
Türkiye medyasında (Sabah Gazetesi) yer alan ve Ankara kulislerine dayandırılan iddialar, hükümetin "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı yeni süreçte taktiksel bir vites büyütmeye hazırlandığını gösteriyor.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın pozisyonu, DEM Parti’nin süreçteki rolü ve bölgesel gelişmeler (özellikle İran faktörü) üzerinden şekillenen bu yeni strateji, "Terörsüz Türkiye"arayışlarında yeni bir faza geçildiğine işaret ediyor.
Haberde yer alan satır başlarını ve bunların arka planındaki siyasi gerçeklikleri şu şekilde analiz edebiliriz:
Ankara’nın Öcalan Formülü statü yerine "Fiili etkin alanını genişleterek olası bir karşı politik alanları tahakküm altına alma…
Haberde en dikkat çekici unsurlardan biri, AK Parti’nin Öcalan’a "resmi bir statü" verilmesine karşı çıkarken, "örgüt üzerindeki etkisinin daha aktif kullanılması" formülünü benimsemesidir.
Ankara, milliyetçi seçmen tabanını ajite edecek ve yasal/anayasal tartışmalar yaratacak bir "resmi statü" (başmüzakereci vb.) formülünden kaçınıyor. Bunun yerine, Öcalan’ın Kandil ve Rojava ile daha sık ve doğrudan temas kurmasının önünü açmayı hedefliyor. Bu durum, İmralı’daki tecrit mekanizmasının esnetilebileceğine ve iletişim kanallarının (mektup, telefon veya heyetler aracılığıyla) daha düzenli hale getirileceğine işaret ediyor. Ankara, Öcalan’ın tek adam tek liderlik gücünü kullanarak örgütün silahsızlanma sürecini yukarıdan aşağıya bir talimatla hızlandırmak istiyor.
DEM Parti’ye "Ayak Sürüyorsunuz" Uyarısı ve İnisiyatif Baskısı
Kulis bilgilerine göre Öcalan’ın DEM Parti heyetini "süreç için daha fazla inisiyatif almaları" konusunda uyardığı belirtiliyor. Devlet kanadında da DEM Parti’nin "ikili oynadığı" ve süreçte isteksiz davrandığı algısı hakim.
Ankara, DEM Parti’nin sadece bir aracı veya gözlemci olmasını değil, sürecin risklerini üstlenmesi istiyor.
Öcalan üzerinden DEM Parti’ye yapılan bu uyarı, partinin Kandil ile İmralı, Kürt tabanı ve devlet arasındaki rölüne motivasyonu zorlamayı amaçlıyor.
Ankara, DEM Parti’yi süreci sahiplenmeye ve tabanı ikna etmeye zorlayarak yasal siyaset zeminini test ediyor.
“İran Hesabı Çöktü" Ne Anlama Geliyor?
Haberde "İran hesabı çöktü, PKK kıskaca alınıyor" ifadesi, sürecin sadece Türkiye içi dinamiklerle sınırlı olmadığını, bölgesel bir jeopolitik hamle barındırdığını gösteriyor.
Türkiye, uzun süredir İran’ın Kürdistan’ı jeopolitik bir kart olarak kullandığını savunuyordu. "İran hesabının çökmesi", Ankara’nın Bağdat (Irak merkezi hükümeti) ve Erbil (KDP/Kürdistan Bölgesi yönetimi) ile yürüttüğü diplomatik ve askeri koordinasyonun sonuç verdiğini öne sürüyor.
PKK’nin lojistik ve coğrafi olarak kıskaca alınması, örgüte "silah bırakma dışında bir seçenek kalmadığı" mesajını askeri sahada da gösterme stratejisidir. Bölgesel baskı arttıkça, İmralı’dan gelecek bir silahsızlanma çağrısının örgüt içinde daha fazla karşılık bulacağı hesaplanıyor.
Ankara’nın yeni stratejisi "Askeri Baskı + İmralı Diplomasisi" formülüne dayanıyor. Statü tartışmalarını dışarıda bırakarak pratik sonuç almaya odaklanan hükümet, Öcalan’ın Kandil ve Suriye üzerindeki ağırlığını kullanarak süreci hızlandırmak istiyor.
Ancak bu stratejinin başarısı, Kandil’in Öcalan’ın "silahsızlanma" talimatına ne ölçüde uyacağı ve Suriye’de Rojava’daki aktörlerin ABD ile olan ilişkileri ekseninde nasıl bir pozisyon alacağıyla doğrudan bağlantılıdır. Ankara, DEM Parti ve İmralı üzerinden Kürt siyasetini tek bir çizgiye çekmeye çalışırken, bölgesel kıskacı da gevşetmemekte kararlı görünüyor.

