BIST 100
14.036,88 -0,26%
DOLAR
44,7211 0,20%
EURO
52,3575 0,00%
GRAM ALTIN
6.793,84 -0,28%
FAİZ
40,74 1,82%
GÜMÜŞ GRAM
106,96 -1,81%
BITCOIN
70.859,00 -0,70%
GBP/TRY
60,1171 -0,03%
EUR/USD
1,1699 -0,20%
BRENT
102,05 7,20%
ÇEYREK ALTIN
11.107,49 -0,28%
Diyarbakır Parçalı Bulutlu
Diyarbakır hava durumu
14 °
  • ANASAYFA
  • GÜNDEM
  • Pervin Buldan: “Öcalan, Bahçeli’yi çok özel bir yere koydu

Pervin Buldan: “Öcalan, Bahçeli’yi çok özel bir yere koydu

IMG_8096

 

T24 ‘de Cansu Çanlıbek Pervin Buldan ile konuştu .

27 Mart’ta İmralı’da Öcalan ile yaptıkları son görüşmede devlet heyetinin bu kez daha ‘üst düzey’ olduğuna yönelik birtakım söylentiler çıkmıştı. Pervin Buldan ‘düzey’ tartışmasına girmeden bu kez devlet heyetinin daha kalabalık olduğunu söylüyor.

Röportajını tamamı :

“27 Mart'ta İmralı'daki görüşmede Öcalan ile devlet heyeti bizim yanımızda bir diyalog kurdu ve bu bir ilkti” 

-27 Mart'ta adaya Öcalan'a yaptığınız görüşme 5 saat sürmüş. Sizin geçen hafta katıldığınız Med TV yayınındaki anlatımınıza göre kalabalık bir heyet var. Yine sizin anlatımınızla bu kez devlet heyeti de konuşmalara daha aktif müdahil oluyor. Bu önemli detay çünkü daha önceki görüşmelere dair sızan notlardan biliyoruz ki genelde Öcalan ve sizler konuşursunuz sadece. Bu son görüşmeye kadar devlet görevlilerinin çok nadir araya girdiğini izledik. Oysa sizin bu son aktardığınız bilgi üzerinden anladım ki 27 Mart 2026 görüşmesi iki tarafın müzakeresi şeklinde geçmiş. Doğru mu?  

Ağırlıklı olarak, devlet ve Sayın Öcalan’ın diyalog kurduğu bir görüşme diyelim.

-Ekim 2025’te bu son süreç başladığında beri sizin önünüzde bu tür bir diyalog ilk defa oluyor diye anlıyorum. Yani aslında bu bir müzakereydi… 

Artık bazı şeylerin somutlaşması gerektiğine olan inançla aslında bir diyalog kuruldu. Öyle diyelim bence.

-Ama ilk defa böyle bir şey oldu.

Evet, evet.   

“Devlet heyeti zaten bizsiz de gidip Öcalan ile görüşüyor” 

-MİT Başkanı da var mıydı?

Görüşmeye katılan biri olarak devlet heyetinde kimler olduğunu paylaşmamın çok doğru olacağını düşünmüyorum. İsimlerden ziyade görüşmenin kendisini önemli buluyoruz. Ama zaten devlet heyeti bizsiz de gidip Sayın Öcalan ile görüşmeler yapıyor.   

-Ama sizin bulunduğunuz ortamda 25 Mart’a kadar hiç bu tür bir görüş alışverişi olmamıştı. Peki 2013-2015 döneminin arşivinde bu formatta bir görüşme var mıdır? 

Hayır hiç olmadı.  

“İşin başka yöne gideceğine dair bir emare yok, süreç kendi mecrasında ilerliyor”  

“Devlet silah konusunda PKK'den ‘somut adım’ istiyor”   

-Böyle bir karşılıklı görüş alışverişine sizin heyetinizin hazır bulunduğu bir ortamda gerek duyulmasının sebebi tam olarak nedir? Mutlaka ki karşılıklı beklentiler hep var, bu işin doğasının gereği. Ama bugüne kadar olmayan şey bugün oluyor. Acaba iş kritik bir eşiğe geldiği için ya da işin başka yöne evrilebileceğine yönelik kaygılar olduğu için mi buna gerek duyuldu?  

İşin başka yöne gideceğine dair bir emare yok. Bu iş kendi mecrasında ilerliyor ve ilerleyecek. Ama karşılıklı bazı beklentiler var. Sadece devletin değil aslında PKK’nin de beklediği ya da Sayın Öcalan’ın da beklediği bazı somut adımlar var. Beklentiyi her iki taraf açısından söylüyorum. Bu konular üzerinde biraz konuşuldu. Örneğin devlet heyetinin PKK’nin biraz daha somut adım atmasına dair beklentileri var. Çünkü diyor ki devlet “Silah yakma merasiminden sonra biz somut bir adım görmedik.”    

“Öcalan ve PKK demokratikleşme konusunda somut adım bekliyor”   

“Kayyımlar geri alınmadı, CHP'ye baskı var, muhalefet de bu işin parçası ama her gün kayyım atanıyor”  

“Heyet olarak bazen basına yansıtılmayan görüşmeler yapıyoruz”   

-Bunu kamuoyuna da söylüyorlar zaten. 

Bunu kamuoyuna da söylüyor devlet evet. Diğer taraf da “Biz de demokratikleşme adına somut adımlar görmüyoruz” diyor. Kayyımların geri alınmasına dair toplumun yüksek beklentisi konusundan başlayarak hiçbir alanda beklenti karşılanmış değil. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi isimler hâlâ” cezaevinde. CHP’ye baskı var, her gün operasyon ve tutuklamalar oluyor. Sonuçta muhalefet de bu işin bir parçası ve hâlâ kayyım atamalarına devam ediliyor. Bunlar elbette ki konuşuluyor ve konuşuldu. Bazen kapalı, bazen açık, görünen ya da görünmeyen, bilinen ya da bilinmeyen birçok şey var aslında. Bunların bir kısmı açık yapılıyor, bir kısmı kamuya yansıtılıyor, bir kısmı da yansıtılmıyor. Mesela biz de heyet olarak bazen kapalı görüşmeler de yapıyoruz. Bunu hiç kimseye söylemiyoruz.   

öcalan çağrı 2026Öcalan'ın 27 Şubat çağrısının yıldönümündeki mesajı, DEM Parti tarafından okundu, 2026

“Somut adım görmeyen toplumun kafasında soru işaretleri var, sürecin güven verebilmesi için bunlar giderilmeli”   

-Öcalan ile kamuoyundan habersiz görüşmeler yapıyorsunuz?

Hayır, devlet yetkilileriyle. Siyasi partilerle, devlet yetkilileriyle, sürecin parçası olan kesimlerle bazen kamuoyuna yansımayan görüşmeler yapıyoruz. Dolayısıyla bu görüşmelerin de önemli olduğunu düşünüyorum ama toplum somut adım istiyor. Somut adımı her iki taraf açısından da söylüyorum. Çünkü iki tarafın da beklentisi var ve iki taraf da somut adım atılması gerektiğini hem düşünüyor hem söylüyor. Şimdi bunların artık hayata geçmesi lazım. Sürecin de güven verebilmesi açısından bunu söylüyorum. Çünkü süreç bazen güvensiz bir şeye dönüşebiliyor. Yani güvence vermeyebiliyor. Toplum şunu soruyor; “Olacak mı?” Kafalarda soru işaretleri var, kaygılar var. Bu kaygıları giderecek adımlar atılmalı. 

“Seçmenimiz Demirtaş ve Yüksekdağ’ın serbest bırakılmamasından kaynaklı şüphelerini bize söylüyor”  

-Önceki eş başkanlarınız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın AİHM kararlarına ve Devlet Bahçeli'nin bu konuyu gündemde tutmasına rağmen hâlâ serbest bırakılmamış olmaları özellikle DEM Parti seçmenleri nezdinde kuvvetli şüphe gibi görünüyor.

Bize de söylüyorlar.   

