BIST 100
13.346,43 -2,71%
DOLAR
43,9712 0,03%
EURO
51,4444 0,08%
GRAM ALTIN
7.581,86 0,60%
FAİZ
37,23 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
126,78 -0,40%
BITCOIN
68.513,00 -1,31%
GBP/TRY
58,9928 0,05%
EUR/USD
1,1694 0,05%
BRENT
79,17 1,84%
ÇEYREK ALTIN
12.396,34 0,60%
Diyarbakır Açık
Diyarbakır hava durumu
-2 °

Suna Arev: Sana Gelemem Berta sesini kaybettiğim yerdeyim

EzzoOnWXEAEI1xk

Gövdem parçalanmaya hazır bir taş kütlesi, meydanda durmuş yüksek binaların yalnızlığında, hareketsiz pencerene bakıyorum.

Parmaklarım unuttu kaç kez kapı ziline bastığımı, bir sesin bile bu kadar önemli olduğunu o gün bana acıyla öğrettin Berta, aşk olsun, bir kere de “jaa” desene Berta… Bir kere, fısıldasan bile yeterdi oysa…

İşte posta kutusundan gazetesini almaya gelen bir kadın, kapı açılıyor. Asansör numaraları ne çok, ne uzun bir yol şimdi, bir, iki, üç, on bir, on dört… Burası getto.

Örtük ve ses vermez bir kapı senin kapın Berta. Açsana Berta, aç hadi? Beni kollarına sarıp yanağımdan üç kez öpsene Berta! Aç aç, açsana şu kahrolası tabutu… BERTA…

45 dakika, savaş bitti, saklandığın yerden çık Berta, enkazlar seni beklerken… Şimdi sen özgürsün, şimdi sen özgür müsün? Şimdi ben, sesini kaybettiğim o yerdeyim, beni üç kez öpsene Berta!

Şeffaf bir cam siliyordum tüm zamanlar sana ulaşmak için, nereden başlamalı kıyımlar atlasına, 16. yüzyıl, 17, 19, annem uzun bir elbise giydirmiş bana, peşleri yer süpürgesi, ayaklarım çıplak. 1894, 1921, 1930, off her tarafım kan, elbisemi yıkarsam unuturum diye annem bir de canıma dikmiş. Yahudi hiç tanımamıştım oysa, bir camın bizi buluşturduğunu söylesem kim inanır, ben bir yandan sen öteki yanından, elinde kesilmiş kocaman bir taş ekmeği, derdimiz bir de bu: açlık.

Saatler 45…

Senin de camların kirletilmiş Berta, kahverengi bir evdesin, korkuyorsun, beni üç kez öp ve sarıl, ellerin elbisemde iz olsun. Berta, çok uzaklardan geldim, adımlarımı bile saydım 15… 38…

İşte geldim sana ulaştım.

Sesini bulduğum yerdeyim Berta, aç kapını, sarıl bana ve beni üç kez öp Berta.

Evin karanlıktı, bütün pencerelerin sigara dumanında kahverengi, dışarının havasına hasret bu evde ilk dikkat çekilecek şey saatlerindi, sen kahve yaparken saydım, 87 yani yaşın kadardı, sonradan çekmecelerinde dolaplarında çıkacak olanları da saymazsak. “Zaman” diyordun, “zaman, her dakikası elzem.”

Sonra o aile resmi, kapıdan içeri girince ilk yüzüme bakan.

“Bu büyükbabam, bu anneannem, bu dayım, bu teyzem, bak bu küçük, anneannemin kucağındaki de annem. Heyhat, hiçbiri yaşamıyor artık.”

Deden heybetli, bir o kadar da gururla bakıyor objektife, üstten görünen üniforması sanki madalya tarlası, I. Dünya Savaşı’nda generalmiş, eli yüzü, kolu bacağı yerinde, her madalyası onlarca ölü asker eder, kaç parçalanmış aile eder, bütün o yaslı yollar bu madalyaların altında ağlar, söyler misin Berta, cephe gerisinde olanlar neden hep çok daha uzun yaşar? Anneannen bir kürkün yakasında boğulmuş, uysal bir kedi gibi general dedenin koltuk altına sığınmış, “Bu general, bu general var ya işte o bir tek benim,” der gibi, “sahibim.” Ah nasıl da acınası.

