
Ofra Bengio
Suriye’deki Kürt oluşumu Rojava’nın 2026 yılının Ocak ayında çökmesi, Avrupa’daki ve dünyanın diğer bölgelerindeki Kürt diasporasında büyük bir şok etkisi yarattı. Aktivistler arasında iki temel soru öne çıktı: Bu çöküş nasıl durdurulabilir ve Kürt meselesini uluslararası alanda daha görünür kılmak amacıyla İsrail ve Yahudi diasporası ile ilişkiler nasıl güçlendirilebilir?
Bu sorulara yanıt verebilmek için meseleyi yapısal ve tarihsel bir çerçeveye oturtmak ve üç ana başlığı öne çıkarmak önemlidir: Kürt diasporasının geçmişte oynadığı rol; gelecekte oynayabileceği rol; ve Kürt ile Yahudi diasporası örgütleri arasında olası işbirliği için bir yol haritası.
Kürt diasporasının yükselişi
Kürt diasporasının yükselişi oldukça yenidir ve 20. yüzyılın son dönemlerinde başlamıştır. Buna rağmen, şimdiden son derece önemli bir rol oynamıştır. Paris Kürt Enstitüsü’ne göre, Kürt diasporası “Avrupa’daki en iyi örgütlenmiş ve en aktif diasporik topluluk” olarak kabul edilmektedir. Sayısal olarak ise bazı tahminler bu nüfusun Avrupa’da 1,5 ila 2 milyon arasında olduğunu göstermektedir.
Kürt diasporası, Kürt meselesine uluslararası farkındalık kazandırmada belirleyici bir rol oynamıştır. Diaspora ile anavatan arasındaki ilişkiler incelendiğinde, bu bağların adeta bir “Gordiyon düğümü” gibi birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu söylenebilir. Aralarındaki etkileşim karşılıklı ve birbirini besleyen bir nitelik taşır. Örneğin, diaspora içinde oluşan Kürt entelektüel sınıfının yükselişi, anavatandaki siyasi hareketliliği canlandırmada önemli olmuştur. Aynı şekilde, anavatandaki gelişmeler de diasporadaki Kürt faaliyetlerini harekete geçirmiştir.
Devletsiz bir ulus olan Kürtler için diaspora, anavatan açısından kültürel, siyasal ve ekonomik bir can damarı işlevi görmüştür. Buna karşılık anavatan da diasporadaki Kürtlere motivasyon, varlık nedeni ve aidiyet duygusu kazandırmıştır. Benzer şekilde, Kürdistan dışındaki Kürtler, hem Kürtler arasında dayanışma duygusunun gelişmesinde hem de Kürt meselesinin uluslararasılaşmasında vazgeçilmez bir rol oynamıştır.
Bu nedenle, 20. yüzyılın sonuna kadar uluslararası toplum Kürtler hakkında oldukça sınırlı bilgiye sahipti. Ancak 21. yüzyılda Kürt aktivistler ve entelektüeller, Kürt meselesine küresel dikkat çekmede belirleyici olmuşlardır. Başka bir ifadeyle, onlar dünya genelinde Kürtlerin ve Kürdistan’ın sesi hâline gelmiş, görünmez olan Kürtleri çok daha görünür kılmışlardır.
Aynı zamanda Kürt aktivistler yaşadıkları ülkelere de önemli katkılar sunmuştur. Bunun en güncel örneklerinden biri, 2026 yılının Şubat ayı başlarında Kürt kökenli siyasetçi Dilan Yeşilgöz’ün Hollanda’da başbakan yardımcısı ve savunma bakanı olarak atanmasıdır. Bu gelişme, Avrupa’daki Kürtler açısından tarihsel ve güçlü bir sembolik anlam taşımaktadır. Aynı zamanda Avrupa siyasetinin üst düzey kademelerinde Kürt temsilinin giderek arttığını yansıtmaktadır. Bunun yanı sıra, bu durumun Hollanda ile anavatanındaki Kürtler arasındaki ilişkiler üzerinde de olumlu etkiler yaratması beklenmektedir.