“Biz Cumhurbaşkanı ile her görüşmemizde bu konuyu gündem yapıyoruz, beklentileri isim isim aktarıyoruz, ‘hayır’ da denmiyor ‘tamam’ da denmiyor” 

-Peki siz bu tezat durumu kendi tabanına izah edemediğinizi devlet tarafına söylediğiniz zaman nasıl bir geri dönüş alıyorsunuz?

Biz devletle yaptığımız her görüşmede bunu gündem yapıyoruz. “Somut adım” derken biz bunları kastediyoruz zaten. Ve Cumhurbaşkanı dahil, Sayın Bahçeli dahil her görüşmede toplumun beklentilerini isim isim aktarıyoruz. “Yok” denilmiyor, “hayır” denilmiyor ama yani bir “evet” de yok, bir “tamam” da yok. İşte sıkıntı burada. Belki bir takvime ihtiyaç var. Bir programa ihtiyaç var. Oysaki yasa gerektirmeyen AİHM kararlarının uygulanması ve kayyımların kaldırılması gibi adımların hayata geçirilmesi siyasi iklimi yumuşatacağı gibi esas başlıkların da hızlanmasına vesile olabilir. 

“Yasa için nisan ayı bir takvim olarak belirlendi ama mevcut gidişatta bu zor görünüyor” 

“Gecikse bile Meclis kapanmadan somut yasal düzenlemenin mutlaka çıkması gerek” 

-“İhtiyaç var” dediğinize göre devletle olan görüşmelerde belirlenen bir takvim yok ortada. Siz geçen hafta Med TV’de bu ay sonuna kadar (nisan sonu) kadar infaz yasasıyla ilgili gelişme beklediğinizi söylemiştiniz.  

Görüşmenin ana çerçevesi belirlediğinde ve karşılıklı beklentilerin ifade edildiği bir zeminde, nisan ayı bir takvim olarak belirlendi evet. Bu anlamıyla nisan ya da mayıs başı diyebileceğimiz bir aralıkta somut kime adımların atılmasını bekliyoruz. Bizlerde bu sürecin takipçisiyiz. Ama mevcut gidişata bakınca nisan ayı bitmeden olması zor görünüyor. Mayıs da olabilir, haziran da olabilir ama Meclis kapanmadan illa ki olmalı. Meclis temmuzda kapanmadan somut yasal düzenlemenin çıkması gerek.  

“Suriye meselesi sürece sert fren yaptırdı ama İran freni o kadar uzun olmadı”  

-Yasal düzenlemenin hızla Meclis'ten çıkartılması gereğini aynı sizin gibi Devlet Bahçeli ve MHP’li kurmaylar da dile getiriyor. Keza kayyımlar konusunu Devlet Bey kaç kere özellikle Ahmet Türk ve Ahmet Özer’in isimlerini vererek gündeme getirdi. Bu konularda Cumhuriyet Halk Partisi de başından beri destek veriyor. Aktörlerin pozisyonlarını böyle tek tek değerlendirdiğimizde net görünen işin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayına kaldığı. Bahçeli de aslında kamuoyu üzerinden ona mesaj veriyor gibi. Size göre Erdoğan neyi bekliyor? Bazılarına göre seçim hesapları yüzünden ağırdan alıyor. Bir de şimdi araya İran savaşı girdi. İran meselesinin hükümete daha da sert bir fren yaptırdığı gibi bir izleniminiz var mı?

Suriye sert fren yaptırdı, bunu söyleyebilirim. Halep’teki iki mahalleye geçen aralık ayında yapılan saldırılarla beraber bunu gördük. Suriye’deki gelişmeler Türkiye’deki sürecin önünde konuşlandırıldı. Yani Suriye bir fren yaptırdı ama İran freni o kadar uzun olmadı. Belki 15-20 gün izlenildi, analiz edildi. Fakat buradaki sürecin oraya da etki etmesi düşünülerek tekrar burası ilerlemeye başladı bana göre.  

bahçeli dem partiHayatını kaybeden TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Ahmet Türk'ün MHP lideri Devlet Bahçeli'ye ziyareti

“Ankara muhtemelen İranlı Kürtlerin hamlesini izlemek için biraz bekledi”  

-Bu yorumunuzu açmak için biraz detay hatırlatayım. ABD Başkanı Donald Trump çeşitli kereler İran Kürtleri üzerinden bir cephe arzusunu açıkça dile getirdi. Hatta geçen hafta onlara silah gönderdiklerini ancak onların protestoculara göndermek yerine silahları kendilerine sakladıklarını dahi söyledi. Ankara bu tür bir gelişme olacak mı diye mi “biraz bekledi” sizce? 

Muhtemelen. 

“Öcalan’ın İran konusunda net görüşleri var, ‘Kürtler artık hiç kimsenin koçbaşı olmayacak’ diyor”  

-Bugün artık Ankara açısından o açıdan bir rahatlama olduğu mu anlaşılıyor?

Evet, evet. Aslında Kürtler Orta Doğu’da siyasal anlamda aktörler artık. Orta Doğu’nun her yerinde böyle. Kürtler özellikle Suriye’deki işgalle ve savaşla birlikte büyük acıları bir kez daha yaşadı ve gördü. Ama sonuçta Sayın Öcalan’ın devreye girmesiyle birlikte büyük bir katliamın önüne geçildi. Şimdi Sayın Öcalan’ın İran konusunda da net görüşleri ve düşünceleri var. Oraya ilişkin analizlerini her görüşmede ifade ediyor. Son görüşmede bir kez daha söyledi. “Kürtler hiç kimsenin koçbaşı olmayacak artık” dedi. Suriye için de “Büyük bir komplo var ve bu komploda Kürtlerin ölmesine, öldürülmesine, katledilmesine ben müsaade etmeyeceğim” demişti.  

“Öcalan, Kürtlerin çözümü, yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle bulacağını düşünüyor”    

“Suriye’de mutabakata rağmen sınır kapıları hâlâ kapalı, entegrasyon oturmadı” 

“İleride Şam yönetimi muhtemelen böyle kalmayacak”

“Kürtlerin kazanımları konusu muhtemelen yeniden tartışmaya açılacak”

-Öcalan son görüşmenizde, Suriye’de Kürtler özelinde yaşananları yine “bir komplo” olarak değerlendirme gereği duyduysa, herhalde İran’la ilgili projeksiyonları Suriye deneyimi üzerinden yapıyor. O halde Öcalan PYD/YPG’ye yönelik olarak “Siz kendi haklılarınız ve özgürlüğünüz için direniyordunuz ama günün sonunda Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Koalisyonu geldi sizi silahlandırdı, kendi savaşında kullandı. Ama sizin kaderinizle ilgili bir noktaya gelindiğinde bırakıp gittiler” mi demiş oluyor. Yani hem Suriyeli hem de İranlı Kürtlere “Bir daha ABD ile sorgusuz sualsiz iş birliğine girmeyin” mi diyor?   

Sayın Öcalan meseleyi kandırma ve kandırılma ekseninde okumuyor. Güç ilişkileri üzerinden değerlendiriyor. Bu güç ilişkilerinde halkların menfaatine olacak yollar arıyor. Ama yıllardır çözümün Kürtlerin kendi yaşadıkları ülkelerin başkentleri ve dinamikleriyle olabileceğini söylüyor. Kürtlerin entegrasyon süreci özellikle Suriye’de çok önemliydi. Bakın bir mutabakat imzalandı. Ben açıkçası bu mutabakatın yeterli olmadığını düşünüyorum ama yetersiz de olsa sonuçta bir anlaşmadır ve bu anlaşmaya uymak lazım. hâlâ birtakım sıkıntılar var orada. Örneğin sınır kapıları hâlâ kapalı, entegrasyon tam olarak oturmadı, başka bazı sıkıntıların olduğuna dair duyumlar var. Ama bütün bunlar bence karşılıklı diyalog ve müzakereyle aşılabilir. İleride, Şam hükümeti böyle kalmayacak muhtemelen, ileride değişecek. Ve bu değişimle birlikte “Kürtlerin oradaki kazanımların üzerine neler eklenebilir?” sorusu yeniden bir tartışmaya açılacak.   

