
Sosyal medya mecralarında sıkça paylaşılan “Erdal İnönü: Kürt asıllı olabilirim” başlıklı gazete kupürünü geçtiğimiz günlerde yeniden görünce; Erdal İnönü’nün 1980’lerde Sosyalist Enternasyonal kongrelerinde Kürt liderlerle, özellikle de İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-İ) Genel Sekreteri Dr. Ebdurrehman Qasimlo ile karşılaşmasına ve tanışmasına dair anekdotları hatırladım.
Söz konusu gazete kupüründen başlayalım… O kupüre konu edilen hadise; 1980’lerin ikinci yarısında kurulan ve 1990’ların başında Türkiye’de hükûmet ortaklığı üstlenen Sosyalist Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı Erdal İnönü’nün, 1987 yılında İspanya’nın önde gelen gazetelerinden El Pais’everdiği söyleşide sarf ettiği şu ifadedir: “Kürt asıllı olmam mümkündür.”
İnönü’nün, Türkiye’de siyasi bir lince maruz kalmayı göze alarak yaptığı bu açıklamanın yankılandığı günlerde partisi SHP, Peru'nun başkenti Lima’da toplanan Sosyalist Enternasyonal'e “aday üye” olarak kabul edilmişti. Lima’daki kongreye katılan tek Kürt lider ise Dr. Qasimlo’ydu; zira partisi PDK-İ’nin de Sosyalist Enternasyonal'e yaptığı üyelik başvurusu o yıl onaylanmıştı. Dr. Qasimlo’nun bu başarısının sırrı; Kürdistan dağlarında İran devletine karşı yürüttüğü Pêşmerge mücadelesinin yanı sıra, Avrupa başkentlerinde büyük bir maharetle dokuduğu diplomatik ağda gizliydi.
Ayrıca “sosyal demokrat” kimliğini taşırken öte yandan silahlı bir mücadeleyi omuzlamak, Kürt hareketlerine has özgün bir karakterdi. Bu bağlamda silahlı bir hareketin, Avrupa’da iktidarı elinde bulunduran sosyal demokrat partilerle aynı çatı altında buluşması o dönemin istisnalarından biriydi. Nitekim daha sonra PDK-İ’yi; Güney Kürdistanlı partiler PDK ve YNK izleyecek, onlar da bu kongrelerdeki yerlerini alacaklardı.
Dünyanın pek çok ülkesinden sosyal demokrat, sosyalist ve sol partileri bir çatı altında toplayan; yakın Alman tarihinin en önemli siyasi figürlerinden Willy Brandt’ın uzun yıllar başkanlığını yürüttüğü Sosyalist Enternasyonal'in Lima’daki 17. Kongresi’nin Kürtler açısından bir başka anlamı ise katılımcı ülkeler arasında ilk kez Kürdistan’ın temsil edilmesiydi.
Geldikleri ülke adının katılımcıların önünde bulunan kartlarda yazılması için Dr. Qasimlo, kongrenin başladığı ilk gün olan 20 Haziran 1987 sabahı ekstradan mücadele de etmek zorunda kalacaktı. Şöyle ki; salondaki yerine oturduğunda önüne konulan kartta “İran” adını görünce kongre yetkililerine kızan Dr. Qasimlo: “İran’dan gelmiyorum, Kürdistan’dan geliyorum; üstelik İran ile mücadele ediyoruz ama siz buraya İran yazmışsınız” tepkisini gösterecek; ardından üzerinde “Kürdistan” kelimesinin geçtiği yeni bir kart çıkartılacak, Kürdistan da böylelikle katılımcı ülkelerin listesine nihayet girmiş olacaktı.
Ancak Kürdistan adının Sosyalist Enternasyonal’deki var olma mücadelesi Lima’dan sonra da devam edecekti. Bir buçuk yıl sonra, 1988’in aralık ayında bu kez Paris’teki Sosyalist Enternasyonal’in konsey toplantısında önündeki karta yine “Kürdistan” yazdıran Dr. Qasimlo’nun karşısına bu kez Erdal İnönü çıkacaktı.
