BIST 100
12.937,87 1,15%
DOLAR
44,4971 0,06%
EURO
51,5194 -0,32%
GRAM ALTIN
6.712,14 -1,35%
FAİZ
42,68 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
104,22 -2,98%
BITCOIN
67.305,00 -1,28%
GBP/TRY
59,2000 -0,35%
EUR/USD
1,1553 -0,31%
BRENT
105,61 4,40%
ÇEYREK ALTIN
10.974,34 -1,35%
Diyarbakır Parçalı Bulutlu
Diyarbakır hava durumu
7 °

BM’de Toplumsal Cinsiyet Pazarlığı

BM Jerusalem

Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında yürütülen toplumsal cinsiyet eşitliği müzakerelerinin perde arkasında yaşananlar, kurumun işleyişine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

The Jerusalem Post’ta yayımlanan ve Michal Rahimi imzasını taşıyan analiz, BM’de kelimeler üzerinden yürütülen mücadelenin, siyasi ajandaların en önemli aracı haline geldiğini ortaya koyuyor.

“May” mi “Must” mı?

Her yıl düzenlenen Kadının Statüsü Komisyonu (CSW) oturumlarında ülkeler, bağlayıcı olmayan ancak ulusal politikaları etkilemesi beklenen “Uzlaşılan Sonuçlar” metni üzerinde müzakere yürütüyor.

Rahimi’nin aktardığına göre haftalar süren kapalı kapı görüşmelerinde delegeler, bir metindeki “-ebilir” (may) ifadesinin “-meli/-malı” (must) olarak değiştirilmesi için sabaha kadar tartışabiliyor. Çünkü BM zemininde silahlardan arındırılmış devletler için dil, en güçlü siyasi araçlardan biri haline gelmiş durumda.

Kelimeler üzerinden ideolojik mücadele

Analize göre müzakerelerde ülkeler, kavramların kapsamını daraltmak ya da genişletmek için bilinçli tercihler yapıyor.

“Medya çalışanları” yerine “medya profesyonelleri” denilmesi, “sağlık hizmetleri” yerine “sağlık bakımı” ifadesinin tercih edilmesi veya “toplumsal cinsiyete yanıt veren” yerine “toplumsal cinsiyete duyarlı” kavramının kullanılması gibi değişiklikler, teknik gibi görünen ancak politik sonuçlar doğuran müdahaleler olarak öne çıkıyor.

Bazı ülkeler ise “kadın hakları savunucuları” gibi ifadelerin aktivizmi teşvik ettiği gerekçesiyle metinden çıkarılmasını istiyor. Sivil toplumun katılımı da benzer şekilde sınırlandırılabiliyor; yalnızca ECOSOC nezdinde danışmanlık statüsüne sahip kuruluşların kabul edilmesi, eleştirel seslerin süzgeçten geçirilmesine olanak tanıyor.

“Önceden uzlaşılan dil” baskısı

BM sisteminde bir ifadeyi metne sokmak zor, çıkarmak ise daha da zor. “Önceden üzerinde uzlaşılan dil” sonraki yıllarda referans gösterilerek aynen korunabiliyor. Bu nedenle delegasyonlar, tek bir kelime için bile yoğun direnç gösterebiliyor.

Ayrıca ülkelerdeki siyasi değişimler de müzakere stratejilerini etkiliyor. Örneğin Brezilya’da Jair Bolsonaro ile Luiz Inácio Lula da Silva dönemleri ya da ABD’de Joe Biden ile Donald Trump yönetimleri arasında ciddi politika farkları bulunuyor. Bu nedenle ülkeler, mevcut siyasi konjonktürü fırsata çevirmeye çalışıyor.

Kolaylaştırıcının rolü

Müzakerelerde belirleyici aktörlerden biri de “kolaylaştırıcı” ülke. 2022 oturumunda Alman bir kolaylaştırıcının, kilitlenen görüşmeleri açmak için ara vermeyi reddettiği ve tarafları net tutum almaya zorladığı belirtiliyor.

Ancak bu rol hassas bir denge gerektiriyor. Aşırı ilerici ya da muhafazakâr bir çizgiye kaymak, tarafsızlık tartışmalarını beraberinde getirebiliyor.

Uzlaşı mı, uzlaşı illüzyonu mu?

Haftalar süren tartışmaların ardından ortaya çıkan metin kamuoyuna “uzlaşı” olarak sunulsa da, birçok ülke çekincelerini kayda geçiriyor. Bazı devletler metni kendi ulusal hukuklarıyla sınırlı biçimde kabul ederken, bazıları da metnin yeni hukuki yükümlülük doğurmadığını özellikle vurguluyor.

Rahimi’ye göre sonuçta ortaya çıkan tablo, normatif ya da fiili bir ilerlemeden ziyade, kelimelerle sürdürülen bir denge politikası. BM’nin en önemli diplomatik platformlarından biri, özenle seçilmiş ifadelerle fikir birliği görüntüsü üretse de, gerçek anlamda bağlayıcı değişim sağlamakta zorlanıyor.

 

/Kaynak: The Jerusalem Post/

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?