“PKK ve YPG’ de süreci dondurma değil ilerletme kararlılığı görüyorum”  

-YPG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunun nasıl bir takvimle tamamlanacağı zaten muğlak. Öte yandan İran savaşı bölgedeki tüm aktörler açısından bir belirsizlik hattına neden oldu. Düne kadar istikrar adası görünen Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bile bir öngörülmezlik ve güvensizlik sarmalına girmişken, İran savaşı öncesinde silah bırakmayı taahhüt eden PKK ya da Suriye ordusuna entegre olmayı taahhüt eden YPG bu adımları derin dondurucuya atar mı birden?  

PKK silah bırakmanın stratejik bir karar olduğunu tüm dünya kamuoyuna duyurdu. YPG de hem askeri hem de kurumsal olarak entegrasyon konusunda Şam ile görüşüyor. Böylesi bir tabloda dondurma değil aksine süreci ilerletme kararlılığı görüyorum. Daha fazla müzakere, diyalog ve güven verici adımlar ile bu kıymetli zemini güçlendirmeliyiz.  

“Benim bildiğim tek şey var, silahlı mücadele devri kapandı, PKK bitti”   

“Önümüzdeki dönem için yeni bir mücadele alanı var: Siyasi mücadele” 

-Türkiye’de devlet tarafında böyle soru işaretleri var mıdır mesela?  

Olabilir. Devletin böyle bir yaklaşımı olabilir. Ama PKK’nin ya da YPG’nin ne düşündüğüne dair benim bir bilgim yok. Önümüzdeki dönemlerde ne olur ne biter, bunun hesabını yapıyorlar mı? Ben bu soruların yanıtlarını bilemem. Ama bildiğim tek şey var; bir daha silahlı mücadeleye geri dönüş olmayacak. Ben bunu adada yaptığım görüşmelerden biliyorum. Sayın Öcalan’ın kendi ağzından ifade ettiği şey bu; “Silahlı mücadele devri bitti, kapandı. PKK bitti, PKK kapandı. Şimdi başka bir dönem. Yeni bir dönem başladı, yeni bir süreç başladı.” Siyasetle her şeyin çözüleceğine olan inanç ve bu konuda atılacak olan adımlarla birlikte yeni bir mücadele süreci bu. Hiçbir şey kolay olmayacak, olmuyor da zaten. Mücadele etmeden hiçbir şey elde edilmiyor. Biz bunu yıllardır zaten yaşıyoruz, görüyoruz, tanıyoruz. Bunun mağduruyuz. Ama önümüzdeki dönem açısından yeni bir mücadele alanı var bizim için. Ama Kürtlerin bu dönemde zihinsel olarak artık bunu kavraması lazım. Sadece Kürtlerin değil devletin de kavraması lazım. Silahlı mücadele dönemi bitti.  

“Devletin elbette bir yasa taslağı vardır ama biz bunun içeriğini bilmiyoruz, bizim yanımızda konuşulmadı”  

-Kandil de nihayetinde bunu kabul etti ancak oradaki üst yönetim kadrosu silahlı mücadeleyi sonlandırmanın doğal sonucu olarak meşru siyasete katılımı görüyor. Bunu açık ve net biçimde dile getiriyorlar. İnfaz yasasını bekliyorlar ve bu yasa sayesinde Türkiye’ye gelip siyaset yapacaklarını umuyorlar. Siz diyorsunuz ki “Biz devletin nasıl bir metin hazırlığı var bilmiyoruz.” Oysa biz gazeteciler olarak pek çok şey duyduk, hatta benim de ta aralık ayında yazdığım bir haber de var bu konuda. Asıl sorunun 200 kişilik üst düzey kadronun ne şekilde döneceğine ilişkin olduğu anlaşılıyor. Beklediğiniz somut adımların birincisi Öcalan’ın statüsüne, ikincisi de üst düzey kadronun kaderinin netleştirilmesine dair değil mi?  

Bunlar mutabakat işi, konuşulacak. Henüz bizim bulunduğumuz ortalarda bunlar konuşulmadı. Ama devlet heyeti ve Sayın Öcalan bu konuları konuşmaya başladı mı bunu bilmiyoruz. Ama bir mutabakatın sağlanması lazım bu konuda. Sayın Öcalan’ın da Kandil’deki üst düzey yetkililerin de devletin de üzerinde mutabık kalacağı bir metin haline gelmesi gerekiyor. Devletin elbette ki bir taslağı vardır. Bizim de var, DEM Parti olarak bir yasa hazırlığımız var. CHP’nin de var, biliyoruz. MHP’nin de var. Yeni Yol’un da var. Herkesin var yani. Ama herkes belki kendine göre hazırladı. Önemli olan olmazları değil olurları büyütmek, müşterekleri çoğaltmak. 

komisyon oylamaTBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, süreç raporunu oylarken

“Yasa taslağının Öcalan ile görüşülmeden çıkması sıkıntı olur”   

-Komisyon raporunu da tüm partiler başta kendilerine göre hazırladı, sonra ortak bir metin oluştu. 

Komisyon raporu bence eksikliklerine rağmen iyi. Keşke o rapor baz alınarak yasa hazırlansa. Fakat bu yasa taslağının Sayın Öcalan’la görüşülmeden çıkması sıkıntı olur.  

“Öcalan’ın ‘evet’ demediği yasaya PKK nasıl ‘evet’ diyecek?”  

-Öyle bir endişeniz mi var? AKP’nin baskın biçimde yasa tasarısını genel kurula indireceğini mi düşünüyorsunuz?

Öyle bir endişem yok. Ben bir mutabakat sağlanır diye düşünüyorum. Çünkü onlar da şunun farkında; Sayın Öcalan’ın “evet” demediği bir yasaya PKK nasıl “evet” diyecek?

-Ya da soru şu; Abdullah Öcalan Kandil’in uymayacağını bildiği bir talimatı verir mi? Bu soruyu soruyorum çünkü genelde Öcalan’ın oradan gelecek reaksiyonu bilerek ve onu hesap ederek bir strateji kurmaya çalıştığını izliyoruz. 

Evet doğru. 

“Sayın Öcalan örgütüyle istişare etmeden karar vermez, kendi örgütüyle yasa taslağını konuşması lazım” 

“Bir mutabakat sağlansın ki Genel Kurul’da tartışmasız geçsin, herkes Öcalan'ın kendi örgütüne kabul ettirmediği bir şeyin fazla dinlenmeyeceğini biliyor”  

-O halde Türkiye’ye gelip siyaset yapmak isteyen kadronun içine sinmeyeceği ve dolayısıyla da uygulamayacağı bir talimatı Abdullah Öcalan verebilir mi?  

Sayın Öcalan yöntem olarak kendi örgütüyle istişare etmeden ve ortaklaşmadan somut kararlar vermemeye özen gösteren bir lider. Farklı yollarla elbette ki örgütüyle iletişim kurulabilir, kurmalıdır. Kongre öncesinde yapıldı. Buna benzer bir yöntemle Öcalan’ın kendi örgütüyle bu meseleyi konuşması lazım, tartışması lazım, onayını alması lazım. Bir mutabakat sağlaması lazım ki bu yasa o haliyle genel kurula gelsin ve tartışmasız geçsin en azından. Ben bunun olabileceğini düşünüyorum. Devlet heyetinden iktidar mensuplarına muhalefet mensuplarına kime sorsam, herkes olması gerekenin bu olduğunu ifade ediyor. Çünkü herkes Öcalan’ın kendi örgütüne direkt kabul ettirmediği bir şeyi örgütün çok fazla dinlemeyeceği ve kabul etmeyeceği gerçekliğini biliyor. Bir şeyi ancak Sayın Öcalan onlara kabul ettirebilir. Herkes bu noktada aynı görüşte. 

-Ama yasa için düğmeye basmasını beklediğiniz makam ne düşünüyor onu bilemiyoruz işte.  

Evet öyle, bu soruları giderecek olan da yürütme erkidir. 

TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan ile T24 yazarı Cansu Çamlıbel, TBMM Florya Tesislerleri'nde

“CHP’ye yapılanları bizim Öcalan'a anlatmamıza gerek yok, zaten kendisi sürekli takip ediyor, yapılanlardan oldukça rahatsız”

-CHP’lilerin de bu konuda sizinle hemfikir olduğunu söylediniz. Biraz burada CHP’nin tüm bu süreçteki konumunu kendi zaviyenizden anlatın isterim. Elbette Öcalan’ın bu konudaki görüşlerini de kamuoyu merak ediyor. Zira iktidar eliyle CHP’ye yönelik olarak yürütülen bu topyekûn operasyonu Öcalan neredeyse görmezlikten geliyor gibi bir görüntü var. En azından sızan görüşme notlarında bu konuda fazla değerlendirmesini görmedik. Oysa kendisinin tarihi çağrısı 27 Şubat 2025’te gelmişti. 20 gün sonra ise İmamoğlu operasyonuyla birlikte CHP’ye dönük tazyik başladı. Tam çözüm sürecinde bir aşamaya gelinmişken iktidarın bir yandan da toplumu gerecek biçimde CHP’yi ablukaya almış olması Öcalan ile görüşmelerinizde konuştuğunuz bir şey mi?   

Bu meseleyi bizim Sayın Öcalan’a anlatmamıza gerek yok, zaten takip ediyor. Sürekli izliyor. CHP’ye yapılanlardan oldukça rahatsız. Zaman zaman ifade ediyor. Çünkü bu süreç sadece Kürtleri ilgilendiren bir süreç değil. Ya da sadece Kürtlerin geleceğini garanti altına alacak bir süreç değil. Türkiye toplumunun tamamını gelecek zaman içerisinde ilgilendirecek olan bir süreç. Tamam CHP sürece sahip çıkıyor, komisyona üye verdi, komisyondaki üyeleri gerçekten çok büyük katkılar sundular raporun çıkmasına. Sayın Özgür Özel’in açıklamaları ve desteği çok kıymetli bizim açımızdan. Fakat Sayın Öcalan sürece biraz daha sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyor. Bazen bunu ifade ediyor. CHP’nin biraz daha cesur adımlar atması gerektiği yönünde sözü var. Ama şimdi bunun yanında tabii ki CHP’nin zorlandığını biliyoruz. Tabanından, kendi seçmeninden baskı altında olduğunu biliyoruz. Kendi PM’si, MYK’sı büyük bir baskı kurdu CHP yönetimi üzerinde. “Bir taraftan bize bunlar yapılıyor, diğer demokratikleşme adı altında bir süreç yürütülüyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diyenler var. 

“AKP-MHP ittifakının CHP'ye yaptıkları yanlış, bu antidemokratik uygulamalar süreçle çelişkili ama bizim açımızdan bir seçim hesabı da yok"

-CHP seçmeni bir de şunu soruyor partisine: “Cumhurbaşkanı Erdoğan bu süreci bir kere daha seçilmek için ve Kürtlerin oyunu almak için girdi. Bunun farkında mısınız?” 

Sayın Özgür Özel’in sürece dair yaklaşımı pozitif. Bunda gerçekten bir sıkıntı yok. Ama hükümetin, AKP-MHP ittifakının CHP’ye dair yaptıkları yanlış. Bunu çok net söylüyorum. Yani bir taraftan demokratikleşme adımları atılırken, diğer taraftan antidemokratik uygulamaları yapmak birbiriyle çelişkili. Fakat bizim açımızdan bir seçim hesabı yok bu işin içinde, onu da net olarak söylemek isterim.  

“Cumhurbaşkanı ile görüşmelerde hiçbir zaman seçim gündeme gelmedi”   

-İki lider açısından da bunu söyleyebilir misiniz? Çünkü Devlet Bahçeli’nin bir seçim hesabı içinde olmadığı net de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pozisyonu açısından da bu kadar net konuşabiliyor musunuz?

Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Bahçeli ile yaptığımız görüşmelerde hiçbir zaman seçim gündeme gelmedi.  

-Şunu söylüyorsunuz; “Cumhurbaşkanı Erdoğan ne İmralı heyeti olarak bize ne DEM Parti yönetimine ‘Gelin birlikte anayasayı değiştirelim. Ben Kürtleri rahatlatacak ifadeleri anayasaya koydurayım, siz de benim Cumhurbaşkanı kalmamın önünü açacak düzenlemelere destek verin’ gibi bir mesaj verdi. “Böyle bir konuşma geçmedi” diyerek bunu söylemek istiyorsunuz herhalde değil mi? 

Hayır, hiç olmadı. Bizim gündemimizde asla böyle bir şey olmadı şimdiye kadar. Ama biz kendisiyle görüşmelerde CHP konusunu gündem yapıyoruz. “CHP üzerindeki baskı durmalı” diyoruz.  

“Biz Cumhurbaşkanı ile görüşmelerde ‘CHP üzerindeki baskı durmalı’ diyoruz, cevap vermiyor, kendisi genelde dinleyen pozisyonda”  

-Bir cevap veriyor mu Sayın Cumhurbaşkanı buna?  

CHP üzerindeki baskı durmalı. Yok cevap vermiyor. Şöyle söyleyeyim; Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmelerde genel olarak aslında biz konuşuyoruz. Orada işte devlet yetkilileri de var biliyorsunuz. Onlar da konuşuyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı dinleyen bir pozisyonda ama sonuçta da temennisini de ifade eden bir yerde duruyor. Fakat bu tür konuların konuşulmadığını özellikle ifade etmek isterim.  

DEM Parti'den Erdoğan görüşmesi sonrası açıklamaDEM Parti İmralı Heyeti'nden Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ziyaretinde, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala da yer aldı

“Her siyasi parti seçime hazırdır ama bizim üzerine yoğunlaştığımız tek konu süreç”     

-CHP parantezini kapatmadan önce ara seçim konusundaki tavrınızı da netleştirmenizi rica edeceğim. Biraz ikircikli bir görüntü ortaya çıktı zira. Özgür Özel bu konuyu gündeme getirdiğinde parti sözcünüz Ayşegül Doğan net biçimde “Gündemimizde yok” dedi. Sonra tabanınızdan da birtakım eleştiriler aldığınızı izledik. Sonra geçen hafta başında Özgür Özel eş başkanlarınızla bir araya geldi. O görüşmenin sonunda Tuncer Bakırhan sanki bir balans ayarı yaptı önceki açıklamaya ve açık kapı bıraktı. Nihayetinde Özel’in seçim istediği koltuklardan biri sizin yoldaşınız rahmetli Sırrı Süreyya Önder’inki. DEM Parti’nin bugün itibarıyla pozisyonu nedir ara seçim konusunda?   

Her siyasi parti aslında seçime hazırdır. Bunda bir tartışılacak bir şey olmadığını düşünüyorum ben. Ama bugün itibarıyla bizim DEM Parti olarak yoğunlaştığımız, mücadelesini verdiğimiz, üzerine çokça konuştuğumuz tek konu süreçtir. Çünkü bugün cezaevinde olan sadece Sayın İmamoğlu değil ki. Bakın Sayın Selahattin Demirtaş da cezaevinde. Bizim arkadaşlarımız, eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, kadın arkadaşlarımız da bugün cezaevinde. Çare bir an önce yasaların çıkması, demokratikleşme paketlerinin çıkması ve bu demokratikleşme paketleriyle birlikte cezaevlerindeki İmamoğlu gibi, Demirtaş gibi siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması.  

“PKK’ye özgü yasa ilk adım olsun, hemen ardından demokratikleşme paketleri gelsin istiyoruz”  

-Sizin DEM parti olarak kaygınız şu; eğer bir ara seçim olacak olursa “eve dönüş yasası” rafa kalkar. Doğru mu anlıyorum?  