Dr. Qasimlo, İnönü ile karşılaşma anını daha sonra pêşmerge arkadaşı Hacî Cindî’ye şöyle anlatacaktı: “Sabahki ilk oturumdan sonra verilen arada herkes oturduğu yerden kalkıp dışarı çıkarken, Erdal İnönü’nün masamın etrafında dolaştığını fark ettim. Birkaç dakika sonra da bana doğru gelerek ve üzerinde ‘Kürdistan’ yazılı kartı eliyle işaretleyerek söze girdi: ‘Düşünüp taşınıyorum ama Kürdistan’ın neresi olduğunu bulamıyorum. Olmayan bir ülkenin adını yazmışsınız.’ Bunun üzerine ben de hiç kızmadan, gülerek şu cevabı verdim: ‘Bu kartı görmelerine rağmen buradaki yüzlerce delegeden hiçbiri gelip bana bu soruyu sormadı, şu ana kadar tek siz sordunuz. Ne gariptir ki üstelik siz de aslen Kürt’müşsünüz.’”
Ardından Dr. Qasimlo, ortamı yumuşatma adına diplomatik bir hamleyle Türkçe konuşmaya başlayacak ve sohbet derinleşecekti. Böyle soğuk ve sert başlayan Dr. Qasimlo ile Prof. İnönü’nün karşılaşma ve tanışma hikâyesi şüphesiz burada bitmeyecekti.
Ertesi gün Erdal İnönü, gazetecilerle sohbet ettiği sırada; Dr. Qasimlo ve yine onunla birlikte kongreye katılan bir başka Kürt lider Celal Talabani ile gazetecilerin önünde sohbet etmekten kaçınacaktı. Fakat buna rağmen Dr. Qasimlo, birkaç dakikalığına da olsa ayaküstü konuştuktan sonra gazetecilere dönüp “SHP lideriyle ilk kez temas ettik” diyecekti. Cumhuriyet gazetesi ise 7 Aralık 1988 günü, “İnönü, Kürt liderlerinin görüşme istemini reddetti” başlığıyla o anları sayfalarına taşıyacaktı.
Takip eden günlerde Kürdistan’a dönen Dr. Qasimlo ve Prof. İnönü’nün tanışma hikâyeleri yeni bir boyut kazanacaktı. 12 Eylül 1980 darbesi günlerinde Bakurê (Bakur) Kürdistan’dan Rojhilat (Doğu) Kürdistan’a geçip PDK-İ saflarında peşmergemücadelesine katılanlardan biri olan Hacî Cindî; 1989’un başlarında, Dr. Qasimlo’nun Paris’teki toplantısının ardından yeniden dağlara geldiği günlerde yaşadığı ve “her hatırladığımda gülümsüyorum” dediği olayı şöyle anlattı:
“Lojistik için kullandığımız noktalardan birinde, bir gün şehirden gelen paketler üzerinde Cumhuriyet gazetesine denk geldim. Şaşkınlıkla paketleri getiren pêşmerge arkadaşa, ‘Bu gazetenin bu dağlarda ne işi var?’ diye sorunca o da; ‘Bu gazete Kak Doktor’un (bütün pêşmergeler Dr. Qasimlo’yaböyle hitap ederlerdi), hemen hemen her gün geliyor,’ dedi. Ben de gazeteyi alıp Dr. Qasimlo’nun kamptaki ofisine gittim ve hemen söze girerek, ‘Kak Doktor, sen niye bu gazetenin buraya geldiğini bana söylemiyorsun? Üstelik Türkçe bildiğimi ve yıllardır Türkçe bir gazeteyi elime almadığımı bilmene rağmen’ dedim.
Dr. Qasimlo da, ‘Kusura bakma, gerçekten işlerim arasında sana söylemeyi unuttum; al götür ve ilk sen oku,’ karşılığını verdi. Ben de gazeteyi elime alıp tam çıkarken kendimi sormaktan alamadım: ‘Peki Kak Doktor, senin ne alakan var Cumhuriyet gazetesiyle?’ O da gülerek; ‘Erdal İnönü beni gazeteye abone ettirdi’ dedi.”
