BIST 100
12.930,16 -1,81%
DOLAR
44,3457 0,01%
EURO
51,4473 -0,07%
GRAM ALTIN
6.507,17 2,05%
FAİZ
43,30 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
104,71 3,06%
BITCOIN
71.101,00 1,48%
GBP/TRY
59,3804 -0,21%
EUR/USD
1,1594 -0,12%
BRENT
100,38 -3,93%
ÇEYREK ALTIN
10.639,22 2,05%
Diyarbakır Parçalı Bulutlu
Diyarbakır hava durumu
11 °
  • ANASAYFA
  • GÜNDEM
  • Tara: Bostancı bir eşikti, Diyarbakır yeni bir söz olacak

Tara: Bostancı bir eşikti, Diyarbakır yeni bir söz olacak

54850e23-2a69-4723-b533-b482ee480566

🔶Biz tek bir renk değiliz, rengârengiz” diyen Tara Mamedova, Kürt toplumundaki farklılıkların yan yana gelmesi gerektiğini vurguladı: “Bir çiçek bahçesi gibiyiz; herkes kendi rengiyle güzel.

🔶Kürt sanatının yeterince sahiplenilmediğini söyleyen Mamedova uyardı: “Sanat zayıflarsa bir halkın hafızası da zayıflar. Bugün çocuklarımızın daha az Kürtçe konuşması ciddi bir alarmdır.”

🔶Van’daki konserini Rojin Kabaiş’e destek için erteleyen sanatçı, kararını politik bir duruş olarak tanımladı: “Biz bu yolda onurlu durmayı seçen insanlarız.”

🔶Kürt sanatçının ağır ekonomik koşullarına dikkat çeken Mamedova, çarpıcı bir soru yöneltti: “Salonları dolduran bir sanatçı neden evinin kirasını ödeyemez halde olsun?”

🔶"Navê Min Tekoşîn e"” ile kadın mücadelesini sahneye taşıyan Tara Mamedova, şarkıyı şöyle tanımlıyor: “Benim adım mücadeledir. Bu eser, erkek egemen sistemin baskılarına karşı kadınların direnişini anlatıyor.”

🔶“Cilo” ise sanatçının dağlara ve toprağa bağlılığından doğan bir aşk anlatısı: “Bu sadece bir aşk şarkısı değil; köke, coğrafyaya ve insanın kendi ruhuna dokunan bir sevgi.”

Kürt müziğinin dikkat çeken isimlerinden Tara Mamedova, bir yıl önce Bostancı Gösteri Merkezi’nde verdiği ve hâlâ konuşulan konserin perde arkasını, Kürt sanatçılarının karşılaştığı ekonomik ve kültürel zorlukları, iptal ettiği Van konserinin arkasındaki duruşunu ve 17 Nisan’da Diyarbakır’da vereceği yeni konserin hazırlıklarını anlattı. Dil, kültür ve hafızanın sanatla ayakta kalacağını vurgulayan Mamedova, “Bizim mücadelemiz yalnızca şarkı söylemek değil; dilimizi ve kültürümüzü yaşatmak” dedi.

Gazeteci Filiz Deniz, Tara Mamedova ile konuştu.


Tara, bir yıl önce Bostancı Gösteri Merkezi’nde sahneye çıktın. O konser hâlâ konuşuluyor. Senin için neydi o gece?

Bostancı benim için bir hayaldi. Türkiye’de birçok sanatçı açısından orası kendini ispatlama, bir eşiği aşma yeridir. O yüzden benim için sıradan bir konser değildi. Uzun yılların emeği, yalnızlığı, ısrarı ve inadı vardı orada. Açık söylemek gerekirse bu yola uzun süre tek başıma yürüdüm. Tırnaklarımla kazıyarak geldim. Bostancı da bunun en görünür duraklarından biri oldu.

 Sahneye çıkmadan önce ne hissediyordun?

Sahne konusunda en ufak tereddüdüm yoktu. Çünkü çok çalışmıştım, çok hazırdım. Kendimden emindim. Ama salon dolar mı, yalnız bırakılır mıyım, insanlar gelir mi; asıl kaygım buydu. Çünkü böyle büyük bir konser sadece sahneyle değil, halkın sahiplenmesiyle tamamlanır. O gece gördüm ki yalnız bırakılmadım. Hem dinleyicilerim hem de dostlarım yanımdaydı.