Bizim için önemli olan şey yasa. Ve bu yasa aslında ilk adım olacak. Bütüncül bir yasa olsun istiyoruz ki her türlü sorunun, haksızlık ve hukuksuzluğun ortadan kalkacağı bir zemin yaratsın. PKK’ye özgü bir seferlik ve geçici bir yasa ilk adım olsun. Onun ardından hemen demokratikleşme paketleri gelsin.   

“İmamoğlu’na yapılan haksızlığın bütün Türkiye halkında içten hissedildiğini görüyorum, tutuksuz yargılanmaları sağlanabilir” 

-Tabii CHP açısından bakıldığında bu bahsettiğiniz muğlak bir süreç. İnfaz yasası İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarının en azından tutuksuz yargılanmalarının önünü açacak bir şey değil. O yasa geçtikten sonra AKP iktidarı neden bir de demokratikleşme paketini gündemine alsın? Bu da meşru bir soru herhalde.  

Ben hukukçu değilim. İmamoğlu için nasıl bir formül düşünülür onu bilemem. Yani bu yasalar içerisinde belki onları da kapsayacak bir şey olabilir. Bu insanların tutuksuz yargılanmaları elbette ki sağlanabilir. Sonuçta siyaset yapan insanlar. Belediye başkanlığı yapmış, İstanbul’u üstelik çok büyük bir farkla kazanmış bir isimden bahsediyoruz. Bu bir haksızlık. Ben bu haksızlığın bütün Türkiye halkında çok içten hissedildiğini düşünüyorum, görüyorum. O yüzden de bence öncelikli şey yasa. Ve arkasından gelecek olan demokratikleşme paketleri. Yasa ilk adım olacak.  

“Toplumun baskısı şart, toplumun yaptıramayacağı hiçbir şey yoktur bence”  

-Son dönemde hukukçulardan çok sık duyduğumuz bir serzeniş var; yürürlükte olan yasaları uygulamayan ve anayasaya uymayan bir iktidardan yeni yasa çıkartıp uygulamasını beklemek ne kadar gerçekçi? Sizin seçmeniniz de size bunu soruyor mu?

Toplumun baskısı şart. Yani toplum her konuda bence bir baskı unsuru olabilir. Her konu üzerinde, her mesele üzerinde toplumun yaptıramayacağı hiçbir şey yoktur bence. 

-Türkiye’nin getirildiği noktada hâlâ toplumun böyle bir gücü olduğuna inanıyor musunuz? Sizler tabii ki çok uzun süredir mücadele veren bir gelenekten geliyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi kitlesinin ise şu an büyük bir travma yaşadığını gözlemliyoruz. Onlar sizinki kadar uzun soluklu bir mücadele verebilir mi size göre?   

Verebilmeliler bence. Kürtler yaşadıkları her zorluk karşısında hep bir araya geldiler. Bakın bu sadece Türkiye açısından böyle olmadı, Rojava için de böyle oldu. Kürtler bulundukları her yerde Rojava için sokağa çıktılar.   

Öcalan Bahçeli kilimÖcalan'ın Şanlıurfa’da özel olarak dokutarak Bahçeli'ye hediye ettiği kilim

-Barzani ile Öcalan çizgisinin bu kadar paralel bir hatta Rojava meselesini ele alacağı düşünülemezdi herhalde yakın zamana kadar.

Mesele Rojava olunca öyle. Ben bunun CHP tabanında da böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Tamam Özgür Özel mitingler yapıyor, çok da kalabalık gerçekten. Hani izliyoruz, görüyoruz, güzel. Fakat ben daha fazla baskı kurulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mücadele etmeden hiçbir şey kazanılmıyor bu ülkede. Biz bunu yıllardır hep deneyimledik, gördük, yaşadık. Ben CHP’nin buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.  

“Öcalan ‘cumhuriyetin demokratikleşmesi’nin ancak bu yasalarla sağlanabileceğini düşünüyor”   

-Abdullah Öcalan ile 27 Mart’ta yaptığınız görüşmenin ardından kendisinin mesajını yayımladınız. Tam bu konuştuğumuz meselelere denk düşen bir ifadesi var. O aslında Kürt sorunu özelinde söylemiş ama iş sonunda “Bugün Türkiye’de demokrasi var mı?” sorusuna bağlanıyor. Öcalan diyor ki; “Benim cumhuriyet ile sorunum yok ama cumhuriyetin demokrasi sorunu var.” Bir önceki çözüm sürecince, 2013-2015 arasındaki dönemde, çok kullanılan “Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez” ifadesi bugün elbette hâlâ geçerli ama eksik değil mi? Yakın zamana kadar neredeyse sadece Kürt alanına yönelen baskıcı ve otoriter anlayış bugün Türklerin ana akımını kapsayan bir genişlikte uygulanmaya başladı. Ve bunun dozu Öcalan ile son çözüm arayışı başladığından beri daha da arttı. Öcalan’ın bu çelişkiye dönük değerlendirmesi de var mı mesela?  

Var tabii. Sadece Kürtlerin kazanabileceği ya da Kürtlerin faydalanabileceği bir süreçten bahsetmiyor zaten Sayın Öcalan. Bakın bunu Suriye’de de gördük biz. Rojava’ya saldırı olurken sözünü sadece Kürtleri düşünen bir yerden kurmadı. “Orada Türkmenler de var, orada Aleviler de var” dedi. 40 yıldır, 50 yıldır sadece Kürtler inkâr edilmiyor. Özellikle son dönemlerde sadece Kürtlere bir baskı olmadı. Belki bugün Kürtlere baskı görece daha az ama bugün Türklerin de CHP tabanının da yaşadığı bir sürü haksızlık var, hukuksuzluk var.  

Sayın Öcalan “cumhuriyetin demokratikleşmesi” meselesini biraz buradan kuruyor. “Herkesin güvence altına olduğu, kendisini özgürce ifade edebildiği, özgürce yaşayabileceği bir Türkiye Cumhuriyeti” diyor. Ve cumhuriyetin demokratikleşmesinin de çıkacak olan yasalarla sağlanabileceğini düşünüyor. Türk’ün Türk olarak kabulünde zaten sorun yok ama Kürt’ü Kürt olarak kabul etmek, Alevi’yi Alevi olarak kabul etmek ve herkesin kendi inancını yaşayabileceği, her inancın, her kimliğin güvence altına alındığı bir Türkiye Cumhuriyeti’ni ifade ediyor. Buna ihtiyaç var. Bu süreç biraz da bunu tetikleyecek, taçlandıracak ve istediğimiz düzeye getirebilecek bir süreç. Atılacak olan adımlar elbette ki Türkiye’yi güçlendirecek, Cumhuriyet'i güçlendirecek. Eksiklikler çok fazla, haksızlıklar çok fazla, hukuksuzluklar çok fazla. Her kesime dair atılacak olan adımlar Cumhuriyet'i güçlendirir. 

“Öcalan sayın Bahçeli'yi çok özel bir yere koydu ama Erdoğan'ın da hakkını veren bir yerden söz kuruyor” 

-Öcalan’ın konuşmalarında sık sık geçmiş siyasetçileri andığını görüyoruz. Hatta Meclis komisyonu heyetiyle görüşmesinde de yine Özal’dan Erbakan’dan bahsetmiş. Bugün de doğal olarak kendisini bu çözüm arayışının merkezine koyan Erdoğan ve Bahçeli’ye sık sık referans veriyor. Nihayetinde demokratik bir adım beklediği bu iki isim 2016 sonrasında Türkiye’de ‘beka için’ gerekirse demokrasinin askıya alınabileceği gibi bir yaklaşımla ülkenin yönetilmesine sebep olan ana karakterler. Ortaya koymuş oldukları performans ile onlardan beklediği şey arasındaki makasın farkındalığı içinde mi?  