Kürt diasporasının gelecekteki rolü ne olmalı?
Diasporanın rolü hayati önemdedir; özellikle de bugün, Büyük Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürt toplulukları derin bir krizden geçerken: Türkiye’de gerçek bir liderlik ve yönelim kaybı yaşanmakta; İran’da sonucu öngörülemeyen bir devrimin ortasında bulunulmakta; Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), Bağdat karşısındaki olumsuz güç dengesini tersine çevirmeye çalışmakta; Suriye’de ise Rojava, Ocak ayındaki çöküşten geriye kalanları korumaya çalışmaktadır.
Diasporadaki Kürt örgütleri, “nerede hata yapıldı?” sorusunu sorarak ve Kürtlerin tarihsel ulus inşa deneyimlerini sorgulayarak bir özeleştiri sürecine öncülük edebilir; aynı zamanda ileriye dönük yollar geliştirebilir. Bu ise eleştirel düşünceyi, devrimci bir bakış açısını ve bir üst fikir (meta-fikir) benimsemeyi gerektirir: yani anavatandaki Kürtler için somut ve ulaşılabilir bir hedef belirlemek. Bugüne kadar anavatandaki Kürt liderlikleri bağımsızlıktan federasyona, özerklikten demokrasiye kadar farklı ideolojiler benimsemiş; bu durum hem liderlikler arasında hem de özellikle Kürt tabanı içinde ciddi bir kafa karışıklığına yol açmıştır.
- yüzyılın büyük Kürt şairi Ehmedê Xanî, ünlü eseri Mem û Zîn’de Kürt birliğinin güçlendirilmesi, Kürt dilinin kullanımı ve bağımsızlık mücadelesi çağrısında bulunmuştur. Xanî’nin bu vizyonu, 21. yüzyıldaki Kürtler için daha da günceldir. Buna göre diaspora, Kürt sesini ve örgütlerini birleştirerek; parçalanma, kronik bölünmüşlük ve sınırların daha da derinleştirdiği ayrışmalarla malul olan anavatan için bir model oluşturabilir.
Diaspora, Kürt dilini savunma ve geliştirme potansiyeline de sahiptir. Anavatandaki merkezi hükümetler Kürt dilini sistematik biçimde zayıflatmaya çalışırken, diaspora bu dili koruyabilir ve geliştirebilir; tıpkı Yahudilerin binlerce yıl boyunca kendi dillerini yaşattıkları gibi. Bu özellikle genç kuşak için hayati önem taşır ve konuşma, yazma ve okuma düzeylerinin tümünde yürütülmelidir. Tanınmış bir devletin yokluğunda dil, tüm Kürtler ve Kürt milliyetçiliği için birleştirici bir “harç” işlevi görür. Bu rolün farkında olan KBY, yakın zamanda Avrupa’daki diaspora okullarına 6.000 Kürtçe ders kitabı göndermiştir.
Diasporadaki Kürt örgütleri, Kürdistan’daki siyasetçiler için hem bir harekete geçirici güç hem de bir baskı grubu işlevi görebilir; zira diaspora, anavatandaki liderlerin taşıyamayacağı kadar cesur ve radikal fikirleri daha özgür biçimde dile getirebilir. Bir diğer rol ise Batı ile ilişki kurarken ortak değerlerden ziyade ortak çıkarları vurgulamaktır; zira günümüzde bu yaklaşım daha etkili görünmektedir.
