
Yazar ve şair Selim Temo, Kürt sanatçı Mem Ararat’ın sosyal medyada yaptığı sert açıklamaların ardından dikkat çeken bir destek paylaşımında bulundu.
Daha önce Mardin Artuklu Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak görev yapan ve yayımlanan KHK ile ihraç edilen Temo, Mem Ararat’ın yaşadığı süreçlere yakından tanıklık ettiğini söyledi.
Temo paylaşımında, “Mem’in sabrı artık kendisine yük oluyor ve daha fazla dayanamıyor” ifadelerini kullandı.
Mem Ararat’ın yıllarca birçok haksızlığa sessiz kaldığını belirten Temo, “Onun emeğinin nasıl çalındığının şahidiyim. Bir Kürt incinmesin diye kendinden nasıl taviz verdiğinin şahidiyim” dedi.
Kayyum dönemlerinde ekonomik zorluklar yaşadığını anlatan Temo, Ararat’ın geçimini sağlamak için ağır işlerde çalıştığını, aylarca yoksulluk içinde yaşadığını ifade etti.
Temo, Mem Ararat’ın çocukluğunu da anlatarak, sanatçının “yakılmış köylerin çocuklarından biri” olduğunu, mevsimlik işçi çadırlarında büyüdüğünü ve genç yaşlardan itibaren Kürt edebiyatı ile mücadelesi içinde yer aldığını söyledi.
Mem Ararat’ın Kürt müziğini “dünyanın elit sahnelerine taşıdığını” belirten Temo, “İster dinle ister dinleme ama ona haksızlık etme” diyerek paylaşımını tamamladı.
Semo’nun paylaşımını tamamı şöyle:
“Kürt müziğinin güçlü seslerinden Mem Ararat’ın uğradığı hak ihlalleri ve müzik sektöründeki telif gaspına ilişkin önemli bir tanıklık ve tepki açıklaması yapıldı. Sanatçının yakın çevre ve mesai arkadaşlarından gelen açıklamada, Ararat’ın sanatsal emeğinin gasp edildiği, Kürtçe eserlerin tahrif edilerek Türkçeleştirildiği ve ulusal değerlerin kurumsal rant kapısına dönüştürüldüğü vurgulandı.
Yapılan açıklamada, Mem Ararat’ın sanat yaşamı boyunca karşı karşıya kaldığı zorluklara, kayyum dönemindeki dik duruşuna ve buna karşın maruz bırakıldığı haksızlıklara dikkat çekildi.
Açıklamada, Mem Ararat’ın geçmişten bugüne uzanan yaşam mücadelesine ve toplumsal hafızadaki yerine işaret edilerek şu ifadelere yer verildi:
"Evin hatırı için evde kalmak adına ne kadar çaba sarf ettiğinin, bazıları bu rezaletleri duymasın diye ne kadar tahammül ettiğinin şahidiyim. Onun emeğinin nasıl çalındığının şahidiyim. Kayyum ve barbarlık döneminde, barbarlara boyun eğmemek için şapkasını kaşlarına kadar çekip ağır işlerde çalıştığının şahidiyim. Kara Rum’un, köyünü ve evini yıktığı, yaktığı çocuklardan biridir Mem. Mevsimlik işçilerin naylondan çadırlarında büyümüş ve egemenlerin tarlasında kendi milletini tanımıştır."
Ararat’ın henüz genç yaşlardan itibaren Kürt kültür sanat dünyasına katkı sunduğu belirtilen açıklamada, şehirlerin yıkıldığı dönemlerde hafızalara kazınan "Cemile" ve "Li Rûbarê Dêrgulê" gibi eserlerle halkın acısını çığlığa dönüştürdüğü ifade edildi.
“Kürt müziğindeki yozlaşmaya ve telif haklarının gasp edilmesine sert tepki gösterilen açıklamada, kültürel asimilasyonun yeni bir boyuta ulaştığı aktarıldı. Mem Ararat’ın ulusal duruşunun hedef alındığı belirtilen metinde, kurumların kişisel ranta alet edildiği savunuldu:
"Mem, ‘Darbesta Wedat Aydın, lê Amedê Amedê, kesk û sor zer pêçane’ şarkısını ‘Sanma ki biz bizeyiz lê Amedê Amedê, ölene dek sizleyiz!’ şeklinde çevirmemiştir. ‘Li Bota dîlan e, Egîdan ser hildane’ şarkısını da ‘Bu şehre sözümüz var, sahalar rakiplere dar!’ haline getirmemiştir. Eskiden egemenler şarkılarımızı çalıyorlardı. Şimdi bazıları şarkılarımızın içine girmiş, onları Türkçeleştiriyorlar. Ve onlar makul ve makbul oluyor da, Mem Ararat mı ‘Kara Kürt’ün sembolü oluyor?"
Kürt kurumlarının mevcut işleyişine ve sanatçılara yönelik tutumlarına eleştiriler yöneltilen açıklama, tüm Kürt sanatçılarının haklarının iade edilmesi çağrısıyla son buldu:
"Mem’in ve sanatçıların emeklerinin rantçılık tarafından yenilmesi kabul edilemez. Egemenlerin telif kanunlarıyla değil; toplumumuzun ve devrimciliğin yöntemi bizim için ölçüttür. Eskiden kurumların işi değerler içindi, fakat bazı kurumlar artık şahısların malı hâline gelmiştir, bazı şahıslar bu kurumlara el koymuştur. Artık egemen kanunların koruyucu kalkanlarının arkasından çıkılmalı ve bütün Kürt sanatçılarının hakları teslim edilmelidir. Kürt sanatçıların, kendi içimizdeki egemenlik odaklarına karşı mücadele etmek zorunda bırakılmaları kabul edilemez."

