
Rastî-Irak ile Türkiye arasında 1973 yılında imzalanan ve en son 2010 yılında yenilenen stratejik ham petrol boru hattı anlaşması, 27 Temmuz 2026’da resmen sona eriyor. Ankara’nın Temmuz 2025’te sözleşmeyi feshedeceğine dair resmi bildirimi yapmasının ardından gözler Bağdat’a çevrilmişti. Irak Bakanlar Kurulu, nihayet Petrol Bakanlığı’na uzun vadeli yeni bir anlaşma için müzakereleri başlatma yetkisi verdi. Masadaki resmi başlıklar transit tarifeleri, sevk hacimleri ve teknik-ticari şartlarla sınırlı görünse de, Basra Körfezi'nde yaşanan tarihsel kriz bu teknik yenilemeyi Irak’ın tüm ihracat haritasını yeniden şekillendirecek jeopolitik bir savaşa dönüştürdü.
Hürmüz Boğazı Felci ve Kuzey Güzergahının Dönüşü
Müzakereler, Körfez’deki enerji sevkiyatının yakın tarihin en sert darbesini aldığı bir dönemde yapılıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki rakamlar durumun vahametini ortaya koyuyor: ABD ve İsrail’in Şubat 2026’da İran’a yönelik gerçekleştirdiği hava saldırılarından önce boğazdan günde yaklaşık 70 enerji gemisi geçerken, bu sayı Mart ayından beri 7’nin, Mayıs ayı itibarıyla ise 6’nın altına geriledi. Savaş öncesinde Hürmüz üzerinden ayda 93 milyon varil petrol sevk eden Bağdat, Nisan ayında bu rotadan ancak 10 milyon varil çıkarabildi. Son on yıldır Irak ihracatının neredeyse tamamını sırtlayan Basra limanları, mevcut bölgesel savaş ikliminde artık "tek bir kırılma noktası" (single point of failure) haline geldi.
Bu tıkanma, Erbil-Ceyhan hattını yeniden hayati kıldı. Bağdat ve Erbil arasında varılan mutabakatla Mart ayında Ceyhan üzerinden sevkiyatlar günlük 170 bin varille yeniden başladı ve gelirler doğrudan federal bütçeye aktarıldı. Şu an Ceyhan’a günde 200 bin varil pompalayan Irak, bu miktarı kısa sürede 500 bin varile çıkarmayı hedefliyor.
Hukuki Arka Plan ve Bağdat’ın Kırmızı Çizgileri
Müzakerelerde Bağdat’ın pozisyonunu tahkim eden en büyük unsur, geçmişteki hukuki kazanımları. Boru hattı, Kürdistan Bölgesi’nin 2014-2018 yılları arasındaki bağımsız petrol ihracatı nedeniyle Irak’ın Türkiye’ye karşı açtığı tahkim davasını kazanması ve Ankara’nın yaklaşık 1.5 milyar dolar tazminata mahkum edilmesiyle 2023’te kapanmıştı. Bağdat, ham petrolün mülkiyeti, pazarlama kanalı (SOMO) veya ödeme rotasında Erbil ya da Ankara’ya paralel bir hareket alanı tanıyacak hiçbir yeni anlaşmaya imza atmayacağını net şekilde hissettiriyor.
Ankara ise sadece basit bir sözleşme yenileme peşinde değil. Türkiye Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, hattın 1.5 milyon varillik nominal kapasitesine dikkat çekerek bu kapasitenin hiçbir zaman tam olarak kullanılmadığını vurguluyor. Ankara, yeni anlaşmada hattın tam kapasiteyle doldurulmasını garanti edecek bir mekanizma (al ya da öde / take-or-pay) şart koşuyor. Ancak Kerkük ve kuzey sahalarının mevcut üretimi bu hacmi karşılamaktan çok uzak.
Kerkük Yetmez, Basra Şart: Ankara’nın "Kalkınma Yolu" Hamlesi
Eski Petrol Bakan Yardımcısı ve mevcut Petrol Bakanı Basim Muhammed Hudair’in verilerine göre, Kerkük’ün üretimi günlük 380 bin varil civarında ve bunun büyük kısmı iç rafinajda tüketiliyor; ihracata ise sadece 250 bin varil kalıyor. Kürdistan Bölgesi sahaları dahil edilse bile kuzey ekseni en fazla 650 bin varile ulaşabiliyor. Yani Türkiye’nin paraya tahvil etmek istediği 1.5 milyon varillik kapasiteye ulaşmanın tek yolu, Basra petrolünün kuzeye akıtılması. Bu durum, müzakereleri basit bir "Kerkük-Ceyhan hattı" olmaktan çıkarıp, "Basra-Hadishe-Ceyhan" ölçeğinde devasa bir yeniden tasarım projesine dönüştürüyor.
Türkiye bu talebi, Faw Limanı’ndan başlayıp sınır kapısına uzanan "Kalkınma Yolu" projesine entegre etmek istiyor. Ankara’nın sunduğu taslak; petrol, gaz, petrokimya ve elektriği kapsayan geniş bir enerji koridorunu içeriyor. TPAO’nun BP, ExxonMobil ve Chevron gibi devlerle Kirkük sahalarını hedefleyen üretim ortaklıkları kurma çabası da bu stratejinin parçası.