Diaspora liderleri ayrıca PKK’nin terör listesinden çıkarılması için girişimlerde bulunabilir. Çünkü bu durum sürdükçe tüm Kürtlerin damgalanması söz konusu olmaktadır. Son yıllarda, PKK ile bağlantısı olmayan Kürtlerin dahi bu örgütle ilişkilendirilerek hedef alınması, diasporadaki, Türkiye’deki ve Suriye’deki Kürt aktivistlerin “terörist” olarak yaftalanması ve toplum nezdinde itibarlarının zedelenmesi yaygınlaşmıştır. Eğer Batı, ağır terör saldırılarıyla anılan Heyet Tahrir el-Şam’ı kısa sürede listeden çıkarabildiyse, Batı çıkarlarına yönelik saldırılar gerçekleştirmiş olan PKK için de benzer bir adım atmaması için bir neden olmadığı ileri sürülmektedir. Ayrıca PKK’nın son dönemde silah bırakma ve faaliyetlerini durdurma yönünde karar aldığı dikkate alındığında, terör listesinde tutulmasının gerekçesi sorgulanmaktadır.
Diaspora örgütlerinin bir diğer önemli rolü ise yaklaşık 40 milyon Kürdün Birleşmiş Milletler veya Dünya Ekonomik Forumu gibi uluslararası platformlarda temsil edilmesi için Batılı ülkelere baskı yapmaktır. Bu durum, bugüne dek bu tür bir statüden mahrum bırakılan Kürtleri, Filistinli örgütlerle benzer bir konuma taşıyabilir.
Kürt ve Yahudi diaspora örgütleri arasında işbirliği için bir yol haritası
Yahudi ve Kürt halkları arasındaki yakınlık uzun bir geçmişe dayanır ve kendine özgü bir nitelik taşır. Bu bağlar, özellikle her iki tarafın da ağır baskılarla karşı karşıya olduğu günümüzde daha da güçlenmiştir: Kürtler hem anavatanda hem diasporada Kürtofobi nedeniyle; Yahudiler ise diasporada giderek artan antisemitizm nedeniyle.
Kürtlerin anavatanında İsrail devletiyle doğrudan ve açık ilişkiler kurması sorunlu ve kimi zaman tehlikeli olabilirken, diaspora koşullarında Kürtler ile Yahudiler arasındaki işbirliği çok daha kolaydır. Bununla birlikte, diasporada dahi Kürtlerin hassasiyetlerinin dikkate alınması gerekir.
Bu engel aşıldığında, iki taraf farklı ülkelerde açık ve net hedeflere sahip ortak ağlar kurabilir. Bu ağların amaçları şunlar olmalıdır: fikir alışverişi ve karşılıklı deneyimlerden öğrenme için platformlar oluşturmak; antisemitizm ve Kürtofobiye karşı ortak stratejiler geliştirmek; atölyeler, gösteriler veya festivaller gibi ortak etkinlikler düzenlemek; farklı uluslararası platformlarda lobi faaliyetleri için güç birliği yapmak; ve özellikle birbirleri hakkında sınırlı bilgiye sahip genç kuşaklar arasında ortak kültürel faaliyetler organize etmek.
Bir diğer önemli hedef ise Yahudiler ile Müslümanlar arasında olumlu işbirliğine dair bir model oluşturmaktır. İsrail ile Müslüman Arap ülkeleri olan Mısır ve Ürdün arasındaki barış anlaşmaları büyük ölçüde devletler düzeyinde kalırken, Yahudi-Kürt ilişkisi halklar düzeyini de kapsaması bakımından ayırt edicidir. Benzer şekilde Kürtler ve Yahudiler, İbrahim Anlaşmaları kapsamında yer alan Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde birlikte hareket edebilir; zira bu ülkelerde dini hoşgörü, Kürtlerin anavatanını oluşturan dört devlete kıyasla daha yüksektir.
Sonuç olarak, bu yol haritası; diasporadaki Kürtlerin anavatandaki devletlerin etkisinden kendilerini özgürleştirebildiği ve Yahudilerin gerçek ortaklıklar kurmanın yollarını geliştirdiği ölçüde hayata geçirilebilir.
Bu makale “The Times Of İsrael’den alınmış ve Rastî tarafından Türkçeye çevrilmiştir. https://blogs.timesofisrael.com/building-bridges-a-road-map-for-kurdish-and-jewish-diaspora-cooperation/