Şöyle söyleyeyim; Sayın Bahçeli’yi bir kere hamlesinden dolayı, atmış olduğu adımdan dolayı çok özel bir yere koydu. Bunu istisnasız her görüşmede ifade ediyor. Ama Sayın Erdoğan’ın da hakkını veren bir yerden söz kuruyor. Sonuçta bu ülkenin Cumhurbaşkanı, sürecin bir tarafı, devletin başı. Sayın Cumhurbaşkanı çok konuşmuyor biliyorsunuz bu süreçle ilgili. Daha bir mesafeli, ketum. Söylemleri, yaklaşımı Sayın Bahçeli kadar değil ama sonuçta bir irade var ortada. Sayın Öcalan bu iradeye saygı duyuyor. Sayın Bahçeli için farklı şeyler söylüyor ama Sayın Erdoğan’ın da bir irade ortaya koyduğunu söylüyor. Sahip çıkmasının önemli olduğunu ifade ediyor. Ama tabii sürecin başından beri Sayın Bahçeli’ye ilişkin çok özel değerlendirmeleri var.  

özgür özel tülay hatimoğulları tuncer bakırhan chp dem partiDEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel

-Asıl tarihi rolü onda görüyor herhalde.  

Evet tabii ki orada görüyor. Tarihsel olarak nereden nereye geldik. Sayın Bahçeli elinde iple dolaşıyordu, “idam edilmeli” diyordu. Yani o noktadan bu noktaya gelmesine büyük bir kıymet biçiyor. Çok özel değerlendiriyor.   

“Kurucu bir parti için tartışma sürüyor, isim değişikliği net değil çünkü hazine yardımı meselesi var” 

“Program ve tüzükte önemli değişiklik yapılacak”  

-Yeni parti kuruyor musunuz?

Bu konuda kararı verecek olan yetkili kurullarımız olacak elbette. Yeni bir parti kurulacak demek eksik olabilir.  

-Ne diyelim?  

Geçmişin deneyimlerinden yararlanan ama yeni dönemin siyasal ve toplumsal ihtiyaçlarına yanıt olabilecek kurucu bir parti için tartışmalar yürütülüyor. Yakın gelecekte yetkili kurullar bu konuyu gündemine alacak ve bir planlama çıkaracaktır. Belki bir tüzük değişikliği. Belki bir program değişikliği. İsim değişikliği henüz net değil. Çünkü isim değişikliği yapıldığında yeni bir partinin hazine yardımı almama gibi bir durumu var. Böyle bir şey bizim gibi Türkiye’nin üçüncü büyük partisi pozisyonundaki bir partiyi oldukça sıkıntıya sokar. O yüzden bu konuda bir net bir şey yok. Ama programında, tüzüğünde önemli değişikliklerin yapılacağını söyleyebiliriz. 

“Kongre ekim ayına kalabilir” 

-Biraz önce Kandil’deki yönetici kadronun durumunu konuştuk. Bir kısmı yasa çıkarsa ondan faydalanıp bir sonraki DEM Parti kongresine katılma hesabı yapıyordur herhalde değil mi? Kongre tarihini biraz da buna göre mi belirleyeceksiniz?  

Daha yasa taslağı önümüzde yok. Ve partinin kongresi de ekime kalabilir. Bu da daha henüz net değil. Ben partimizin karar mekanizmalarında değilim. MYK’deki tartışmalar da henüz dışarıya yansımadı. Ancak bu çalışmaları yürütecek bir komisyon kurulacağını düşünüyorum. Bu komisyon kendi çalışmasını yapacak. Nasıl bir tüzük değişikliği, nasıl bir program değişikliği olacak bunlar çalışılacak. Biz öyle hani kendi başına bir parti değiliz, ittifaklarımız var, bileşenlerimiz varBunlara dair bir komisyon çalışmasının önümüzdeki haftalarda başlayacağını düşünüyorum.  

“Öcalan ile hâlâ aynı mekânda görüşüyoruz, 2013’ten beri aynı yer”  

-Uzun zamandır Ankara kulislerinde bu yapılacak değişikliklerle beraber partinin fiilen Öcalan tarafından yönetilecek bir şekilde formatlanacağı dedikodusu var. Bu arada siz de zaten Öcalan’ın baş müzakereci statüsünün net bir yasal çerçeveyle teyit edilmesini talep ediyorsunuz. Bu tam olarak ne anlama geliyor? “Hukuki statü” ile ne kastediliyor?  

Öcalan bir süreç yürütüyor değil mi? Kendisi bu sürecin baş müzakerecisi. Öcalan olmasaydı PKK silah bırakır mıydı? Hayır. Öcalan olmasaydı PKK kendini fesheder miydi? Bu da hayır. Şimdi daha önümüzde yol var. Aşama aşama bu süreci tamamlamaya çalışacağız. O yüzden Sayın Öcalan’ın bir statüye ihtiyacı var. Yani bir konuma ihtiyacı var. Bakın konut demiyorum. Bir konum diyorum.  

-Konut da var zaten, o ayrı. 

Yani konut olsa da olmasa da Sayın Öcalan’ın derdi bu değil gerçekten.

-Öcalan’ın derdi olmayabilir ama bir hazırlık yapıldığını biliyoruz. Adalet Bakanı Öcalan’a özel bir villa yapıldığı haberlerini yalanlamış olabilir ama orada bir takım yeni binalar inşa edildiğini inkâr etmedi.  

Biz hâlâ Sayın Öcalan'la her zaman toplantı yaptığımız yerde görüşüyoruz.

-2013-2015 dönemindeki yerle aynı yerde mi?  

Evet, o dönem de aynıydı. Şimdi de aynı yerde görüşmelerimizi yapıyoruz. Ama Sayın Öcalan’ın hukuken bir statüye ihtiyacı var. Sayın Öcalan’ın yüzyıllık meselenin çözümü için özgür çalışma ve iletişim koşullarına sahip bir statüye sahip olması gerekiyor ki süreç de hızlanabilsin. Sıfatı nedir, bunun netleşmesi lazım.   

“Sayın Öcalan'ın sıfatının netleşmesi lazım, süreci o yönetiyor ve adı konulmalı”  

“‘Sürecin baş müzakerecisi’ olabilir ya da ‘baş aktörü’” 

-Kendisinden resmi metinlerde nasıl bahsedilmesini istiyor?  

Kendisi bir şey söylemiyor, onu söyleyeyim. O kavramdan bahsediyor sadece. Bir mimariden bahsediyor aslında. Bu işin bir mimarisi var. Bu mimarinin bir ismi olmalı. Bu süreci o yönetiyor, yürütücüsü. Bu mimari içinde bir konumu var.  

-Her satırı detaylı planlayan biri olarak bu mimarinin şablonunu da çıkartmıştır diye düşünüyorum. Bir şablon koydu mu devletin önüne?  

Yok hayır, devletin önüne koymadı. Bizim önümüze de koymadı.  

-Ama siz anlıyorsunuz konuşmalarından. Bu bahsettiği mimarinin, mekanizmanın başında kendisini görüyordur tabii.  

Evet, tabii ki.

-Ve kendi sıfatının “baş müzakereci” olarak teyit edilmesini mi istiyor?  

Sayın Öcalan bu sürecin defacto yürütülmesini istemiyor. Kendi pozisyonuna ilişkin de doğal olarak hukuki bir statü istiyor. Baş müzakereci olabilir, baş aktör olabilir. Ya da başka bir şey olur… Birlik ve kardeşlik sürecinin baş müzakerecisi. Ya da “Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözümü sürecinin baş aktörü” ya da baş müzakerecisi ya da başka bir şey.  

Anket: DEM Parti seçmeninin yüzde 70’i, Öcalan’ın olası desteğine rağmen Cumhur İttifakı’na oy vermiyorCumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis açılışında DEM Parti sıralarını selamlarken

“Öcalan’ın pozisyonuna belgelerde yer verilebilir ya da yasanın içine konulabilir” 

“Pek çok yöntem var, önemli olan hukuki statüsünün sağlanması” 

-Ve bu ifade her ne olacaksa devletin ya da TBMM Komisyonu’nun metinlerinde kendinden bu şekilde bahsedilmesi… Bir metinde bu şekilde referans verilse statüsü teyit edilmiş mi olacak?

Umarım olur çünkü buna ihtiyaç var.   

-Bunun çıkacak bir yasada böyle ifade edilmesi de şart mıdır sizin açınızdan?  