O gece salonda sanatçılardan yazarlara, gazetecilerden siyasetçilere kadar geniş bir destek vardı. Bu senin için ne ifade etti?

Benim bu yolculukta güç aldığım yer tam da burasıydı. Etrafımdaki sanatçı, yazar, gazeteci, sinemacı, siyasetçi dostlarım; bireysel olarak bana inanan, yanımda duran insanlardı. İmkânı olan geldi, omuz verdi. O geceyi o yüzden unutmayacağım. Sadece bir konser değildi; bir dayanışma gecesiydi. Ben de her zaman onların yanında durmaya çalışıyorum.

Bostancı konserinin arkasında nasıl bir emek vardı?

Çok büyük bir emek vardı. Metehan Dada o dönem düzenlemeleri üstlenmişti. Menajerim Azat Bozan’la birlikte çok yoğun çalıştık. Özellikle ekonomik olarak çok zorlandık. Üretim kısmında meselemiz yoktu; ama ekonomik koşullar çok ağırdı. Bostancı pahalı bir yer. Kürt sanatçının en büyük sorunlarından biri de tam burada başlıyor zaten. Buna rağmen dostların desteğiyle o geceyi kurduk. Hep birlikte başardık.

 Konserin ardından nasıl bir karşılık gördün?

Aylarca konuşuldu. Herkesin hafızasında yer etti. Bu benim için çok kıymetliydi. Tabii insan sonra dönüp bakınca “şurada daha iyisini yapabilirdim” diyor. Çünkü sanat yaşayan bir şey. Sürekli öğreniyorsun, sürekli dönüşüyorsun. Ama yine de Bostancı benim hayatımda büyük bir dönüm noktası oldu.

 Bostancı sonrası müzik hayatında ne değişti?

Çok şey değişti. Daha fazla insana ulaştım. Sadece Kürtlere değil; farklı halklardan, farklı dillerden insanlara da ulaştım. Bu benim için gurur verici. Çünkü bizim mücadelemiz yalnızca şarkı söylemek değil; dilimizi, kültürümüzü, hafızamızı yaşatmak. Kendi çocuklarımıza dili taşımak, aynı zamanda Kürtçeyi ve Kürt kültürünü dünyaya tanıtmak. Bir kök gibi, kendi toprağında durup başka coğrafyalara uzanmak.

Sen sık sık dil, kültür ve hafıza vurgusu yapıyorsun. Bunun senin sanatındaki karşılığı nedir?

Bizim temel meselemiz dilimizin, kültürümüzün, tarihimizin ölmemesidir. Kendi dilimizle yaptığımız her şey bu yüzden çok değerli. Ben kendi adıma vicdanen bir rahatlık hissediyorum. Çünkü annemin mücadelesi de buydu. Ben onun bıraktığı yerden yürüyorum. Umarım bizim kuşağımız daha fazlasını başarır. Umarım biz yaşarken Kürtçe daha güçlü bir yere gelir.

 Buna rağmen Kürt sanatçıların yeterince desteklenmediği yönünde güçlü bir eleştiri var. Sen bu tabloyu nasıl görüyorsun?

Bu çok gerçek bir sorun. Evet, Kürtlerin Türkiye’de de dünyada da çok ağır ve çok katmanlı meseleleri var. Ama sanatın yeterince sahiplenilmediği de açık. Oysa bir halkın hafızası sanatla, edebiyatla ayakta kalır. Eğer sanat zayıflarsa hafıza da zayıflar. Bugün çocuklarımızın giderek daha az Kürtçe konuştuğunu görüyoruz. Bu alarmdır. Eğer böyle devam ederse dil kaybı derinleşir. O yüzden sanat alanına dört elle sarılmak gerekiyor.

Bu noktada siyasete ne düşüyor?

Siyasetin sanatı daha güçlü sahiplenmesi gerekiyor. Ama bunu tüm renkleri kucaklayarak yapması gerekiyor. Sanat alanı bir halkın nefes alanıdır. Orası kurursa başka hiçbir alanda tam anlamıyla var olamazsın. Farklılıklarımız olabilir; siyasi olarak, kültürel olarak, yaşam tarzı olarak farklı olabiliriz. Ama dilimiz, kültürümüz, tarihimiz söz konusuysa ortak bir yerde buluşmak zorundayız.

Elbette. Biz tek tip değiliz. Biz rengârengiz. Bir çiçek bahçesi gibiyiz. Herkes kendi rengiyle güzel. Sanat da tam burada büyür. Kimseyi aynılaştırmaya çalışmadan, farklılıkları kabul ederek yan yana gelmek gerekiyor. Güç ancak böyle toplanır. Dağınıklık bizi zayıflatıyor. Birbirimizden kopunca da gücümüzü kaybediyoruz.

Kürt sanatçının ekonomik koşullarının göz ardı edilmesi hakkında neler söylemek istersin

Bu da yakıcı bir gerçek. Bir Kürt sanatçı neden bu kadar yetenekli, bu kadar görünür, bu kadar üretken olduğu halde evinin kirasını ödeyemez halde olsun? Bu kabul edilebilir değil. Her sanatçının bir hayatı var; evi var, çocuğu var, hastası var, geçim derdi var. Sanatçı sadece sahneden ibaret değil. Buna rağmen üretmeye devam eden, bütün yoksunluklara rağmen estetik işler çıkaran, salonlar dolduran Kürt sanatçılara büyük saygı duyuyorum. Bu ciddi bir başarıdır ve sahiplenilmelidir.

Gelelim Van konserine; Van’da vereceği konseri, Rojin Kabaiş destek için iptal ettiğini duyurdun. Bu duruşun çok taktir topladı. Neler söylemek istersin?

Bir konseri iptal etmek kolay değil. Çok ciddi bir emek, çok ciddi bir maddi kayıp demek. Hele bizim gibi imkânları kısıtlı sanatçılar için daha da ağır. Ama o dönem ben meseleyi sadece ekonomik tarafından düşünemezdim. Bir kadın olarak, bir anne olarak, bir kardeş olarak karar verdim. Çünkü bazen kendi yolunda bedel ödemek zorundasın. Biz kendi yolumuzda devrimci insanlarız. Bu yol onurlu durmayı gerektiriyor.

Ben tarihe leke olmak istemiyorum. Kızıma temiz bir sayfa bırakmak istiyorum. Hayatım boyunca doğru, dürüst, temiz kalmaya çalıştım. Çünkü buna ihanet edersem sanatımla duruşum arasındaki bağı da koparmış olurum. Şarkılarıma ihanet edemem, sözlerime ihanet edemem, yaşadıklarıma ihanet edemem. Bu biraz da insanın kendine duyduğu saygıdır.

Van konseri tamamen iptal mi oldu?

Hayır, ertelendi. Van benim memleketim. Ben orada büyük bir konser vermeyi hep hayal ettim. Ama orada ciddi bir mekân sorunu var. Büyük bir konser yapabileceğimiz uygun bir salon yok. Açık hava için de elimizde yeterli imkân yok. O yüzden şimdilik ertelenmiş durumda. Ama bir gün mutlaka o konser olacak. Ölmezsek, o hayali kurduğumuz gibi gerçekleştireceğiz.

 Şimdi yönünü Diyarbakır’a çevirdin. 17 Nisan’daki konser senin için ne taşıyor?

Diyarbakır benim için çok özel. Diyarbakırlı değilim ama kalbim orada atıyor. Orada yapacağım her şeyin güzel olması gerektiğine inanıyorum. Uzun bir aradan sonra ilk kez 17 Nisan’da Sezai Karakoç Kültür ve Kongre Merkezi’nde sahneye çıkacağım. Bu konseri bir organizasyon ekibiyle birlikte yapıyoruz. Tek başıma yürütmüyorum. Yanımda olan herkese şimdiden teşekkür ediyorum.

 Bu konsere nasıl hazırlanıyorsun?

Bir süre içime kapandım. Kırıldığım, motivasyonumun düştüğü zamanlar oldu. Hem kişisel hayatta hem genel koşullarda insan bazen dağılıyor. Ama toparlandım. Şimdi Diyarbakır konseri için büyük bir hazırlık içindeyim. Halkıma layık bir sahne kurmak istiyorum. Hem görsel olarak, hem estetik olarak, hem de sahne dili açısından güçlü bir gece olsun istiyorum.

Yeni repertuardan söz eder misin?

Konserde 10 yeni şarkı olacak. Beşi derleme, beşi tamamen bana ait. Sözleri ve müzikleri bana ait eserler bunlar. Dinleyici hem eski sevdiği şarkıları duyacak hem de yeni şarkılarla buluşacak. Renkli, güçlü, duygusu yüksek bir repertuar hazırlıyoruz.

 “Navemmin Tekoşîne” bu Kılamın çok farklı bir tınısı var ve çok fark ediliyor. Bana yolladığında ilk dinlediğimde bu farkı formüle etmeye çalıştım. Sen  “"Navê Min Tekoşîn e"" nasıl formüle edersin 

“"Navê Min Tekoşîn e"” benim için çok özel. Tekoşîn bizim hafızamızda çok güçlü bir kelime. Mücadele demek. Şarkının adı da “Benim adım mücadeledir” anlamına geliyor. Bu eser kadın mücadelesini anlatıyor. Feminist bir şarkı. Özellikle kadınlara dönük saldırıları, baskıları, erkek egemen sistemin dayatmalarını karşı bir duruşu taşıyor.

Kılamda saç imgesine özel bir vurgu var. Biraz açar mısın?

Kürt kültüründe saç çok güçlü bir hafızadır. Eskiden büyük bir acı olduğunda kadın önce saçını keserdi. Bu sadece bir jest değil; tarihsel, duygusal bir hafıza. Ben de şarkıda buna dokunuyorum. Saç bizim için yalnızca estetik bir mesele değil; yasın, direnişin, kadınlığın, hafızanın parçası. O yüzden bu şarkı hem kişisel hem kolektif bir yerden çıktı.

 “Cilo” ise bambaşka bir yerde duruyor. İlk dinlediğimde bende bu hissi yarattı. Biraz  “Cilo” anlatır mısın?

“Cilo” bir aşk şarkısı ama sadece bireysel bir aşk hikâyesi değil. Toprağa, aidiyete, köke bağlı bir aşk. Benim için aşk da biraz böyledir; insan kendi toprağının kokusunu taşıyan bir bağ arar. Kendi benliğine, kültürüne, ruhuna değen bir aşk. Cilo Dağı’yla da çok özel bir bağım var. Dağlarla bağım güçlüdür. İnsanlar yazın denize gider, ben dağlara giderim. O yüzden Cilo hem dağlara duyduğum aşkı hem de sevginin insanı var eden yanını taşıyor.

Van’a dair de yeni bir şarkı var diyorsun.

Evet. Van’a dair hasretle büyüdüm. Dedelerim hep anlattı. Ben de o duyguyla, Van’ı bilmeyen insanlara da anlatmak için ritmi güçlü bir şarkı yazdım. Van’a özlemi, belleği, o duyguyu taşıyan bir parça oldu.

 “Ne Gere” de repertuarda yer alacak mı?

Evet, o da yeni şarkılardan biri. “Venegere” yani “Geri Dönme”,  yine bir aşk şarkısı. Yeni repertuarda hem aşk, hem mücadele, hem hafıza, hem de coğrafya var. Bazı şarkıları ise sürpriz olarak bırakmak istiyorum.

Sahnede izleyiciyi başka neler bekliyor?

Sürpriz konuklar olacak. Bir dans topluluğu olacak. Güçlü bir ışık tasarımı olacak. Çok yetenekli, çok emek veren büyük bir ekiple hazırlanıyoruz. Seyirciye sadece konser değil, duygusu ve estetiği olan bir gece yaşatmak istiyoruz.

Son olarak dinleyicilere ve özellikle kadınlara ne söylemek istersin?

Her şeyden önce herkesin Newroz’unu kutluyorum. Umarım bu yıl hepimize barış ve huzur getirir. Bu coğrafyada yaşanan acılara kayıtsız kalamıyoruz. Savaşları, ölümleri, yıkımı görüyoruz. Hepimiz artık huzuru özledik; birlikte gülmeyi, endişesiz uyumayı özledik. Dileğim, herkesin kendi diliyle, kendi rengiyle, kendi farklılığıyla ama barış içinde yaşayabildiği bir hayat.

Kadınlara da şunu söylemek isterim: Birbirimize ışık olmalıyız, yol olmalıyız, yoldaş olmalıyız. Birbirimizi farklılıklarımızla kabul ettiğimizde güçleniriz. Yan yana geldikçe büyürüz. O zaman başarırız, o zaman kazanırız.

Ve Diyarbakır halkına da sesleniyorum: Büyük bir heyecanla herkesi bekliyorum. Bu geceyi birlikte kuracağız.

Seni de kutluyorum...Böylesi bir dönemde farklı seslere ihtiyaç vardı. Rasti'nin yolu açık olsun. Başarılar diliyorum.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?