
Türkiye’den hareket eden uluslararası bir tır konvoyunun, Suriye topraklarını katederek Irak’ın Musul kentine bağlı Rabia Sınır Kapısı’ndan giriş yapması, Orta Doğu lojistik haritasında kartların yeniden dağıtılmasına yol açtı. Bağdat yönetiminin "ekonomik çeşitlilik ve Kalkınma Yolu projesinin öncülü" olarak sunduğu bu yeni transit güzergah, Erbil-Bağdat hattında yeni bir krizin fitilini ateşledi. Bölgesel uzmanlar ve siyasiler, bu adımın ekonomik bir zorunluluktan ziyade Kürdistan Bölgesi’ni ticari olarak devre dışı bırakma stratejisi olduğunu savunuyor.
İşte Rabia Sınır Kapısı'nın açılmasıyla başlayan yeni dönemin şifreleri, coğrafi avantajlar ve perde arkasındaki siyasi gerilimler:
Irak Sınır Kapıları Heyeti Başkanı Ömer Vaili’nin, Rabia Sınır Kapısı’nda ilk Türk tırlarının arkasında verdiği fotoğraf, Bağdat’ın lojistik bağımsızlık ilanının bir göstergesi niteliğinde. Bağdat yönetimi, Türkiye ile Basra Körfezi’ni birbirine bağlaması planlanan devasa "Kalkınma Yolu" projesinin provasını bu hat üzerinden yapıyor.
Transit geçişlerin başlamasıyla Irak, sadece bir tüketim pazarı değil, küresel bir lojistik merkez olma iddiasını güçlendiriyor. Ancak projenin Kürdistan Bölgesi topraklarını teğet geçerek Suriye üzerinden Musul’a uzanması, merkezi hükümetin ticari ipleri tamamen eline alma arzusu olarak yorumlanıyor.
Erbil endişeli
Yıllardır Türkiye ile Irak arasındaki tek can damarı olan Duhok’taki İbrahim Halil Sınır Kapısı, bu yeni güzergahla birlikte ciddi bir bypass tehdidi altında. Erbil kanadı, Bağdat’ın bu hamlesini doğrudan Kürdistan Bölgesi’nin ekonomik gelirlerini ve stratejik önemini zayıflatma girişimi olarak görüyor.
Rûdaw’a konuşan Irak Parlamentosu Ekonomi Komisyonu Üyesi Sırwa Muhammed, tehlikenin boyutuna dikkat çekerek şu uyarıyı yapıyor:
"Bağdat, gümrüklerin dijitalleşmesi (ASYCUDA) konusunu Erbil’e karşı bir koz ve şart olarak sunuyor. Kürdistan Bölgesi, kendi ekonomisini ve ticari ağırlığını korumak istiyorsa acilen Bağdat ile gümrük koordinasyonu konusunda masaya oturmalı, aksi takdirde İbrahim Halil Kapısı işlevsizleşebilir."
120 Kilometrelik "Tehlikeli" Tasarruf
Rabia Sınır Kapısı’nın tercih edilmesindeki en büyük argüman, sunduğu coğrafi ve mali avantaj. Ancak bu avantaj, Erbil için ekonomik bir kayıp anlamına geliyor.
Lojistik firmaları için tır başına sağlanan 120 kilometrelik bu fark, uzun vadede milyonlarca dolarlık bir tasarruf demek. Bu durum, serbest piyasa koşullarında ticaretin hızla Rabia’ya kayacağını gösteriyor.
Denklemin diğer ucunda ise yıllardır iç savaş ve uluslararası yaptırımlarla boğuşan Şam yönetimi var. Türk tırlarının Suriye ve Rojava topraklarını kullanarak Irak’a geçmesi, Şam için adeta bir nefes borusu.
Suriye Limanlar Genel Müdürlüğü’nün Türk taşımacılara gümrük kolaylığı sağlandığını duyurması, Suriye’nin kendisini yeniden bölgesel ticaretin merkezine konumlandırma çabası. Transit geçişlerden alınacak pay, hem Rojava’daki yerel idare hem de Şam için kritik bir gelir kapısı aralıyor.
Ticari Koridor mu, Siyasi Kuşatma mı?
Rabia Sınır Kapısı üzerinden açılan bu yeni koridor, ilk bakışta yakıt ve zaman tasarrufu sağlayan rasyonel bir ekonomik hamle olarak görülebilir. Ancak Orta Doğu coğrafyasında hiçbir tır konvoyu, sadece "mesafe kısa" olduğu için rotasını değiştirmez.
Bağdat, bütçe ve petrol ihracatı konularında sıkıştırdığı Erbil’i şimdi de gümrük gelirleri üzerinden vurmayı hedefliyor. İbrahim Halil’in cazibesini yitirmesi, Kürdistan Bölgesi’nin Bağdat karşısındaki müzakere gücünü doğrudan kıracaktır.
Suriye ve Musul hattı, coğrafi olarak kısa olsa da güvenlik açısından İbrahim Halil kadar rüştünü ispatlamış değil. Bu güzergahın kalıcı olup olmayacağını, bölgedeki aktörlerin askeri ve siyasi dengeleri belirleyecek.
Türkiye için bu durum hem yeni bir pazara erişim kolaylığı hem de Erbil ile olan geleneksel ticaret bağlarını test edecek karmaşık bir diplomatik denge anlamına geliyor.
Rabia Kapısı’ndan geçen ilk konvoy, sadece Musul’a mal taşımadı; aynı zamanda Erbil ile Bağdat arasındaki güç savaşında yeni bir ekonomik cephenin açıldığını tüm bölgeye ilan etti.