Çocuklar masumiyet simgesi, sonradan olacaklardan habersiz. Keşke o saatler bu insanları vahşete sürüklemeseydi, üzgün ve yorgunsun biliyorum fakat bu senin savaşın değildi, sarıl bana.

Beni üç kez öp Berta, “Biz Yahudilerin geleneği böyle,” diye anlat, elbisem canıma dikili, acıtıyor şimdi.

Beni öp Berta, öp beni!

Frankfurt, şimdilerde görkemli, kalabalık sanayi şehri, dünya kararlarına ev sahibi bu kent bizim kentimizdi, annem güzel kadın, general kızı, babam mimar, güzel evler yapacaktı sıcacık, ikisi de deli gibi âşık, ikisi de Yahudi, evlenmelerine hiçbir engel yok, dayım bekâr, teyzem evli. Kocaman bahçeli bir evimiz var, bir de Alman kurt köpeğimiz, anneannemin her gün bana anlattığı büyülü bir masal gibi hâlâ o bahçede yürüyorum. Dedemin anlattığı savaş kahramanlık hikâyeleri, babamın dudak altından dedeme gülümsemesi, babam devrimci, o zamanlar yükselen Hitler’in partisine karşı, babamdan etkilenen annem de. Yaklaşan tehlikenin farkındalar fakat ne mümkün, dedem ikna olmuyor ki, madalyalarını sayarak “Bu vatan için çarpıştım, bana bir şey yapamazlar,” diyor da başka bir şey demiyor.

Fakat her gün Yahudi ve muhalifler vagonlara yüklenip bir bilinmeze götürülürken işte o zaman hep birlikte Hollanda’ya kaçıyorlar. “Ben hiçbir şey hatırlamıyorum, iki yaşındayım.”

Bir baraj bendini yıkıp nasıl ilerlerse SS orduları Hollanda’ya kadar ilerliyor. Sonunda aile bir karar alıyor, çaresiz İngiltere’ye gidilecek. Fakat babam gitmek istemiyor, kalıp faşistlere karşı savaşmayı tercih ediyor. Devrimci bir ailenin yanında kalıyorlar.

Berta, sigara küllerini saklıyorsun, boş sigara kutusuna dolduruyorsun. Berta sen kapalı kapılar ardındasın, pencerelerini bile açmıyorsun, bu evdeki tek ses saat tıkırtıları, bir de saat başı öten o guguklu çalar saat, yatağında bir çukur, televizyonda hep haberler. Sana bir öğlen sonu kadife çiçekler almıştım, balkonunda bir bahçe oluşmuştu ve sen üç kez öpmüştün beni. Sana gelemeyeceğim Berta, yazık sesini de kaybettim işte.

Küller diyorum Berta, küller… Canıma dikilmiş elbisem, canın yanıyor Berta, canım yanıyor.

Vakitlerden bir öğleden sonra SS’ler kapıya dayanmış, ev sahibi seni koynuna almış, emziriyor, uyutmak istiyor, “Bu benim kızım,” diyor. Sen orada Anne Frank’ten daha şanslıydın desem de “Ben her gün öldüm,” diyecektin. Fakat annen ve baban Auschwitz kampına, o ölüm vagonlarına silah kabzalarıyla zorla bindiriliyorlar.

Yedi yaşına kadar o evde ne yaşadın, silik bir anıydı her şey.

Beni üç kere öp Berta, sonra kalk ve sarıl.

Sonra Berta, Georgi Jukov Berlin’de Hitler’e “Buraya kadar,” dediğinde elinde parçalanmış bir ailen kalmıştı. Büyükbaban madalyaları ile İngiltere’de üzüntüden ölmüştü. Teyzen ve dayın İngiltere’de kalmıştı ve onları bir daha asla göremedin. Fakat anneannen yıllar sonra sırf senin için dönmüştü.

Küller Berta, küller diyorum, o sigara küllerini asla kül tablasına dökmezdin. Çünkü o küller babandı, Auschwitz’te yakılıp küle dönen baban.

Annen yaşayan bir ölü müydü, yoksa dengesini yitirmiş bir deli mi? Kucağında bir bebek, Auschwitz’te bir Nazi subayının kadını ya da uysal bir kölesi miydi?

Ellerin ne kadar soğuk, sen hep üşürdün Berta, uyansana, uyan ve beni üç kez öp Berta.

(Devam edecek)

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?