Belgelerde olabilir, yasanın içerisine konulabilir. Yani birçok yolu var aslında, önemli olan kendisinin hukuki bir statüsü olsun.  

“Sıfat ve statü meselesi devlet heyetinin önünde de gündeme geldi”  

-Öcalan’la devlet heyetinin bir biçimde müzakere ettiği son görüşmede kendisinin sıfatı gündeme geldi o halde değil mi?   

Evet. Konuşuldu elbette. 

-Peki sizin devlet tarafından bu konuda aldığınız hissiyat nedir? Tabii o gün orada bulunanlar karar alıcı değiller, bunu not ederek soruyorum.  

Tabii karar alıcı değiller. Muhtemelen kendi aralarında tartışıyorlar. Henüz bize bir şey söylenmedi.  

-Sözlerinizden anladığım kadarıyla bu sıfat konusu Öcalan’ın İmralı yerleşkesinde başka bir konuta çıkmasından daha önemli sizler için.  

Mekân, yer, konut. Artık bunun tartışmasının yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Özgür çalışma koşulları oluşturulmalı. İletişim hakkından bahsediyoruz. Kendisini topluma anlatmak istiyor. Diyor ki; “Ben bir isyan sürecini de yönettim. PKK’yi var ettim, belli bir noktaya getirdim silahlı mücadeleyle. Artık buna ihtiyaç olmadığını gördüm, tespit ettim. Şimdi başka bir yönteme ihtiyaç var. O yüzden benim kendimi birebir topluma anlatmam lazım. Gazetecilerle görüşmem lazım.” 

“Öcalan’ın farklı kesimlerle görüşmesinin sürece katkıları olur” 

-Tabii ona sormamız gereken şeyleri devamlı sizlere soruyoruz kendisine soramadığımız için.  

Bunun sürece gerçekten katkıları olur. İnanın maliyeti fazla şeylerden bahsetmiyoruz. Akademisyenler gidebilir, yazarlar gidebilir, gazeteciler gidebilir, kadın örgütleri gidebilir, gençler gidebilir. Tam olarak neyi anlatmaya çalıştığını, ne yapmak istediğini, süreci nereye götürmeye çalıştığını, nasıl bir Türkiye çizmeye çalıştığını gidenler kendileri dinler.   

“Çıkacak yasa onu ziyarete gidecekler açısından da önemli”  

-Sizler gidiyorsunuz ama milletvekilisiniz ve dokunulmazlığınız var. Oraya gidecek insanlar açısından riskli bir durum yok mu? Süreç nihayete ermezse bir anda yarın Öcalan ile görüşmüş herkes “suçlu” konumunda bulabilir de kendisini. 

İşte yasa bunun için de önemli. Statü dediğimiz şey aslında biraz da bu. Sadece biz değil, devlet heyeti de gidiyor. Avukatlar gidiyor, ailesi gidiyor.  

“Bizler önceki süreç nedeniyle yargılandık, Sırrı Süreyya cezaevinde bu yüzden yattı, İdris Baluken bu yüzden yattı ve hâlâ yurtdışında”  

-Gazetecilerin ve akademisyenlerin durumunu ailesi ve avukatlarıyla bir tutamayız sanırım. Mesela ben diyelim ki Öcalan’a soru sorabilecek bir grup içinde İmralı’ya götürüldüm, sonra da yanıtını aynen aktaracak şekilde yazdım. Yarın öbür gün sadece yazdıklarını aynen aktardım diye “terör propagandası”ndan hakkımda dava açılabilir mi mesela, devlet oraya götürmüş olmasına rağmen?  

Kesinlikle böyle bir ihtimal var. Biz geçmişte süreçten yargılandık. Sırrı Süreyya Önder ceza aldı, yattı. Selahattin Demirtaş’ın bir davası bununla ilgili. İdris Baluken bugünlerde yurt dışında, 7 yıl yattı bu yüzden. Bizim heyetimizin üyesiydi. O yüzden buna ihtiyaç var gerçekten. Süreci tam olarak garanti altına alan, hukuki bir zemine yerleştiren bir yasal çerçeveye ihtiyaç var.  

O yüzden Sayın Öcalan’ın özgür koşullarda çalışabilmesinin, toplumla buluşabilmesinin koşullarının da yaratılması lazım. Yasal anlamda bunların da bir çerçeveye oturtulması lazım. Yoksa hepimiz elbette ki geçmişte de yargılandık, bundan sonra da yargılanabiliriz. Bunun garantisi yok ki. Ama bu süreç bize şunu gösteriyor; Sayın Öcalan’la özgür şekilde gidip görüşmek isteyen farklı çevrelerden binlerce insan var. Ama kimse gidemiyor. Bu bir sıkıntı. 

“Öcalan’ın yanından çıkan arkadaşlar topluma moral motivasyon veriyor” 

-Bir önceki süreçte (2013-2015) Abdullah Öcalan’ın dışarıyla haberleşmesini ve günlük çalışmalarını koordine etmek için beş PKK hükümlüsü İmralı’ya yanına getirilmişti. Bu kişilere “İmralı sekretaryası” deniliyor o dönemden beri. O gruptan Veysi Aktaş ve Çetin Arkaş geçen sene tahliye oldular. Cezaevinden çıktıklarından beri de bölgede epey aktifler. Hatta Çetin Arkaş son olarak Nevroz’da yaptığı kuvvetli çıkışlarla gündeme geldi. “Kişisel ikbal peşinde olanlar sert kayaya çarpacaktır” şeklindeki sözlerini DEM Parti kadrolarının tasfiye edileceğine dönük bir mesaj olarak yorumlayanlar oldu. Haliyle Aktaş ve Arkaş bir biçimde Öcalan’ın sözcüsü olarak algılanıyor. Ve gelinen noktada İmralı Sekreteryası’ndan isimler hiyerarşik olarak DEM Parti’nin üzerinde fiili bir odağa mı dönüşüyor?   

Yok hiç öyle bakmamak lazım bence. Onlar sonuçta Öcalan’la uzun zaman bir arada kalmış, zaman geçirmiş, birlikte yaşamışlar. Şimdi onu biraz halka anlatmak, moral ve motivasyon sağlayan bir durum.  

Kürt halkının Sayın Öcalan’a zaten büyük bir önem atfettiği gerçekliği var. Birebir onunla yaşamış, yanında kalmış, insanlar bunlar. Çıktıktan sonra bunun bütün gerçekliğiyle topluma anlatılması topluma büyük bir heyecan ve moral veriyor. Bunlar iyi şeyler. Çok da iyi geliyor insanlara. Her iki arkadaşımız da bulunduğumuz bölgede birçok yere gittiler, Kürt halkıyla bir araya geldiler ve anlattılar. Büyük bir emek de veriyorlar. Hâlâ Sayın Öcalan’la birlikte kalan dört kişi daha var. Yarın öbür gün onlar da çıkarsa onlar da aynı şeyi yaparlar.   

“Zaman zaman İmralı’dan giden ya da İmralı'ya gelen mektuplara el konuluyor”  

-Yanındaki dört kişiden biri olan Hamili Yıldırım’ın başka bir cezaevindeki birisine yazdığı mektubun gönderilmesine onay vermemiş devlet. Geçen hafta Yeni Yaşam’da okudum bu haberi. Süreçle ilgili bir tökezlemenin tezahürü olabilir mi bu? Devlet örgüt içi bazı mesajlaşmaların önünü kesmeye çalışıyor olabilir mi?  

