BIST 100
14.461,20 -0,22%
DOLAR
46,3175 0,04%
EURO
53,7893 0,03%
GRAM ALTIN
6.438,04 -0,14%
FAİZ
41,53 -0,38%
GÜMÜŞ GRAM
104,12 -0,13%
BITCOIN
64.672,00 -1,69%
GBP/TRY
62,2566 0,09%
EUR/USD
1,1596 -0,10%
BRENT
79,50 0,68%
ÇEYREK ALTIN
10.526,20 -0,14%
Diyarbakır Açık
Diyarbakır hava durumu
36 °
  • ANASAYFA
  • GÜNDEM
  • Hadi Cin: Dünya örnekleri üzerinden, “Yeni çözüm süreci” 1

Hadi Cin: Dünya örnekleri üzerinden, “Yeni çözüm süreci” 1

Screenshot

Türkiye’de yürütülen sürece ilişkin değerlendirmelerde sık sık “dünya örneklerine” atıf yapılmakta, farklı ülkelerdeki çözüm deneyimlerinden yararlanılması gerektiği ifade edilmektedir. Meclis komisyonuna sunum yapan akademisyenler ve siyasetçilerden medya tartışmalarına kadar birçok platformda bu konu gündeme gelmiştir. Münfesih PKK yöneticilerinden Mustafa Karasu da 05.05.2026 tarihli açıklamasında dünya örneklerine sıkça değinmiş; devletin bu örneklerde uygulanan barış yöntemlerini hayata geçirmediğini, buna karşılık kendi hareketlerinin benzeri görülmemiş bir hızla adım attığını ileri sürmüştür.

Peki, atıf yapılan dünya örnekler hangileri, bunların kaçında kalıcı barış ve çözüm sağlanmış, hangileri başarısız olmuş, hangi yöntemler çözüm üretmiştir? Bu sorulara cevap verebilmek için atıf yapılan örneklerin tarihsel gelişimine, çözüm süreçlerine ve ortaya çıkan sonuçlara bakmak gerekir.

Çözüm süreçleri tartışılırken en çok ETA, IRA, Tamil Kaplanları ve FARC örneklerine atıf yapılmaktadır. Bunlardan yalnızca FARC, doğrudan kimlik temelli bir hareket değildir. ETA, IRA ve Tamil hareketleri ise büyük ölçüde kimlik, aidiyet ve siyasal temsil sorunlarından doğmuştur. Bu yönleriyle Kürt meselesiyle belirli benzerlikler taşımaktadırlar.

Kimlik kaynaklı sorunlar, dünyanın birçok bölgesinde silahlı çatışmalara, iç savaşlara ve uzun süreli siyasi krizlere yol açmıştır. Bunun nedeni karmaşık değildir. Ulus-devletlerin ortaya çıkışıyla birlikte, devlete adını veren ve çoğunluğu oluşturan ulusun farklı dil, kültür ve inançları bastırması, yok etmeye girişmesi veya asimilasyona başvurması birçok ülkede kaçınılmaz tepki üretmiştir. Ret, inkâr ve asimilasyon politikaları zamanla direnişleri, isyanları ve bazı durumlarda silahlı mücadeleleri doğurmuştur.

Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan örnekler incelendiğinde, uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarının dikkat çekici ölçüde birbirine benzediği görülmektedir. Birbirinden çok farklı tarihsel ve kültürel koşullara sahip ülkelerde benzer sonuçların ortaya çıkması tesadüf değildir. Çatışma düzeyine ulaşmayan örnekler de dikkate alındığında, meselenin yalnızca belirli bölgelere özgü olmadığı anlaşılmaktadır. Belçika, Kanada ve Fransa gibi ülkelerde dahi merkezi yönetimlerle farklı dil ve kültürlere sahip bölgeler arasında zaman zaman gerilimler yaşanmaktadır. Buna karşılık sorunlarını, büyük ölçüde çözebilen ülkelerin, demokratik standartları yükselttikleri, siyasi temsil mekanizmaları geliştirdikleri, yerel yönetimleri güçlendirdikleri ve kültürel hakları genişlettikleri görülmektedir.

