
Yıllardır savaş, göç ve soykırım mağdurlarıyla çalışan, IŞİD’in Şengal saldırılarından kurtulan Ezidi kadınların tedavisinde görev alan Prof. Dr. Dr. Jan İlhan Kızılhan’ın yeni kitabı “Der Geschmack von Nebel und Tee” Almanya’da yayımlandı. Kızılhan, yıllardır kliniklerde karşılaştığı travmaları bu kez bilimsel bir çalışmanın değil, bir romanın dünyasına taşıyor.
Psikolog ve travma uzmanı Jan İlhan Kızılhan’ın yeni romanı “Der Geschmack von Nebel und Tee – Ein Roman zwischen den Welten” (Sis ve Çayın Tadı – Dünyalar Arasında Bir Roman), Europa Verlag tarafından yayımlandı.
Romanın hikâyesi Almanya’nın güneybatısında, Kara Orman’ın kırsalındaki bir psikosomatik klinikte geçiyor.
Kliniğin başında Profesör Hans Faul var. Yalnız ve içine kapanmış bir doktor olan Faul’un karşısına çıkan hastaların çoğu, klasik tıbbın kolayca tanımlayamadığı şikâyetlerle geliyor. Biri vücudunda dolaşan ağrılardan söz ediyor, bir başkası “göbeğinin düştüğünü” söylüyor.
Aslında anlatılan ağrının kendisinden çok daha fazlası.
İnsanların yaşadıkları, geldikleri toplum, inançları, korkuları ve geçmişte başlarından geçenler bedenleri üzerinden konuşuyor.
Kızılhan’ın yıllardır üzerinde çalıştığı transkültürel psikiyatri meselesi de romanın tam burada içine giriyor.
Orhan Osman’ın gelişi
Kliniğin alışılmış düzeni, terapist Orhan Osman’ın ekibe katılmasıyla değişiyor.
Osman da yaralı bir adam. Türkiye’de cezaevi doktorluğu yapmış, işkenceye tanıklık etmek zorunda kalmış ve gördüklerini geride bırakamamış.
Bu geçmiş, onun hastalarla kurduğu ilişkinin de belirleyicisi oluyor. Hastalarının sustuğu yerde ne anlatmak istediklerini sezebiliyor. Çünkü karşısındaki insanların taşıdığı acının bir benzerini kendisi de taşıyor.
Klinikte 200 euronun kaybolmasıyla başlayan küçük bir olay ise kısa sürede herkesi birbirinden kuşkulandıran bir meseleye dönüşüyor. Para aranırken insanların sakladıkları hikâyeler, korkular ve önyargılar da ortaya çıkıyor.
Kızılhan roman boyunca farklı hayatları aynı klinikte buluşturuyor.
Travmalarıyla baş etmeye çalışan Gül, geceleri göğsünün üzerinde oturan “cinlerden” söz eden Hazal, dini çevresinin baskısı altında kimliği için mücadele eden trans erkek Benjamin ile geçmişte birbirlerine düşman olan Hozan ve Ahmet bu hikâyelerden bazıları.
Hozan ile Ahmet’i birbirine yaklaştıran ise müzik oluyor.
Romanın dünyası göçmenlerden savaş mağdurlarına, farklı inanç ve kimliklerden insanlara kadar genişliyor. Ortak noktaları ise görünmeyen yaraları.
Romanın arkasında Kızılhan’ın kendi çalışma hayatı var
Kitabı Kızılhan’ın yıllardır yaptığı çalışmalardan ayrı okumak kolay değil.
Psikolog, psikoterapist ve oryantalist olan Kızılhan’ın temel çalışma alanları arasında travma, transkültürel psikiyatri, göç, savaş ve soykırımın insan psikolojisi üzerindeki etkileri bulunuyor.
Kızılhan özellikle 3 Ağustos 2014’te IŞİD’in Şengal’e saldırmasının ardından Ezidilerle yaptığı çalışmalarla tanındı.
Saldırıda binlerce Ezidi öldürüldü ya da kaçırıldı. IŞİD’in eline geçen kadınlar ve kız çocukları sistematik cinsel şiddete ve köleliğe maruz bırakıldı.
Kızılhan, esaretten kurtulan kadınların yaşadığı ağır travmalar üzerine çalışan isimlerden biri oldu.
2015’ten itibaren Baden-Württemberg eyaletinin Almanya’ya kabul ettiği ağır travma yaşamış Ezidi kadın ve çocukların tedavi sürecinde görev aldı. Daha sonra çalışmalarını Kürdistan Bölgesi’nde de sürdürdü.
Duhok’ta psikoterapi enstitüsünün kurulmasına öncülük etti
Kızılhan’ın çalışmalarının önemli ayaklarından biri Duhok’ta kurulan Psikoterapi ve Psikotravmatoloji Enstitüsü oldu.
Duhok Üniversitesi bünyesindeki enstitünün kurulmasında Kızılhan ile Tübingen Üniversitesi’nden Prof. Martin Hautzinger öncü rol üstlendi.
Enstitü 2017’de eğitim faaliyetlerine başladı.
Amaç yalnızca IŞİD’in saldırılarından kurtulan insanlara psikolojik destek vermek değildi. Savaşın ve zorunlu göçün ağır sonuçlarıyla karşı karşıya bulunan Kürdistan Bölgesi’nde psikoterapist yetiştirilmesi de hedeflendi.
Böylece hastaların kendi dillerini, toplumsal yapılarını ve kültürel kodlarını bilen uzmanlar tarafından tedavi edilmesinin yolu açılmaya çalışıldı.
Kızılhan’ın Ezidiler üzerindeki araştırmaları bugün de sürüyor. 2026’da yayımlanan çalışmalarından birinde, IŞİD soykırımından kurtulan Ezidilerde görülen uyku bozuklukları, kâbuslar ve travma sonrası stres bozukluğu ele alındı.
Bu nedenle “Sis ve Çayın Tadı”, Kızılhan açısından bütünüyle yabancı bir dünyada geçen kurmaca bir hikâye değil.
Yıllardır karşısında oturan insanların suskunluğunu, bedenlerinde taşıdıkları ağrıları ve savaşın üzerinden yıllar geçse bile insanın peşini bırakmayan travmayı bu kez edebiyatın imkânlarıyla anlatıyor.
Romanın merkezinde de belki en çok bu soru duruyor:
İnsanın yaşadığı şey unutulamıyorsa, onunla yaşamayı öğrenmek mümkün mü?
“Der Geschmack von Nebel und Tee – Ein Roman zwischen den Welten”, 27 Ağustos 2026’da Europa Verlag tarafından yayımlandı. Almanca yayımlanan kitap 400 sayfa.