Buna karşın Bağdat, stratejik bir adım atarak Basra-Hadishe boru hattı projesini hızlandırdı. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Nisan ayında projenin uygulanması için bakanlık müsteşarı başkanlığında özel bir kurul görevlendirdi. Irak-Çin anlaşması çerçevesinde bu yıl için 1.5 milyar dolarlık finansman tahsis edilen ve toplam maliyeti 5 milyar doları bulan bu hat, Hadishe-IT1A arasındaki 200 kilometrelik bağlantıyla doğrudan Türkiye hattına bağlanacak. Ancak Bağdat, dış aktörlere uzun vadeli transit hakları devredecek "yatırım" modellerini reddederek, mülkiyeti tamamen Petrol Bakanlığı’nda olan devlet finansmanlı bir modeli seçti. Türkiye’nin yatırım adı altında hat üzerinde mülkiyet/işletme baskısı kurma arayışı, Bağdat’ın en net kırmızı çizgisini oluşturuyor.
Bağdat’ın Çok Yönlü Güvence Stratejisi: İkinci Bir Hürmüz’ü Engellemek
Bağdat’ın tasarımındaki en kritik detay, Basra-Hadishe hattının "çift yönlü ve çok alternatifli" (multidirectional) inşa edilmesi. Hadishe’den kuzeye, yani Ceyhan’a akacak petrol, teorik olarak gelecekte Suriye kıyısındaki Baniyas ve Tartus limanlarına ya da Ürdün’ün Akabe limanına da yönlendirilebilir. Bu projelerin yarın hayata geçmeyeceği ortada; ancak Bağdat için asıl değer, sunduğu jeopolitik manevra alanıdır.
Irak’ın stratejisi Türkiye’nin çizdiği çerçevenin ötesine geçiyor: Bağdat, Hürmüz’e alternatif olarak sadece Ceyhan’ı koymak istemiyor; hiçbir tekil çıkış kapısının kendisini rehin alamayacağı çok merkezli bir ağ kurmayı hedefliyor. Suriye üzerinden Akdeniz’e, Ürdün üzerinden Kızıldeniz’e açılma opsiyonları, Türkiye’nin yaratmak istediği bağımlılık ilişkisine karşı birer sigortadır. Hürmüz riskinden kaçıp tüm yumurtaları Türk topraklarındaki tek bir sepete koymanın stratejik bir manası olmadığının Bağdat da farkında.
Erbil İçin Daralan Alan
Bu yeni denklemde Kürdistan Bölgesi (IKBY) için jeopolitik zemin oldukça elverişsiz bir yöne evriliyor. Erbil’in 2014’te inşa ettiği 900 bin varil kapasiteli hat, federal hükümetin kontrolündeki 1.5 milyon varillik Kerkük-Fişhabur baypas hattı tamamen rehabilite edilene kadar kısa vadede teknik olarak kullanılabilir. Ancak Basra-Hadishe ve federal baypas hatları tamamlandığında, IKBY’nin boru hattı stratejik bir koz olmaktan çıkıp sisteme bağlı sıradan bir besleme hattına indirgenecek.
Bağdat’ın amacı bu hattı tamamen kapatmak değil, bağımsız ticari ve siyasi otoritesini elinden almak. Türkiye sözleşmeyi sadece Bağdat ile imzalayacak, petrolü SOMO pazarlayacak ve gelirler federal hazinede toplanacak. Erbil’in hattı altyapı olarak kalabilir, ancak paralel bir siyasi-ekonomik güç odağı olma vasfını yitirecektir.
Olası Senaryolar ve Gelecek Projeksiyonu
27 Temmuz teslim tarihinden önce tarafların tamamen uzlaşması ya da masayı devirmesi şeklinde radikal bir kopuş beklenmiyor. En gerçekçi senaryolar bir yelpazeye yayılıyor:
Kısa Vadeli Teknik Uzatma: Büyük yapısal kararlar ertelenerek petrol akışının durmaması adına mevcut çerçevenin geçici olarak uzatılması.
Hacim Odaklı Kademeli Tarife: Bakan Bayraktar’ın işaret ettiği, sevk edilen petrol miktarı arttıkça varil başına transit ücretinin düştüğü, Irak’ı Basra petrolünü kuzeye bağlamaya zorlayan esnek bir tarife anlaşması.
Geniş Enerji Paketi: Türkiye’nin istediği; saha geliştirme, rafineri ve elektrik hatlarını içeren entegre paket.
Irak’ın temel çıkarı, transit sözleşmesini dar bir teknik sınırda tutmak; Türk firmalarına sahalarda veya altyapı ihalelerinde pay verse bile bunu boru hattı anlaşmasının bir parçası haline getirmemektir. Kademeli bir takvim Bağdat'ın işine geliyor.
Anlaşmanın formatı ne olursa olsun, Temmuz sonrasında 2023 öncesindeki statükoya dönülmeyecektir. Yeni dönemin parametreleri nettir: Ceyhan, SOMO ve federal hazinenin mutlak kontrolünde bir federal koridora dönüşecek; Erbil’in otonomisi son bulacak; Türkiye ise hacim garantisi ve ticari ihale erişimi elde etse de Irak petrolü üzerinde mutlak bir boğaz hakimi (chokehold) olamayacaktır. Bağdat, Suriye ve Ürdün opsiyonlarını masada tutarak Ceyhan’ın kendisi için yeni bir Hürmüz Boğazı olmasını engellemeye kararlıdır.