Türkiye’de geçmişte ve bugün yürütülen süreçlere bakıldığında ise, sorunun ortaya çıkmasına neden olan sebepleri ortadan kaldırmaya yönelik kapsamlı bir yaklaşımın henüz ortaya konulamadığı görülmektedir. Ayrıca başka ülkelerde başarılı sonuçlar üreten samimi, şeffaf ve gerçekçi yaklaşımların yokluğu da dikkat çekmektedir. Aşağıdaki anlatılacağı gibi Sri Lanka örneğinde görülen yetersiz yaklaşım bile Türkiye’de görülmemiştir. Düşünün ki başarısız olan Sri Lanka sürecinin sonunda Tamil Kaplanlar askeri ve siyasi olarak ağır bir yenilgiye uğramış olsa da Tamil dili resmi dillerden biri olmuş ve Tamil bölgesine kısmı özerlik verilmiştir.

Aşağıdaki ETA, FARC, IRA ve Tamil Kaplanları örneklerine tarihsel arka planları, çözüm süreçleri ve sonuçları bakımından kısaca bakmak yararlı olacaktır. Elbette bu örneklerin tamamını bütün ayrıntılarıyla ele almak bir yazının sınırlarını aşar. Bu nedenle her birine genel hatlarıyla bakacağız.

 

ETA-BASK SORUNU

ETA, İspanya’nın Bask bölgesinin bağımsızlığı için silahlı mücadele yürüten sol görüşlü bir örgüttür. Sorunun kökenleri 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanmaktadır. Bask Milliyetçiliğinin güçlenmesine yol açan tarihsel gelişmeler, daha sonra ETA’nın ortaya çıkmasının da temel nedenlerini oluşturmuştur.

Darbeler ve siyasi istikrarsızlıklarla şekillenen İspanya’da, 1923 yılında darbeyle iktidara gelen Rivera yönetimi Baskça ve Katalanca kullanımını yasaklamıştır. Rivera döneminin ardından yapılan seçimleri sosyalistler kazanmış, 1932 yılında Katalonya’ya, 1936 yılında ise Bask bölgesine özerklik tanınmıştır. Basklara özerklik verilmesinde, yaklaşan iç savaş öncesinde Bask halkının desteğini alma isteğinin de etkisi olmuştur.

Ancak General Franco, özerklik uygulamalarının İspanya’yı böleceğini ileri sürerek iç savaşı başlatmıştır. Pablo Picasso’nun ünlü Guernica tablosuna konu olan bombardıman da Bask bölgesinde bulunan Guernica kentinde yaşanmıştır. Franco’nun iç savaşı kazanmasının ardından Bask dili ve kültürü üzerindeki baskılar daha da artmış, bu durum Bask milliyetçiliğini zayıflatmak yerine güçlendirmiştir. Nitekim birçok örnekte görüldüğü gibi, baskı ve yasaklar çoğu zaman karşıt bir tepki doğurmaktadır.

ETA’dan önce Bask milliyetçiliğinin temel siyasi temsilcisi Bask Milliyetçi Partisi (PNV) idi. Başlangıçta bağımsızlığı savunan PNV, zamanla özerklik modelini kabul etmiş ve bağımsızlık yanlısı kesimler yeni örgütlenmelere yönelmiştir.

ETA’nın temelleri Bilbao Üniversitesi çevresindeki gençlik hareketleri tarafından atılmış, bu yapı 1959 yılında ETA adını almıştır. Örgüt, İspanya devletine karşı silahlı mücadeleyi benimsemiş ve ilk eylemlerini demiryolu sabotajlarıyla gerçekleştirmiştir. Daha sonra işkence yapmakla suçlanan güvenlik görevlilerine yönelik suikastlar düzenlemiştir.

Franco yönetiminin sert müdahaleleri örgütün faaliyetlerini zaman zaman zayıflatmış olsa da ETA varlığını korumuş ve yeniden toparlanmayı başarmıştır. Bu süreçte Fransa’nın tutumu belirleyici olmuştur. Fransa, uzun süre ETA’nın kendi topraklarında örgütlenmesine ve faaliyet yürütmesine izin vermiş, bu durum örgütün ayakta kalmasına önemli katkı sağlamıştır.

ETA, tutuklu üyelerinin idamla yargılanmasına karşı yürüttüğü kampanyalar sayesinde uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmiş, özellikle idam cezasına karşı oluşan duyarlılıktan yararlanarak belirli bir meşruiyet alanı kazanmıştır.

İçeride ise Franco rejiminin üst düzey isimlerine yönelik eylemleri nedeniyle bazı çevrelerden destek görmüştür. Bunların en dikkat çekeni, Franco rejiminin ikinci adamı olarak görülen Amiral Luis Carrero Blanco’nun öldürülmesidir.

Ancak ETA zamanla hedef seçimini değiştirmiş, şiddetin dozunu artırmış ve sivilleri de etkileyen saldırılar gerçekleştirmeye başlamıştır. Bu süreç, örgütün daha önce elde ettiği sempati ve desteği giderek kaybetmesine neden olmuştur.

1974 yılında Madrid’de gerçekleştirilen bir saldırıda 11 sivilin hayatını kaybetmesi, ETA açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu saldırı yalnızca toplumsal desteğin azalmasına değil, örgüt içinde ciddi ayrışmalara da yol açmıştır.

Franco’nun 1975 yılında ölmesinden sonra İspanya demokratikleşme sürecine girmiştir. Buna rağmen ETA silahlı eylemlerini artırmıştır. 1978 yılında kabul edilen anayasa ile İspanya’da 17 özerk bölge oluşturulmuş, ancak bu düzenleme Bask ve Katalan milliyetçi çevrelerini tatmin etmemiştir.

ETA, bu dönemde siyasi faaliyetlerini büyük ölçüde Herri Batasuna aracılığıyla yürütmüş, anayasanın referandumda reddedilmesi için kampanyalar düzenlemiştir.

İspanya devleti 1983 yılında ETA’ya karşı GAL (Grupos Antiterroristas de Liberación) adlı yasa dışı bir yapı oluşturmuştur. GAL, ETA üyeleri ve sempatizanlarına yönelik operasyonlar yürütmüş, çok sayıda hukuk dışı eylem ve yargısız infaz gerçekleştirmiştir.

Daha sonraki yıllarda yapılan yargılamalarda dönemin İçişleri Bakanı ile güvenlikten sorumlu Devlet Bakanı'nın GAL ile bağlantıları nedeniyle mahkûm edilmesi, devletin bu yapıyla ilişkisini ortaya koymuştur.

Birçok silahlı örgütte görüldüğü gibi ETA da örgütten ayrılan veya demokratik siyaseti tercih eden eski üyelerine yönelik saldırılar düzenlemiştir.

Bunların en dikkat çekeni, eski ETA üyesi Dolores González Katarain’in 1986 yılında çocuğunun gözü önünde öldürülmesidir. Bu olay Bask toplumunda büyük tepki yaratmış ve örgütün desteğini önemli ölçüde azaltmıştır.

Benzer şekilde, ETA’nın Barcelona’daki bir alışveriş merkezine düzenlediği saldırıda 21 kişinin yaşamını yitirmesi, örgütün yalnızca Bask bölgesinde değil, Katalonya’da da sahip olduğu sempatiyi büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır.

ETA ile İspanya hükümetleri arasında farklı dönemlerde gizli görüşmeler yapılmış, bu temasların etkisiyle örgüt zaman zaman ateşkes ilan etmiştir.

Bilinen ilk ciddi görüşme 1989 yılında Cezayir’de gerçekleştirilmiş ancak sonuç alınamamıştır. 1990’lı yıllarda ETA’nın saldırılarını artırması üzerine İspanya genelinde geniş katılımlı barış gösterileri düzenlenmiştir. Özellikle Madrid’de gerçekleştirilen kitlesel protestolar kamuoyunun silahlı mücadeleye karşı tavrını açık biçimde ortaya koymuştur.

Bu dönemde İspanya, ETA’ya karşı uluslararası destek arayışına ağırlık vermiş ve en önemli desteği Fransa’dan almıştır.

Bask coğrafyasının bir bölümünün Fransa sınırları içinde bulunması nedeniyle Fransa’nın tutumu belirleyici olmuştur. İki ülke arasında gelişen güvenlik iş birliği sonucunda Fransız polisi ETA’nın üst düzey yöneticilerine yönelik başarılı operasyonlar gerçekleştirmiş, örgütsel belgeler ele geçirilmiş ve lider kadro önemli ölçüde etkisiz hale getirilmiştir.

Bu operasyonlar sonrasında ETA ağır darbe almış ve eski gücünü bir daha toparlayamamıştır.

ETA son ateşkesini 5 Eylül 2010 tarihinde ilan etmiş, 2011 yılında silahlı faaliyetlerini kalıcı olarak sona erdirdiğini açıklamıştır. Nihayet 2018 yılında örgüt kendisini feshettiğini duyurmuştur.

Böylece yaklaşık yarım yüzyıl süren çatışma dönemi sona ermiştir.

ETA ile İspanya devleti arasında hiçbir zaman kapsamlı bir barış anlaşması yapılmamıştır. Örgüt hiçbir dönemde resmî bir taraf olarak kabul edilmemiştir.

ETA’nın silahlı mücadelede ısrar etmesi, özellikle sivilleri hedef alan saldırılar gerçekleştirmesi hem örgüt içinde bölünmelere yol açmış hem de toplumsal desteğini aşındırmıştır. Sonuçta örgüt siyasi ve askeri açıdan yenilgiye uğramıştır.

Buna karşılık İspanya, Franco sonrasında hızlı bir demokratikleşme süreci yaşamıştır. Adolfo Suárez döneminde başlatılan reformlar ve daha sonra Zapatero döneminde genişletilen özerklik uygulamaları, ayrılıkçı hareketlerin dayandığı birçok argümanı zayıflatmıştır.

Özellikle Bask, Katalonya ve Galiçya gibi bölgelerde kültürel ve siyasi hakların genişletilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve bölgesel kimliklerin tanınması önemli sonuçlar doğurmuştur.

Bu süreçte, bağımsızlık dışında birçok talebin karşılanması ETA’nın şiddeti meşrulaştırmak için kullandığı gerekçeleri önemli ölçüde etkisiz hale getirmiştir.

Aynı dönemde İspanya, şiddeti destekleyen veya şiddet uygulayan örgütlerle organik bağ kuran siyasi partilerin kapatılmasına imkân tanıyan düzenlemeleri yürürlüğe koymuştur.

Bu kapsamda ETA’nın siyasi kanadı olarak görülen Herri Batasuna hakkında kapatma davası açılmış, İspanya Yüksek Mahkemesi partinin kapatılmasına karar vermiştir. Karara karşı yapılan başvuru da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.

ETA örneğinde örgütün siyasi ve askeri olarak yenilgiye uğramasının iki temel nedeni bulunmaktadır. Birincisi, silahlı mücadelede ısrar edilmesi ve zamanla toplumsal desteği aşındıran terör eylemlerine başvurulmasıdır. İkincisi ise İspanya’nın demokratikleşme, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kültürel hakların genişletilmesi yönünde attığı adımlardır. Başka bir ifadeyle, bir yandan güvenlik politikaları uygulanırken diğer yandan çatışmayı besleyen nedenlerin önemli bir bölümü ortadan kaldırılmıştır.

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?