Son röportajını Cumhuriyet’e verecekti
Dr. Qasimlo, 20-22 Haziran 1989’da gerçekleşen ve onun da katılacağı son Sosyalist Enternasyonal toplantısı olacak Stockholm’deki 18. Kongre’de yeniden Erdal İnönü ile görüşecek; hatta ölümünden birkaç gün sonra Cumhuriyet’te yayımlanan röportajında -ki bu aynı zamanda onun yabancı bir basın organına verdiği son röportajdı- kongre sırasında SHP heyetiyle de bir araya geldiklerini söyleyecekti. Erdal İnönü de Dr. Qasimlo’nun 13 Temmuz 1989’da Viyana’da, İran devletinin kendisine kurduğu komployla katledilmesinden sonra ailesine bir taziye mesajı gönderecekti.
Erdal İnönü’nün Dr. Qasimlo ile kurduğu bu temasları bir kenara koyduğumuzda, aslında onun Sosyalist Enternasyonal’deki rolü Kürtler açısından pek de olumlu değildi. Tıpkı babası İsmet İnönü’nün 1923’teki Lozan Konferansı’nda, “Ben de Kürdüm ve bu Türkiye Cumhuriyeti Kürtlerin ve Türklerindir” diyerek kafa karıştıran ve Kürtlerin aleyhine sonuçlar çıkmasını sağlayan tavrı gibi; oğlu Erdal İnönü de yıllar sonra benzer bir role bürünmüştü.
Hatta Erdal İnönü’nün Sosyalist Enternasyonal Danışmanı Şule Bucak, bu rolü yıllar sonra şu sözlerle açıkça ifade edecekti: “Dünya sosyal demokrat hareketinde çok tanınmış ve sevilen bazı isimler vardır ki Erdal İnönü de bunlardan biridir. Bilim adamı kimliğinden dolayı tanınan sevilip sayılırdı. Bu anlamda Türkiye’nin aleyhine olacak bazı karar tasarılarında o kararı ne şekilde düzelttirebiliriz diye mutlaka Erdal Bey’e başvurulurdu. Ve Erdal Bey ne söylerse o yapılırdı. Son sözü o söylerdi. Bu doğrultuda çok büyük katkıları oldu. Türkiye hakkında alınacak olumsuz kararları hep önlemeye çalıştı.”
Şüphesiz Şule Bucak’ın sözünü ettiği “olumsuz kararlar”; Kürdistan’da işlenen suçlar, hak ihlalleri, köy yakmalar ve katliamlar karşısında Sosyalist Enternasyonal’in alacağı pozisyon ya da takınacağı tavırdı. Bundan dolayıdır ki Erdal İnönü dünya medyasına rahatça “Aslım Kürt olabilir”diyordu; çünkü böylelikle “Bakın ben de Kürdüm ve Kürtlerin Türkiye’de sorunu yok” argümanını güçlendiriyordu.
Nitekim SHP ve Erdal İnönü’nün ardından gelen isim olan CHP ve Deniz Baykal; Sosyalist Enternasyonal toplantılarına delege sıfatıyla katılan Kürt liderlere karşı ne kadar tahammülsüz olduğunu açıkça sergilemekten kaçınmadı. Örneğin; 2007’de Cenevre’deki toplantıda, Mesud Barzani ve Celal Talabani kürsüye çıkıp konuşma yaptıkları sırada divanda oturan Deniz Baykal salonu terk etti.
Sonuç itibarıyla Dr. Qasimlo ile Prof. İnönü’nün karşılaşmasıise tarihin bir ironisi midir bilinmez ama aslına yabancılaşmış bir geleneğin, aslına sadakati canıyla ödeyen bir iradeyle garip kesişme öyküsü olarak hafızalarda kaldı…
Kaynaklar:


