
Rastî-Suudi Arabistan’ın eski istihbarat şefi Prens Turki el-Faysal, Şarku’l Avsat gazetesinde yayımlanan makalesinde, Körfez’de İran ile yaşanacak kapsamlı bir savaşın “karşılıklı yıkım” anlamına geleceğini belirtti.
Turki el-Faysal, Suudi Arabistan’ın İran’a karşı askeri kapasiteye sahip olduğunu ancak olası bir geniş çaplı çatışmanın, İran’daki hedeflere yönelik saldırılara karşılık Suudi Arabistan’ın petrol tesisleri, tuzdan arındırma santralleri ve hayati altyapılarının hedef alınmasına yol açacağını ifade etti.
Makaledeki değerlendirmede, Riyad yönetiminin Tahran’dan farklı olarak açık bir savaşın bölgeyi “harabeye çevireceğinin” farkında olduğu vurgulandı.
Prens Turki, İsrail’in uzun süredir Arap-İran çatışmasını körüklemeye çalıştığını savunarak, böyle bir savaşın en çok İsrail’in bölgesel nüfuzuna hizmet edeceğini ileri sürdü.
Makalede ayrıca İran’ın Irak, Lübnan, Yemen ve Suriye’deki silahlı müttefikleri üzerinden çatışma alanını bölgesel ölçekte genişletme kapasitesine sahip olduğuna dikkat çekildi.
Suudi Arabistan’ın ise gelişmiş fakat ekonomik ve siyasi maliyeti yüksek bir savunma mimarisine dayandığı belirtilirken, bu nedenle Riyad’ın askeri yanıtlarını “son derece hesaplı” biçimde verdiği kaydedildi.
Yazıda, İran’ın “asimetrik savaş” ve gri alan stratejilerinde etkili olduğu, Suudi Arabistan’ın ise atacağı yanlış bir adımın uluslararası kamuoyunda “gerilimi tırmandıran taraf” şeklinde sunulabileceği ifade edildi.
Turki el-Faysal’ın değerlendirmesinde, Çin aracılığıyla Riyad ile Tahran arasında imzalanan Pekin Anlaşması’nın da sorgulandığı görüldü.
Makalede, anlaşmanın diplomatik gerilimi azaltmasına rağmen İran’ın bölgesel güvenlik doktrinini değiştirmediği ve Çin’in Tahran üzerinde bağlayıcı baskı kurabilecek siyasi ya da askeri güce sahip olmadığı belirtildi.
“Pekin Anlaşması stratejik dönüşümden çok geçici bir ateşkese benziyor” denilen yazıda, İran bağlantılı grupların saldırılarının sürmesinin Çin’in “güvenlik garantörü” rolünün sınırlarını ortaya çıkardığı kaydedildi.
Prens Turki, Suudi Arabistan’ın izlediği stratejik sabrın duygusal değil, devlet politikası olduğunu belirterek, Riyad’ın doğrudan savaş yerine “sessiz caydırıcılık” stratejisi izlediğini ifade etti.
Bu stratejinin; ittifaklar kurmak, savunma kapasitesini güçlendirmek ve uluslararası ilişkileri yeniden dengelemek üzerine kurulu olduğu aktarıldı.
Makale, “Bugün asıl soru, gerilimi düşürme politikasının uzun vadeli stratejik tercih mi yoksa bölgesel oyunun kuralları yeniden yazılana kadar geçici bir dönem mi olduğu” sorusuyla sona erdi.

