BIST 100
13.809,88 -1,71%
DOLAR
43,8614 0,01%
EURO
51,7962 0,27%
GRAM ALTIN
7.340,18 0,83%
FAİZ
36,21 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
128,62 4,48%
BITCOIN
69.363,00 8,30%
GBP/TRY
59,4812 0,50%
EUR/USD
1,1805 0,28%
BRENT
71,03 0,38%
ÇEYREK ALTIN
12.001,22 0,83%
Diyarbakır Parçalı Bulutlu
Diyarbakır hava durumu
8 °
  • ANASAYFA
  • GENEL
  • Perwer Armed: Merkel’in yeniden sahne alması Almanya’da neyi değiştirecek?

Perwer Armed: Merkel’in yeniden sahne alması Almanya’da neyi değiştirecek?

2

Ana akım Alman basınına göre Merkel ve Merz’in yan yana gelmesi, aynı sahnede görüntülenmeleri “profesyonel ama soğuk” hareketlerdi… Stuttgart’ta iki gün devam eden, Almanya’nın iktidar partisi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU)’nun kongresinde; Başbakan Friedrich Merz ve partinin eski lideri Angela Merkel arasındaki “güç savaşı”, ikilinin sergilediği vücut diliyle net bir şekilde görüntülendi.

Merz, Merkel'i bir parti ikonu olarak selamlasa da Merkel'in yanındaki eşi Joachim Sauer'i neredeyse tamamen görmezden gelmesi dikkat çekici bir detaydı. Ayrıca Merkel’e yönelik alkışların Merz’in durduğu ana kadar devam etmesi de garipti. Bu durum, Merz'in Merkel’e karşı duyduğu kişisel mesafeyi ve “artık patron benim” mesajının dışa vurumuydu.

Baklava dönemi kapandı

Yaklaşık altı yıl aradan sonra (fiziki olarak en son 2019 Leipzig Kongresi’ndeydi) ilk kez bir parti kongresinde görülürken; görevden ayrıldıktan sonraki yıllarda kendisine yapılan tüm davetleri, günlük siyasete karışmak istemediği gerekçesiyle hep geri çevirmişti. Ancak ne gariptir ki aynı Merkel; geçtiğimiz mayıs ayında, bir zamanlar siyasi rakibi olan Yeşiller Partisi'nin ağır toplarından eski Bakan JürgenTrittin'in aktif siyaseti bırakması onuruna düzenlenen veda etkinliğine katılmış ve orada bir konuşma yapmıştı.

Tüm bunlara rağmen, küskünlüklerin bir tarafa itildiği Stuttgart kongresinde Merz tarafından “onur konuğu” olarak selamlanan Merkel, delegeler tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı. Ancak bu ilgiye rağmen Merkel’in, başbakanlık döneminin sembolü olan “baklava” şeklindeki el hareketini (Raute) hiçbir ortada yapmaması; artık aktif siyasetin veya partinin “yüzü” olmadığını, orada sadece bir izleyici olarak bulunduğunu bu sessiz tavrıyla hissettirdi.

Eski rakipler Merkel ve Merz, bir an için samimi şekilde yan yana durdular, hatta şakalaştılar. Ardından Merz kürsüye çıkıp bir saat süren o uzun konuşmasını yaptı. Bu esnada objektifler hâlâ Merkel’in üzerindeydi; Merkel ise bütün konuşmayı sessizce ve hiçbir mimik hareketi yapmadan izledi.

Merz’in Merkel mirasıyla hesaplaşması

2021’de yeniden aday olmayacağını açıklayarak Almanya’da 16 yıllık Die Ära Merkel” (Merkel Dönemi) devrini kapatan; Avrupa Birliği’ni sarsan Euro krizini yöneten, Suriye iç savaşı sırasında yaklaşık 1 milyon mülteciye kapıları açan, meşhur Wir schaffen das (Bunu başarabiliriz) sözüyle mülteci krizini göğüsleyen, bilimsel altyapısını ve kuantum kimyagerliğini kullanarak pandemi sürecini rasyonel söylemlerle yöneten “krizlerin şansölyesi” Merkel’in en büyük şanssızlığı ya da “kaderin bir cilvesi” mi diyelim; partisinin başına bizzat kendisinin 2000’lerde tasfiye ettiği Merz’in geçmesiydi.

Merkel’e karşı kişisel hırsını da işin içine katarak ve diğer Batılı ülkeler gibi Almanya’yı da etkisi altına alan sağcı-milliyetçi rüzgarı arkasına alıp Merkel çizgisinin siyasi DNA’sını oluşturan politikaları Merz; 2025’in Şubat ayındaki seçimlerde başbakanlık koltuğuna oturmasıyla darmadağın etti.

2011'deki Fukuşima felaketinin ardından Almanya'nın nükleer enerjiden aşamalı olarak çıkma kararı alınmasını Merz, “ciddi bir stratejik hata” olarak niteledi. Merkel döneminde gerçekleşen yenilenebilir enerjiye geçişi de “ideolojik” ve “dünyanın en pahalı enerji dönüşümü” olmakla eleştirdi. 2015 mülteci krizi sırasında Merkel’in izlediği açık kapı politikasını tersyüz ederek, göçmenlere kapıların tamamen kapatıldığı bir çizgi izledi ve Merkel'in çok kültürlülükanlayışı yerine Leitkultur (öncü kültür) kavramına vurgu yaparak göçmenlerin uyum şartlarını ağırlaştırdı.