Bunu zaman zaman yapıyor biliyorsunuz devlet. Kendisine göre, tırnak içerisinde söylüyorum, sakıncalı gördüğü şeylere el koyuyor. Sadece oradan dışarıya giden mektuplara değil, aynı zamanda dışarıdan İmralı’ya giden mektuplara da bazen el koyuyor. Bunu zaman zaman yapıyor, hani hangi gerekçeyle yaptığını bilmiyorum. Fakat bu ilk defa karşımıza çıkan bir şey değil.  

demirtaş öcalanSelahattin Demirtaş ve Öcalan, İmralı görüşmelerinde, 2013

“Biz 27 Mart ziyaretinden önce Selahattin Demirtaş'a gitmiştik, karşılıklı selamları ilettik” 

-Mahpuslar arasındaki mektuplaşmaları konuşuyoruz madem o halde geçen haftalarda ortaya atılan bir iddiayı da sorayım. Öcalan Edirne’de cezaevinde olan Selahattin Demirtaş’a bir mektup göndererek “Bu süreç sensiz olmaz, göreve hazır ol, siyasete hazırlan” demiş. DEM Parti mesajlaşmanın mektup değil sizler üzerinden yapıldığını ima eden bir açıklama yaptı. Tam olarak nasıl bir mesaj teatisi oldu?  

Öcalan’ın Demirtaş’a, Demirtaş’ın da Öcalan’a mesajları ve notları oluyor. Biz de zaten biliyorsunuz Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ediyoruz bazen, sonra adaya gidiyoruz. Selamlarını birbirlerine iletiyoruz. Mesela biz 27 Mart görüşmesi öncesinde de Selahattin Bey’e gitmiştik. Sonra Sayın Öcalan’la görüşmede ona gittiğimizi ifade ettim ve selamlarını ilettim. O da selam söyledi.  

-Demirtaş’a son ziyaretinizin tam tarihi neydi?  

27 Mart’tan bir hafta önce.  

“Yasalar çıkınca zaten Demirtaş da çıkacak Yüksekdağ da”  

“Öcalan hepsinin katkısını istiyor, çıktıklarında siyasete önemli katkı sunacaklar”   

-Öcalan’ın, Demirtaş’ın siyasete hazır olması yönünde bir telkini var mı son dönemde?  

Yasalar çıkınca zaten onlar da çıkacak. Tabii aslında Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın çıkmaları için yasaya ihtiyaç yok. Ama işte hepsini kastediyor, bu sürecin parçası olarak.  

-Şunu sormaya çalışıyorum; Demirtaş’ın toplum nezdindeki konumunun farkındalığı içinde mi ve onun çıkınca aktif siyaset yapmasına özel önem atfediyor mu?  

Ya herkesin katkısını ister zaten. Bunu zaman zaman bizimle hem Selahattin Bey’e hem Figen Hanım’a hem başka arkadaşlara ilettiği oluyor. İçeride, dışarıda…herkes bulunduğu yerde bu sürece katkı sunmalıdır. Selahattin Demirtaş da Figen Yüksekdağ da çıktıkları zaman zaten siyasete önemli katkılar sunacaklar. Şu anda içerde olan hepsi için söylüyorum ben bunu. Çünkü önemli siyasetçiler ve çıktıkları andan itibaren elbette ki tekrar bıraktıkları yerden devam edeceklerine dair inancımız var. Bu konuda hiç şüphe yok.  

“Herkes 2027 sonbaharında seçim bekliyor”  

“Şu an görünen daha erken bir seçim ya da ara seçim olmayacağı”  

-Demirtaş özelinde şöyle bir hafıza var. Erdoğan’ın kendisinin 2015’teki “seni başkan yaptırmayacağız” çıkışını kişisel aldığı, affedemediği ve süreçten soğuduğu yönünde bir görüntü var. Ve Erdoğan bu izlenimin doğru olduğunu teyit edecek biçimde Demirtaş’ın tahliyesine onay vermiyor aylardır. Öcalan’ın da Demirtaş’ın o dönemki çıkışını bir hata olarak gördüğünü çeşitli vesilelerle biliyoruz. Bugün DEM Parti’nin CHP’nin ara seçim çağrısına karşı temkinli tutumumun gerisinde o dönemin deneyimi mi var? Sizin ara seçime desteğiniz Erdoğan açısından yine “bir ihanet” olarak algılanır kaygısı mı var?  

Tabii şu an görünen aslında bir erken seçimin olmayacağı, bir ara seçimin de olmayacağı. Herkes 2027 sonbaharında seçim bekliyor. Benim tahminim de biraz böyle. Fakat ben aslında bu soruya biraz önce cevap vermiştim. Yani önemli olan süreç, önemli olan demokratikleşme paketleri. Ama hükümetin bu konuda ne düşündüğünü ve bundan sonra ne düşüneceğini ben bilemem. Gerçekten bilmiyorum. Hani bilsem, “evet bazen konuşuyoruz, bazen tartışıyoruz ve şu fikirler ortaya çıkabiliyor” derim. Bugün itibariyle ne seçim ne anayasa ne de Cumhurbaşkanı’nın tekrar seçilmesi ya da seçilmemesi konusunda bize sunulan, bizimle konuşulan hiçbir şey yok. Günlük siyaseti takip ederek bazen işte ara satırları okuyarak çözmeye, bir şeyler çıkarmaya çalışıyoruz. Ne yapmak istediklerini anlamaya çalışıyoruz. Fakat şu an onların gündeminde de böyle bir şey yok. Tabii farklı bir erken seçim kararı alırlar mı almazlar mı onu ben bilemiyorum. O yüzden şimdi hepimiz önümüze bakıyoruz, yolumuza bakıyoruz. Barış sürecinin gerçekten gerçek bir barışa evrilmesinin önündeki engelleri kaldırmaya çalışıyoruz. Çok engel var. Ve bu engellerin yolumuzu tıkamamasına gayret ediyoruz. Bu süreci gerçek anlamda onurlu bir barışa evirtmek için büyük bir mücadele veriyoruz. Sırrı Süreyya Önder’i bir kez daha anmak istiyorum. Çok büyük katkısı vardı, çok büyük emeği vardı. Belki bugün yaşıyor olsaydı bugün konuştuğumuz birçok şeyi konuşmayacaktık. Çünkü zekasıyla çok farklıydı, yolu gerçekten pratik biçimde açıyordu.  

-Sürecin iletişimi konusunda da çok farklı bir rolü vardı. Özellikle Türk kamuoyuna nasıl konuşulması, meselenin nasıl anlatılması gerektiğiyle ilgili çok değerli bir külliyat bıraktı arkasında.  

Kesinlikle öyle. Biz barışı, Sırrı Süreyya Önder’e, onun gibi kaybettiğimiz insanlara armağan etmek zorundayız. Ben umutluyum, hiçbir zaman da umudumu yitirmedim. Çünkü bu gerçekten tarihi bir fırsat. Ve bu fırsat bir daha hiç kimsenin eline geçmeyecek. Herkesin bence bu mantıkla biraz hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu işe karşı çıkanlar şunu görmeli; çatışmalardan kaynaklı bir buçuk yıldır hiçbir annenin kapısına cenaze gitmedi ne bir Türk annesinin ne bir Kürt annesinin. Bu çok kıymetli bir şey. Belki yaşamayan bilmez ama yaşayan milyonlar var. Bir asker annesi için de bu geçerli, bir polis annesi için de geçerli, bir Kürt annesi için de bu geçerli. Hepimiz için geçerli. O yüzden bence biraz da buradan tutmak lazım.  

“Bu mesele birkaç ayda ya da bir buçuk yıl içinde çözülecek bir mesele değil” 

“Kürt meselesinin kısa bir sürede çözülmesini beklemek hayalcilik olur”   

-Bu işin en az birkaç sene daha alacağını, çok hızlı tamamlanmayacağını Med TV’de söylediniz geçen hafta.  

Evet, bu mesele böyle iki ay içinde, üç ay içinde ya da bir yıl, bir buçuk yıl içerisinde çözülecek bir mesele değil. Kürt meselesinin kısa bir sürede çözüleceğini beklemek hayalcilik olur. Önemli olan ilk önce Kürt meselesinin çatışma zemininden siyasi ve hukuki bir zemine çekecek yasal adımların atılması. İşte ertelenmemesi gereken budur. 

-O halde şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız; eğer cumhurbaşkanlığı seçimi sizin de öngördüğünüz biçimde 2027 sonbaharında olacaksa, belki de sürecin nihai aşamasında o koltukta başka biri oturuyor olacak.  

O gün gelsin onu o zaman konuşuruz. 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?