
Rastî-Bugüne kadar yapılan genetik araştırmalar büyük oranda yan yana duran genlerin birbirini nasıl etkilediğine (cis-etkileri) odaklanıyordu. Ancak bu yöntem, hastalığın karmaşık yapısını açıklamaya yetmiyordu. Yeni çalışmada ise bilim insanları, genomda (hücrenin tüm genetik şifresi) birbirine çok uzak mesafede bulunan genlerin etkileşimlerini (trans-etkileri) de hesaba kattı.
Beyindeki genlerin tek başlarına değil, birer "ortak çalışma ağı" halinde hareket ettiğini belirleyen araştırmacılar, ölen bağışçıların beyinlerinden alınan verilerle iki yeni tahmin modeli geliştirdi. Prefrontal korteks (planlama ve hafıza merkezi), hipokampus ve amigdala gibi beynin 6 kritik bölgesinden alınan gen aktivite verileri, tam 100 bin kişinin genetik datasıyla yapay zeka destekli modellerle tarandı.
Bağışıklık Sistemi ve Beyin İletişimi Öne Çıkıyor
Araştırmanın sonuçları, şizofreninin biyolojik mekanizmasına dair çarpıcı veriler sundu:
Sinyal İletim Bozukluğu: Beynin planlama, karar verme ve işleyen bellekten sorumlu bölgesi olan prefrontal kortekste, hücreler arası sinyal iletimini sağlayan AMPA reseptörlerinin taşınmasını düzenleyen genlerin yoğunlaştığı görüldü.
Bağışıklık Yanıtı: Beynin birçok bölgesinde, bağışıklık sistemi ve inflamasyon (iltihaplanma) süreçleriyle doğrudan bağlantılı çok sayıda gen tespit edildi. Bu durum, son yıllarda bağışıklık sisteminin şizofrenide rol oynadığına dair teorileri güçlendiriyor.
"Kişiye Özel Psikiyatri Dönemi Yaklaşıyor"
Lieber Beyin Geliştirme Enstitüsü Direktörü Daniel Weinberger, keşfin önemini şu sözlerle özetliyor:
"Bu çalışma, şizofreni riskinin sadece art arda tetiklenen tekil genlerden ibaret olmadığını gösteriyor. Asıl mesele, gen ağlarının bir orkestra gibi nasıl birlikte çalıştığıdır. Bu koordineli genetik programları anladığımızda, hastanın tamamen kendi biyolojik profiline uygun 'hassas psikiyatrik' tedaviler geliştirmeye çok daha yaklaşmış olacağız."
Yöntemsel olarak devrim niteliğinde bir adım atılmış olsa da uzmanlar çalışmanın bazı sınırları olduğuna dikkat çekiyor. Beyin dokusu örneklerinde tüm hücre tiplerinin birbirine karışmış olması, sinir hücresi türleri arasındaki ince farkların henüz netleşmesini engelliyor. Ayrıca bir gen ile hastalık arasında istatistiksel bir bağ bulunması, o genin hastalığa doğrudan "neden" olduğunu kanıtlamak için tek başına yeterli değil.
Buna rağmen araştırma, bugüne kadar çok dar kalıplarla incelendiği için gözden kaçan devasa bir genetik dünyayı aydınlatarak gelecekteki ilaç tedavileri için yepyeni kapılar aralıyor.
Kaynak: Die Welt