Eşcinsel evliliği (Ehe für alle) konusu da Merz ve Merkel arasındaki hem kişisel değerler hem de siyasi strateji açısından tam bir zıtlık oluşturdu. Eşcinsel evliliğine şahsen karşı olsa da toplumsal değişimi ve siyasi baskıyı görerek konuyu bir “vicdan meselesi” olarak tanımlayan Merkel, kendisinin ‘hayır’ oyu kullandığı Meclis oylamasının yolunu açmıştı. Böylece meseleyi pragmatik bir hamleyle siyasetin gündeminden düşüren Merkel’e karşı Merz; bu açılımı partinin muhafazakâr kimliğinden verilen büyük bir taviz olarak eleştirip geleneksel aile yapısını savunmaya devam ettive konuyu ideolojik bir “ölüm kalım” meselesi haline getirdi.

Yerle bir edilen Merkel çizgisinin üzerine beton çeken gelişme de Ukrayna savaşıyla yaşandı. Merz, Merkel’in Rusya ile diyaloğu ve ekonomik bağımlılığı önceleyen “ticaret yoluyla değişim” stratejisini tamamen terk ederek; Ukrayna savaşı sonrası değişen jeopolitiğe uygun olarak askeri caydırıcılığı da içine alan, savunma harcamalarını artıran “güce dayalı” bir dış politikayı benimsedi.

İki devin ‘zorunlu’ ateşkesi işe yarayacak mı?

Peki, bunca derin zıtlığa rağmen Merz, neden Merkel’i gülümseyerek ve alkışlarla karşıladı? Kameraların önünde, aralarında hiçbir husumet yokmuşçasına sergilenen o iki eski dost pozlarının ardındaki asıl gaye neydi?

Aslında Merz’in Merkel’i güverteye alması; Alman siyasetinde “amiral gemisi” olmaktan çıkmak üzere olan CDU’yu kurtarma girişimi adı altında partililere, özellikle de 'Merkelcilere' moral verme dışında başka bir anlama gelmeyen, şimdiden samimiyetten uzak bir görüntü olarak hafızalarda yer edindi. Zaten bunu Merkel de görmüş olacak ki; Merz’in yeniden genel başkan seçildiği oylamayı beklemeden kongre salonunu terk etti.

Bir önceki kongreye göre parti içindeki desteğini yüzde 90’nın üzerine çıkartmayı başaran Merz’in Merkel ile ateşkese giden yeni stratejisi; anketlerde aşırı sağcı AfD ile baş başa giden CDU’ya iyi gelecek mi bilemiyoruz ama göçmenler cephesi için Stuttgart’tan hiç de iyi haberler gelmedi.

Stuttgart'taki iki günlük CDU kongresi, partinin muhafazakâr ve güvenlik odaklı yeni yol haritasını netleştiren stratejik kararlara sahne oldu. Yeni çizginin gereği olarak; vatandaşlığa geçiş süresini yeniden sekiz yıla çıkarmayı, yasa dışı yollarla gelenlere vatandaşlık yolunu kapatmayı ve Alman değer yargılarına (eşitlik, tarihsel sorumluluk, antisemitizm karşıtlığı) bağlılığı daha sıkı denetlemeyi hedefleyerek mevcut hükümetin kolaylaştırılmış vatandaşlık politikasına sert bir set daha çekti.

Toplumsal şeffaflık ve kadın hakları gerekçesiyle kamuya açık alanlarda peçe ve burka yasağı da kongrede kabul edilirken; eğitim ve dijital güvenlik alanında ise okullarda cep telefonu yasağı ile sosyal medya kullanımı için 14 yaş sınırını destekleyerek hem sosyal hem de kültürel alanda daha kuralcı bir devlet yapısının sinyalleri verildi.

CDU'nun aldığı bu kararlar, hükümet ortağı SPD’nin (Sosyal Demokratlar) geleneksel çizgisiyle taban tabana zıt. Ama bu durum Merz ve kliği için bir sorun teşkil etmiyor. Onların tek derdi; AfD (Almanya için Alternatif)’den rol çalarak oraya kaptırdıkları sağcı-muhafazakâr oyları yeniden toparlamak.

Almanya’nın siyasi fal hattında 2026

II. Dünya Savaşı sonrası Batı Almanya’yı yaratan, dizayn eden Adenauerların; Doğu Bloku’nun ve Berlin Duvarı’nın yıkıntıları arasında iki Almanya’yı 'kılçıksız' biçimde birleştirmeyi başaran Kohllerin geleneğinden gelen CDU’nun, Merz’in direktifleriyle bu hafta sonu sağa doğru bir vites yükseltmesinin; Alman muhafazakâr cephede işe yarayıp yaramadığını veya milliyetçi bir iklimin değirmenine su taşıyıp ülkeyi 'tehlikeli sulara' birkaç mil daha fazla yaklaştırıp yaklaştırmadığını çok değil, önümüzdeki birkaç ay içinde göreceğiz.

Çünkü 2026, Almanya için siyasi dengelerin yeniden kurulacağı kritik bir 'süper seçim yılı'. İlk sınav Mart’ta; Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz’da verilecek. Anketler CDU’nun buralarda, hatta SPD kalesi Rheinland-Pfalz’da bile öne geçtiğini fısıldarken; Bavyera ve Hessenyerel seçimleri Merz’in yeni muhafazakâr çizgisinin yereldeki rüştünü ispat edip etmeyeceğinin ölçüsü olacak.

Sonbaharda ise sahne Doğu Almanya ve Berlin’in... Eylül’deki Sachsen- Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommernseçimleri CDU için en riskli kulvarlar; zira AfD buralarda yüzde 35-39 bandıyla zirveye oynuyor. Stuttgart’taki sert göç hamleleri, aslında tam da bu kaleleri AfD’den geri alma girişimi. Yılın finali ise 20 Eylül’deki Berlin yarışı olacak. CDU yüzde 22-23 ile liderliğini koruma peşinde olsa da kentin parçalı yapısı, şimdiden sancılı koalisyon pazarlıklarının habercisi.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?