood Ahmadi Nejad (Türkçe bilinen ismiyle; Mahmud Ahmedinejad)

“Tanık D”nin beyanlarına göre, o dönem henüz genç bir istihbaratçı olan Mahmud Ahmedinejad, bu suikast için özel olarak seçilen “infaz timinin” asli unsurlarından biriydi. Ahmedinejad, eğitimini bizzat Pasdaran’ın yurt dışı operasyon birimi olan Kudüs Birlikleri bünyesinde, Kürt kenti Kermanşah’taki Ramazan Askeri Üssü’nde tamamlamıştı. Viyana’ya geliş amacı ise profesyonel infaz timine “yedek güç” olarak destek vermek ve Tahran’ın bu kanlı planının lojistik ağını koordine etmekti. Aynı tanığın ifadesine göre Temmuz’un ilk günlerinde Viyana’ya bir diplomat pasaportuyla giriş yapan Ahmedinejad, büyükelçilik ile suikast timi arasındaki en kritik köprüydü.

Dosyanın en karanlık sayfalarından biri de suikast silahlarının temin edilme süreciydi. 2006 yılında ortaya yeni bir tanık daha çıktı. Bu kez bir Alman silah tüccarıydı ve ifadeleri yine Ahmedinejad’ı işaret ediyordu. Trieste’de ifade veren bu silah tüccarı; 1989 Temmuz’unun ilk haftasında İran’ın Viyana Büyükelçiliği’nde yapılan gizli bir toplantıyı deşifre etti.

Silah tüccarının beyanına göre, toplantıya katılanlardan biri olan Ahmedinejad bir silah uzmanı gibi davranıyor; teslim edilecek susturuculu tabancalar ve makineli tüfeklerle yakından ilgileniyordu. Birbirine yapışmış 50 bin dolarlık ödemenin yapıldığı o odada Ahmedinejad, silahların kontrolünü bizzat yapmış ve suikastın lojistik hazırlığını tamamlamıştı.

Peki suikast anında Ahmedinejad orda mıydı? “Tanık D”nin ifadesine göre evet. 13 Temmuz akşamı, Dr. Qasimlo ve arkadaşıyla Linke Bahngasse’deki eve girdiğinde Ahmedinejad dışarıda, “bekleme” pozisyonundaydı ve elinde 9 mm’lik bir makineli tüfekle sokakta güvenliği sağlıyordu. Aynı tanık; infaz gerçekleştikten hemen sonra binadan bir motosikletle hızla uzaklaşan iki kişiden birinin bizzat Ahmedinejad olduğunu beyan etti. Görgü tanıkları ise zaten suikastın hemen ardından olay yerinden kaçan motosiklet sürücüsünün eşkalini ve o geceki hareketliliği, yıllar sonra dosyaya eklenecek olan Ahmedinejad’a ilişkin suçlamalarla örtüşüyordu.

Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı sevinci yaşadığı günlerde, 5 Temmuz 2005’te AFP’ye konuşa PDK-İ Genel Sekreter Yardımcısı Hasan Şerifî’ye göre; Viyana suikastının üç ayrı komite tarafından organize edildiği ve Ahmedinejad “lojistik ve kolaylaştırma”dan sorumlu ikinci komitenin başındaydı.

Her ne kadar o günlerde İran hükümeti, hem tanıkların hem de PDK-İ’nin açıklamalarını "Siyonist propaganda" ve "temelsiz suçlamalar" olarak nitelendirse de uluslararası arenada Ahmedinejad’ın başını bir hayli ağrıtan bu beyanlar; onun Molla rejiminin 47 yıllık tarihinde Kürtlere karşı yürütülen en kritik operasyonlardan birindeki rolüne ilişkin ciddi veriler olarak kayıtlara geçti.

Hem iki tanığın ifadesi hem de suikastı araştıran PDK-İ’nin verilerine göre Ahmedinejad; yakın Kürt tarihinin en sembol isimlerinden Dr. Qasimlo’yu “müzakere masası” tuzağıyla Viyana’nın ortasında katleden ekibin operasyonel elamanlarından biriydi.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?